∵Edebiyat


Uçurtma Avcısı
(İlk Basım:2003)

Yazar: Khaled HOSSEİNİ

Sayfa Sayısı: 375

Emir ve Hasan, Kabil’de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk… Aynı evde büyüyüp, aynı sütanneyi paylaşmalarına rağmen Emir’le Hasan’ın dünyaları arasında uçurumlar vardır: Emir, ünlü ve zengin bir işadamının, Hasan ise onun hizmetkârının oğludur. Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur. Uçurtma Avcısı arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman. Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakârlıkları ve yalanları… Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor. Uçurtma Avcısı’nda anlatılan olağanüstü bir dostluk. Bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü… Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır. Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California’ya giderler. Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür. Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan’ın hatırasından kopamaz.

Kaynak: www.dr.com.tr


Kuyucaklı Yusuf
(İlk Basım: 1937)

Yazar: Sabahattin Ali

Sayfa Sayısı: 264

YKY tarafından ilk olarak 1999 yılında basılan roman günümüzde YKY (Yapı Kredi Yayınları) tarafından basılmaya devam edilmektedir. Kitabın editörlüğü Ayfer Tunç, yeni kapak tasarımı ise “Nahide Dikel” tarafından yapılmıştır. 1985 yılında Sinema filmine uyarlanan romanın filminde Talat Bulut, Derya Arbaş ve Ahmet Mekin’in rol almış, filmin yönetmenliğini ise “Feyzi Tuna” üstlenmiştir. Kuyucaklı Yusuf konusu itibariyle ailesinin katledilmesiyle sahipsiz kalan dokuz yaşındaki Yusuf’un olayı soruşturmak için Kuyucak’a gelen Nazilli Kaymakamı Selahattin Bey tarafından evlatlık alınması ve çocuğun daha sonraki hayatı anlatılmaktadır. Edebiyat eleştirmenlerine göre Yusuf karakteri, köyden şehre göç edip şehir hayatına uyum sağlayamayan insan tipinin habercisi olarak değerlendirilmektedir.

Kaynak: www.dr.com.tr/


Böğürtlen Kışı
(İlk Basım Tarihi: 2012)

Yazar: Sarah JİO

Sayfa Sayısı: 360

2012 yılında Penguin Plume tarafından “Blackberry Winter” ismiyle yayımlanan roman “Mart Menekşeleri”, “Son Kamelya” gibi çok satan romanların yazarı Sarah Jio’nun üçüncü romanıdır. New York Times Bestseller ve USA Today Bestseller listesinde yer alan roman, ülkemizde 2013 yılında “Duygu Parlasan”ın çevirisiyle Arkadya Yayınları tarafından “Böğürtlen Kışı” ismiyle yayınlanmıştır. Böğürtlen Kışı, Güney, Orta-Batı ve Kuzey Amerika’da ilkbaharın son aylarında sık sık yaşanan soğuk havanın halk arasındaki adıdır. Kitabın baş sayfasında Sarah Jio’nun Türk okurları için teşekkür mesajı dikkat çekmektedir. Kitaptaki olaylar 1933 yılında Seattle’da geçmektedir. Vera Ray, üç yaşındaki oğlunu öperek uyutur ve yerel bir otelde gece vardiyasında çalışmak üzere çıkar. Vera, daha sonra şehrin karlarla kaplandığına ve çocuğunun ortadan kaybolduğuna tanık olur. Vera, karla kaplı sokakta oğlunun en sevdiği oyuncak ayısını bulur. Ne var ki kar, Vera’nın çocuğunun ve failin izlerini gizlemektedir.  Sürükleyici anlatımıyla ve konusuyla okurları büyüleyen Böğürtlen Kışı, Sarah Jio eserleri arasında en iyilerden biri olarak yorumlanmaktad

Kaynak: www.dr.com.tr/

Kürk Mantolu Madonna
(İlk Basım Tarihi: 1943)

Yazar: Sabahattin Ali

Sayfa Sayısı: 164

İlk baskısı 1943 yılında yapılan Kürk Mantolu Madonna, günümüzde halen en çok ilgi gören ve satılan kitaplar arasında bulunuyor. Basıldığı günden bu yana 1 milyondan fazla satan kitap üzerine, birçok araştırma ve inceleme yapılmış, hakkında tezler yazılmış, fakat bu başarısının sırrı tam olarak çözülememiştir. Onu bu kadar özel kılan ve hala konuşuluyor olmasındaki en büyük pay, tabii ki Sabahattin Ali’nin usta kalemi ve başarılı ruh tahlilleridir. Konusu ile adından sıkça söz ettiren eser, Türk edebiyatının da en önemli romanları arasında gösteriliyor. Psikolojik bir anlatı olarak da ifade edebileceğimiz roman aslında üç ana tema etrafında şekilleniyor: Aşk, yalnızlık ve yabancılaşma. Kürk Mantolu Madonna, daha çok bir aşk hikayesi olarak görünse de romanda aslında bir insanın yalnızlaşma sürecine ve giderek topluma yabancılaşmasına şahit oluyoruz. Psikolojik tahliller çerçevesinde bu yabancılaşma ve yalnızlık duygusunu Sabahattin Ali o kadar iyi anlatıyor ki, okurken bize bu hisleri adeta yaşıyormuşçasına hissettiriyor. Hüzünlü bir aşk öyküsü olan Kürk Mantolu Madonna, iki hikayeden oluşan bir anlatıma sahip. İlk hikayede Rasim adlı karakterin iş bulması ve Raif Efendi ile tanışması anlatılıyor. Kimseler ile konuşmayan sessiz sakin Raif Efendi’yi gözlemleyen ve onu daha yakından tanımak isteyen Rasim’in anlatımı ile Raif Efendi’yi dinliyoruz. Onun neden bu kadar yalnız ve topluma yabancı olduğunu ise kendisinin kaleme aldığı siyah kaplı defter aracılığı ile ikinci hikayede öğreniyoruz. İkinci hikaye Raif Efendi’nin kimselere söylemediği ve anlatmadığı bir aşk hikayesi ile başlıyor. Gençlik yıllarına gittiğimiz bu defterde Raif Efendi’nin Almanya’da bir resim sergisinde Maria Puder ile tanışması ve sonrasında birbirlerine aşık olmasının hikayesi içinde bir anda kendimizi buluyoruz. Kitap olarak basılmadan önce Kürk Mantolu Madonna’nın “Büyük Hikaye” başlığı altında 48 bölüm olarak bir gazetede yayımlandığını biliyor muydunuz?

Kaynak: www.dr.com.tr/


Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı
(İlk Basım Yılı: 2000)

Yazar: Rasim Özdenören

Sayfa Sayısı: 240

Batı ve İslam; iki kültür ve tefekkürün arasındaki farklar nelerdir? Batı dünyası hakkında az gelişmiş ülkelere hangi yanıltıcı imajlar verilmektedir? Türkiye’de Batı ve Batılılaşma konusu, çağdaşlık ve bilimsellik gibi kavramlardan ne anlaşılmalıdır? Batı uygarlığının paradoksları nelerdir? Özdenören, insanımız için özellikle bu dönemde yeniden incelenip düşünülmesi gereken bu benzeri birçok önemli konuyu büyük bir yetkinlikle tartışmaya açıyor.

Kaynak: www.kitapyurdu.com


Şey ve Tan
(İlk Basım Tarihi: 2014

Yazar: Mehmet Sabri Genç

Sayfa Sayısı: 88

“Nuh Peygâmber’in, „tufan sona ermiş mi git bak“ diye gönderdiği karga yolda giderken bir dağın tepesinde bir leş görür, hemen yemeğe koyulur ve bu arada tekrar dönüp tufan hakkında haber vermeyi unutur. Sonra o karga ‘ayrılık kargası’ diye anılır. Sanırım o ayrılık kargası hâlâ o leşin başında ve bizler fırsattan istifade tufanın tadını bile çıkaramıyoruz, onun arındırıcılığından uzağız. Ey Nuh hâlâ bıraktığın gibiyiz! Bir kaç çocuğundan türeyen soyun dışında bazısı da atasını geminde bulunan bir çift maymundan sanıyor. Ah ne garip! Belki de karganın yediği leş bir insana aittir! Kendimi, bu devirde yaşarken o dağın tepesinde bir leş gibi hissediyorum, bir karga birimizin üzerinde her birimizi tüketmeye çalışıyor ve az ilerdeki tufanın kudretinden ya da aksi istikametteki dinginliğin azametinden kopuk yaşıyoruz

Kaynak: www.kitapyurdu.com


Bulantı
(İlk Basım Tarihi: 1994)

Yazar: Jean-Paul Sartre

Sayfa Sayısı: 264

20. yüzyılın önde gelen aydınlarından Jean-Paul Sartre, romanları, oyunları ve düşünce yazılarıyla varoluşçuluk düşüncesini olduğu kadar bütün bir yüzyılı da derinden etkilemiştir.Bulantı, 20. yüzyılın en etkili düşünürlerinden Jean-Paul Sartre’ın ilk romanı. Bireyin kökten özgürlüğünü vurgulayan varoluşçu akımın sözcülüğünü üstlenen Sartre, adını 1938’de yayımlanan bu romanıyla duyurmuştu. Günlük biçiminde yazdığı bu kitabında, romanın kahramanı Roquentin’in dünya karşısında duyduğu tiksintiyi anlatıyordu. Bu tiksinti yalnızca dış dünyaya değil, Roquentin’in kendi bedenine de yönelikti. Kimi eleştirmenler romanı hastalıklı bir durumun, bir tür nevrotik kaçışın ifadesi olarak değerlendirdilerse de, Bulantı, yansıttığı güçlü bireyci ve toplum karşıtı düşüncelerle, sonradan Sartre’ın felsefesinin temellerini oluşturacak birçok konuya yer veren özgün bir yapıttı. “Varoluş”la yüz yüze gelen Roquentin’in geçirdiği değişimi anlatan Bulantı, varoluşçuluğun kült kitaplarından biri oldu. 20. yüzyıl roman sanatında da önemli bir yeri olan bu kitabı, Selâhattin Hilâv’ın usta işi çevirisiyle sunuyoruz.

Kaynak: www.idefix.com/


Duvar
(İlk Basım Tarihi: 1939)

Yazar: Jean-Paul Sartre

Sayfa Sayısı: 206

Varoluşçuluk’un babası sayılan Jean-Paul Sartre (1905-1980) Aydınlanma Çağından bu yana çağının tanığı ve bilinci (vicdanı) olabilmiş, edebiyata, felsefeye ve politikaya ilişkin görüşleriyle çağını etkilemiş, tartışmalara yol açmış ender bir yazar. Duvar’da yazarın beş öyküsü yer alıyor. Kitaba adını veren Duvar adlı öyküde, Frankocular tarafından ölüme mahkum edilen bir cumhuriyetçinin direncini yitirip bir arkadaşını ele verişi; Oda’da kocasının deliliğini paylaşmaya çalışan Eve’in çabaları, çağcıl Erostrates’te kalabalığın üzerine ateş ettikten sonra teslim olan Paul Hilbert’in gerçeküstücü eylemi; Gizlilik’te iktidarsız kocasını daha erkeksi biri için terk eden `soğuk’ bir kadının öyküsü ele alınıyor. Son öykü Bir Yöneticinin Çocukluğu’nda ise bir sanayi yöneticisi olmaya hazırlanan Lucien’in cinsel gelişimine koşut olarak düşünsel bunalımları işleniyor. Bunalımlar çağı olmak özelliğini sürdüren yirminci yüzyılı ve onun insanını tanımak için Duvar vazgeçilmez bir kitap.

Kaynak: www.kitapyurdu.com


Eylül
(İlk Basım Tarihi: 1901)

Yazar: Mehmed Rauf

Sayfa Sayısı: 256

Türk Edebiyatının ” İlk Psikolojik Roman” olma özelliğine sahiptir.

Eylül’ün kitap halinde ilk basımı 1901 yılında yapılmıştır. Mehmet Rauf’un en önemli eseri sayılan Eylül, zamanın ilk psikolojik eseri olarak kabul edilir… Eserde, Suad, Sureyya ve Necip üçlüsü arasındaki sevgi, sadakat, aşk, evlilik üçgeninde roman kahramanlarının ruhsal çözümlemeleri yapılmaktadır.Evli bir kadınla, kocasının yakın arkadaşı olan adam arasındaki yaşanan yasak aşk ve bunlardan habersiz kocanın ruhsal durumu, kadının ve erkeğin toplumsal rolleri, romanın yazıldığı döneme göre oldukça cesur bir dille anlatılmaktadır.Okunması gereken çok önemli bir Türk klasiği sayılmaktadır…

Kaynak: www.kitapyurdu.com


Çalıkuşu
(İlk Basım Tarihi: 1922)

Yazar: Reşat Nuri Güntekin

Sayfa Sayısı: 541

Reşat Nuri Güntekin’in 1922 yılında ilk kez Vakit gazetesinde tetrika edilen en tanınmış eseridir. Fransız Lisesi mezunu gencecik, delişmen bir kız olan Feride’nin serüveni yaşadığı derin bir hayal kırıklığı sonrasında nişanlısını, ailesini İstanbul’da bırakarak Anadolu’nun küçük bir köyüne öğretmen olmasıyla başlar. Daha sonra bu köyü diğer kasabalar, şehirler izler. Önceleri her gittiği yerde Kurtuluş Savaşı’nın etkileri görülür, güç koşulların, sefaletin izlerine rastlanır. Sonraları farklı kültürden gelen genç, yalnız ve bağımsız bir kızın toplumsal yaşamdaki zorlukları, çalışan değer yargıları, karşısına dikilen çıkar ilişkileri, Feride’nin iç dünyasındaki fırtınalar ve derin yalnızlıkla iç içe geçerek okurun karşısına çıkar. Çalıkuşu, gerçekçi yönelimin ilk dönemlerinden olan bir başyapıttır.

Kaynak: www.babil.com


Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
(İlk Basım Tarihi: 1930)

Yazar: Peyami Safa

Sayfa Sayısı: 112

Türk edebiyatındaki en başarılı psikolojik roman yazarımız olarak Peyami Safa bu kitapla öne çıkmıştır.

Peyami Safa’nın şaheserlerinden Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Türk edebiyatında “insan ruhunun derinliklerinde ve labi­rentlerinde dolaşan ilk roman” olması ve hasta bir insanı ve onun psikolojisini ele alması bakımından önemli bir yere sahiptir. Birçok araştırmacı ve yazar tarafından Türk edebiyatında bir ilk kabul edilen Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Tanpınar dediği gibi, “acının ve ıstırabın yegâne kitabı” olarak hem kemiyet hem de keyfiyet bakımından başka hiçbir eser olmasa da Türk romanının var olduğuna delil gösterilebilecek kudrette bir eserdir. Romanın genç kahramanı, ayağındaki rahatsızlıktan kurtulabilmek için sayısız doktora görünür ve en nihayetinde havadar bir ortamda, stresten uzak bir istirahat dönemi geçirmesi gerektiğine ikna edilir. Ancak, gerek akrabaları olan bir Paşa’nın Erenköyü’ndeki köşkünde misafir kaldığı dönemde, gerekse kendi evi ve hastaneye gidiş gelişlerinde şuurunu adeta bir facia atmosferinde yoğurur. Peyami Safa’nın çocukluk ve gençlik dönemlerinden fazlasıyla izler taşıyan roman, hem umudu ve umutsuzluğu, hem de sevinci ve felaketi aynı sayfalara sığdırabilmiş olması bakımından insanın eşsiz bir tarifini sunuyor.

Kaynak: www.otuken.com.tr


İçimizdeki Şeytan
(İlk Basım Tarihi: 1940)

Yazar: Sabahattin Ali

Sayfa Sayısı: 254

“İsteyip istemedeğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticede aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması..” Bu romanında, toplumsal gündemin kişilikler üzerindeki baskısını ve güçsüz insanın “kapana kısılmışlığını” gösteriyor Sabahattin Ali. Aydın geçinenlerin karanlığına, “insanın içindeki şeytan”a keskin bir bakış.

Kaynak: www.dr.com.tr/


Yılanların Öcü
(İlk Basım Tarihi: 1959)

Yazar: Fakir Baykurt

Sayfa Sayısı: 280

Türk edebiyatında ilk kez filmi çekilen romandır.

Türkiye’nin güzel mi güzel, yoksul mu yoksul bir köyüdür Karataş. Kara Bayram da bu köyün yoksullarından biridir. Babadan kalma tek odalı bir evde yaşar, iyi huylu karısı, üç yavrusu, bir de evinin direği anası Irazca’yla. Dertli kadındır Irazca, yaslıdır. Ama dişlidir bir o kadar da. Kendi yağlarıyla kavrulup giderlerken, bir gün huzurları kaçar. Muhtar Cımbıldak Hüsnü’nün kayırdığı Haceli evlerinin önüne ev yapmaya kalkışır çünkü. Tabii Irazca dikleşir; kızılca kıyametler kopar köyde… ve kasabada. Gelmedik kalmaz başlarına… Fakir Baykurt, bu romanıyla, köy yerindeki küçük hesapları, bu hesapların peşinde koşan fırsatçıları, onların siyasetteki, bürokrasideki uzantılarını ve o zalimlerin ezmek, yok etmek istediği aydınlık, güzel insanları anlatıyor; kısacası yine “memleket mesele-lerine” değiniyor. Hem de, sakıncalı damgası yemek ve zamanında pek çok tartışmanın ve dolayısıyla husumetin odağı olmak pahasına… İki kez filmi çekilen, edebiyatımızın tartışmasız bir başyapıtıdır.

Kaynak: www.kitapyurdu.com


Veda
(İlk Basım Tarihi: 2007)

Yazar:  Ayşe Kulin

Sayfa Sayısı: 390

“Osmanlı’nın son günleri… Eli kolu bağlanmış bir padişah… İşgal altında bir İstanbul… Ve… Esir şehirde bir konak…”Ayşe Kulin, Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerinde, işgal altındaki İstanbul’da bir konakta yaşananları anlatıyor bu kez. Son Maliye Nazırı ve ailesi aracılığıyla o dönemin resmini çizen Veda, çökmekte olan bir tarih ile yeni bir gelecek arayan Milliciler arasında sıkışan o dönem Osmanlı aydınının da öyküsünü dile getiriyor.Ayşe Kulin’in her zamanki ustalıklı ve sürükleyici üslubu ile okurlarının elinden bırakamayacakları bir kitap bu. Günümüz Türk edebiyatında neredeyse eşsiz olan, biyografik veriler ile roman tekniğini birleştirmekteki ustalığını bir kez daha sergileyen Kulin, bu kez bir İstanbul öyküsü bir imparatorluk tarihini birlikte ele alıyor.

Kaynak: www.neokur.com


∵Edebiyat

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön