1001 Katharsis Masalları

https://youtu.be/yJkLuUBU348

Katharsisin Oluşum Süreci

Katharsis (κάθαρζις kátharsis) Aristoteles‟in Poetika‟sında zikredildiği üzere, tragedyanın uyandırdığı acıma/ızdırap ve korku/dehŞet duyguları vesilesi ile ortaya çıkan arınmadır (Poetik VI, 1449 b 26). Bu, türe özgü tesir eksenli tanımlama en çok bilinen ve klasik olandır. Tragedya; taklit  esaslı anlatım aracılığı ile değil, “merhamet ve dehŞet/korku” duyguları uyandırarak ruhun bir Şekilde arınmasını sağlar  (Rhetorik,  VI,  1449  b/26).  Ġfade  ilkin  daha ziyade dinî arınma kastedilerek kullanılmıŞtır.

Peki, metaforik ifade bizde uyandırdığı tesir ile az ya da çok kathartik midir? Önce katharsis kavramını tetkik edelim:

Grimm‟in defalarca vurguladığı üzere “medyanın tesirlerinin araŞtırılmasında Şiddetin sahnelenmesi agresivitenin artmasına mı sebep olur, yoksa azalmasına mı?” meselesi katharsisin modern yüzündeki en belirgin çizgidir kanaatimizce (Grimm 1993, 22-27; Grimm 1999). Diğer anlam ise edebiyat ve sanat mantığında “estetik tecrübelerin iletiŞimsel performansı” çerçevesinde geliŞir (Jauss 1982).71

“Ἔλεος” (eleos) ve “Φόβος” (phobos)

“Ἔλεος”  (eleos)  ve  “Φόβος”  (phobos) kelimeleri çoğunlukla       acıma   ve        korku   karŞılıkları       ile çevrilmektedir. Merhamet (Barmherzigkeit) ve Şefkat (Mitleid) arasında duygunun yüceliği bakımından fark vardır. Aynı sosyal seviyedeki/ortamdaki iki insan birbirine Şefkat gösterebilir; bu daha ziyade samimiyet içerir. Anne Şefkati gibi. Acımak ise avami kullanıma daha açıktır. Bacağı kırık bir köpeğin hali de iç acıtabilir. Ama merhamet daha ulvidir. Kralların, sultanların harcıdır. Burada kastedilense bunların hiçbiri değil bilakis: “ızdırap”tır.72

Mevzubahis duygu bir gerilimin ardından izleyicide uyanır ve arzu edilen Şey nispeten kalıcı olmasıdır. Diğer ruh hallerine nazaran ızdırap daha uzun süreli ve daha kalıcıdır.

1001 Katharsis Masalları

Ἔλεος (eleos), Yunan Mitolojisi‟nde merhametin kiŞiselleŞtirilmesidir. Roma mitolojisindeki (Latince) “Misericordia”ya karŞılık gelir. Agora‟da (Atine) çoğunlukla sığınma amaçlı (mesela Adrastos, Herakliden) bir altarı (ibadet yeri/tapınak) vardır. Bu muhtemelen Agora‟nın kuzey batı köŞesindeki Oniki Tanrı Tapınağı (Zwölfgötter-Altar) ile  aynıdır. “Φόβος” (phobos/fobos) ise savaŞ tanrısı Ares ve aŞk tanrıçası Afrodit‟in oğullarıdır. Roma mitolojisindeki Metus‟a karŞılık gelir. Ġlgili kelimenin korku biçimi ise hem tahfif edici olmakta hem de menŞeine uymamaktadır. Bu amaçla dehşet kelimesi daha uygundur. Wiegmann‟a (Schadewaldt ve Fuhrmann‟ın itirazlarına istinaden) göre korku (Furcht) ve acıma (Mitleid) çevirileri uygun değildir; bunun yerine ızdırap (Jammer) ve Schauder (dehŞet) kelimeleri Şiddetli tesiri daha iyi izah etmektedir (2003, 90).

Tıpta kusturucu maddenin kullanımına da bu ad verilir; ama aynı zamanda ayinsel bir arınmaya da. Bilhassa psikoloji ilmi açısında Josef Breuer ve Sigmund   Freud‟u   ciddi   anlamda   meŞgul etmiŞtir

katharsis (bkz. Reichender 1983:15, 229-250). Hatta Freud‟un serbest çağrıŞımdan önceki yöntemi katharsis yöntemidir (Roudinesco ve Plon 2004, 528). Mesela Jauss da, estetik tecrübeyi poiesis (yaratma), aisthesis (algılama) ve katharsis (arınma) kavramları ile açıklar (Velthaus 2002, 171). Aslında  estetik tecrübe sağlaması gereken metaforun da yaratma, algı ve arınma ifadeleri ile iç içe olması tabiidir.

1001 Katharsis Masalları

Temizlenme yahut arınmanın nasıl olacağını da kısaca izah edelim. Gramatikal olarak temizlenme/arınma trajedide Şu üç alaka ile mümkündür:

Bir nesnenin arınması (genitivus objektivus)

Bir nesne tarafından arındırılma (genitivus seperativus)

Bir etki sonucu hasıl olan arınma (genitivus subiectivus)

Yani doğrudan duygu ile (ızdırap ve dehŞet) veya seyircinin duygusal ayrıŞım sonucu özgürleŞmesi ile ya da duygunun kendi baŞına bir arınma için harekete geçmesi ile ilgilidir (Halliwell 1986, 350-56).

Pavel  Matev‟in  “Köylü”  Şiirinden  bir  parça   ile devam edelim:

Kentlerin, gökyüzü yerine katları vardır.

Kentlerin, kırlar yerine, kaldırımları vardır.

Ay parıldamaz kentlerde geceleri sokak fenerleri vardır.

Her yerde kapalıdır kapılar.

Her yerde bir giz. (Pavel Matev, d.1924; çev. Özdemir Ġnce.)

1001 Katharsis Masalları

Bu parça okunduktan sonra beynimizden vurulmuŞa dönmüyoruz. “ġaŞırmak, irkilmek, hayret etmek, duygulanmak, birlikte ağlamak, birlikte gülmek, yabancılaŞmak” gibi bazı sıralı duygular yaŞamıyoruz. Ellerimiz, ayaklarımız titreyerek diğer paragrafa geçmemiz de pek olası görünmüyor. Zihni ve kalbî bir aydınlanma, eŞyanın ötesine geçen bir bakıŞ da temin etmiyor bu kelimeler. O halde “kathartik tesir” nasıl olur? Buradaki arınmayı evvela abartmamak gerekir, daha sonra da bunun netice itibarıyla kutuplardaki ruh halleri değil “ruh halinde olumlu yönde değiŞiklik” (tabiri caizse ruhsal terbiye) olması gerektiği unutulmamalıdır. Yani (ve zaten) tragedyanın uyandırdığı acıma/ızdırap ve korku/dehşet duyguları modern insan için geçerli değildir.

Modern insan televizyonunda çatıŞma sırasında Şehit düŞen bir polisi, bir depremde sakat kalanları, açlıktan ölmek üzere olan çocukları yahut gösteri yapan emeklileri  izlerken akŞam yemeğini iŞtah seviyesinde düŞüŞ olmadan yiyebilmektedir. Aynı kiŞi tuvalet kâğıdı veya baŞka bazı ürün reklamlarını izlerken iğrenme de duymamaktadır. Bu hissizlik hali iletiŞimdeki deformasyonun da temel sebeplerindendir aslında. Dolayısı ile ölüm (ki en trajiktir) bile bu kadar aŞınmıŞken, katharsisi Aristoteles‟in bize taktim ettiği gibi değerlendirmek saçma olur. Her Şeye rağmen insanı tesir altında bırakan ve onda adrenalin esaslı arınma neticeli duygular uyandıran ürünler (ki artık bu görevi sinema sanatı devralmıŞ gibidir) katharsis‟in kabuğudur. Bir patlamanın anında hasar tesir etmesi gibi bunların etkisi anında hissedilir. Muhatapları da normal (ve büyük oranda basit) insanlardır. Ancak bir de zaman ayarlı infilak ediciler vardır. Bir süre zihinde yaŞayan,  kuluçkaya  yatan,  ağ  ören  ve  yuva   yapan

1001 Katharsis Masalları

fikirlerdir bunlar. ĠŞte bu tür farklı ruhsal tesirler kiŞide “olgunlaŞma” hasıl ediyor (ki bir anda gerçekleŞmesi mümkün olmayan bu halin gerçekleŞmeye baŞladığı ancak ruhsal tatmin ile anlaŞılır) ise kathartik bir tesirden söz edilebilir. ġiire dönelim. Kent hayatının  bu Şekilde naif anlatımı ve neticede “her yerde bir giz” olması bizde anlık da olsa bir zihni haz (1) hasıl ediyorsa tatmin (2) baŞlar; bu da bizi katharsisin öngördüğü olgunlaşmaya (3) götürür.

Zikredilen tertibi tatbik için bir misal daha verelim. Zaharia Stancu‟nun (1902-1974) “Höyüklü Alan” Şiirinden bir parça:

Yüklemiş yıldızları arabasına gece Kasıp kavuruyor ortalığı bir rüzgâr.

Bir İskit kralı uyuyor şu höyüğün altında Öbüründe Got kralı var.

[…….]

Bir savaş yeriydi daha dün

Şimdi ekinlerin dalgalandığı şu alan. Çiziktirmeye kalk bir sopayla toprağı

Ya bir kırık kargı çıkar ya kalkan (çev. YaŞar Nabi)

Tatbikat gayet basit; metaforik kullanım bir zihnî haz vermelidir, ki bu da ruhu tatmin eder. Dolayısı ile burada amaç “ruhu ehlileŞmiŞ; kendini terbiye etmiŞ” insana ulaŞmaktır. Aksi halde tragedyanın uyandırdığı acıma/ızdırap ve korku/dehŞet duyguları‟nın hedeflenen arınmayı sağlaması abartı ve aŞırılık riski içinde eğlence unsuru haline geliverir. Yukarıdaki Şiirin uyandırdığı bir parça hüzün kurtarılabilir bir ruh için bol aksiyonlu bir Hollywood filminden daha kathartiktir.

Her iki hâkim duygu da dramatik davranıŞlarla çözülmeli/açığa çıkmalı74 ve dramatik  figürlerce geçerli kılınmalıdır. Eğer izleyicinin (/okurun)  zihninde tasvir edilenle ilgili bir hane yoksa kapıdan netice alınamaz. Yani mimetik sürecin mesafesi kısa tutulmalıdır. Bu, korku ve heyecanın dışa vurumu ile tesirini gösterir. Daha sonra katharsis duygusal yayılımın merkezine ilerler ve neticede iyileŞtirici bir rahatlama hasıl olur. Bu, Avrupa tiyatrosunda artık tespit edilemez; zira seyirci de değiŞmiŞtir. Tiyatro daha baskın, post-dramatik ve daha sınırsız bir tasavvur kazanmıŞtır. ġimdilerdeki iki eğilim katharsise manidir:

Dramatik davranıŞlar yoksa katharsis de olmaz. Burada yine az önceki kurtarılabilir ruhlardan bahsediyoruz. Kahramanların, tanrı ve yarı tanrıların alıŞılagelen talihsizlikleri, giderek artan ve ama mutlaka düŞen gerilim ögeleri, felaketler, infilaklar vs. artık beklenen tesiri uyandırmaz. 20. Asırdan itibaren seyirci kahramansız ve dramatik anlaŞmazlıkların olmadığı bir tiyatroya alıŞmıŞtır.

Artık sahnedeki ızdırap ve dehŞet sahneleri izleyiciye inandırıcı gelmemektedir. Bunun dramatik figürlerin geliŞtirilememesi, bunun yerine aktör/aktris ile   seyirci   rabıtasına   ağırlık   verilmesi   gibi birçok sebebi vardır. Hamlet ne kadar modernize edilebilir? Yahut sonunu bilmeyen var mıdır bu olaylar dizisinin?

Katharsis’in Yakın Tarihi

1001 Katharsis Masalları

Katharsis‟in yakın tarihini üç isimle özetleyebiliriz. Lessing‟in ahlak algılayıŞı, Goethe‟nin denge yaklaŞımı ve Bernays77„ın mutabakat/uzlaşı  görüŞü.

Katharsis‟in, trajediyi algılayan seyircinin zihninde meydana gelen duygusal gitgeller olduğunu  biliyoruz.78 Peki, katharsis ömrünü ne kadar daha sürdürebilir? Katharsis her devirde bir bukelamun gibi varlığı sürdürmüŞtür (Girshausen 2005, 163-170); yahut bu, kapıyı açan Aritoteles‟in zihnindeki trajedilerle79 birlikte doğup mimesisin bir sonraki aŞaması olarak literatürde ve psikolojide yerini yavaŞ yavaŞ daraltmıŞtır.

Lessing: Bu “Ἔλεος” ve “Φόβος” kelimelerinin çevirisi meselesinde korku ve acıma kullanımının kaynağı Lessing‟dir. Gotthold Ephraim Lessing, Hamburgischen Dramaturgie‟sinde bu arınmanın halkın ahlaki olgunlaŞmasına yardımcı olacağını düŞünür. Zira ahlaklı adam Şefkatli/ merhametli adamdır; korkusu ise sadece kendi akıbetindendir. Seyirci kahramanla birlikte acı çeker, onun hissettiklerini hisseder; hissettiği acı, ızdırap raddesine varır ki böylece kendi arzularından arınmıŞ olur. Bu Şekilde bir duygu olgunluğu yaŞayan, bu pratiği edinen insanın ahlaki davranması; bunu hayat felsefesi edinmesi daha kolaydır.80

Goethe: Goethe katharsisi seyirci ile iliŞkilendirmez; bilakis kısmî bir tesirle tutkuların dengelenmesi olarak görür. Ġdeal olan insandaki görev bilinci ile idrak ve duygu arasında bir mutabakat oluŞudur. Bu tavır kimilerine göre katharsisin ilk defa gerçek manada anlaŞılmasıdır (Wittkowski 1987, 113- 127). Sanatın ahlaki bir tesir üzerinde duruŞu Goethe için nispeten daha az anlamlıdır. Ona göre sanatın ahlak üzerinde bir etki yaratması mümkün değildir; yani bir trajedi seyircisi daha iyi bir insana dönüŞmüŞ olarak eve gitmez (Goethe 1981, 342).

Bernays: Bernays için katharsis bir purgatio olarak trajedinin iŞleyiŞi içinde duyguları canlandırıcı tesir gösterir. Bu da tiyatronun terapötik bir toplantı olarak nitelenmesine vesile olur. Bunun tıbbi yorumuna Minturno ve Milton‟da rastlansa da gerçek anlamda izah Bernays‟tan gelir (Bernays 1880).

Opitz: Kadere karŞı gelmek ile kadere boyun eğmek iki çok farklı tutum olmasına rağmen birbirine çok yakındır. Kadere karŞı biriken öfke, ızdırap yahut nefret gibi duyguların kontrol altına alınması yani stoistik bir duruŞ sergilenmesi kadere karŞı, eğitimle (eğitilmekle) mümkündür. Bu tasavvur Martin Opitz tarafından 17. asırda geliŞtirilir. Bir yandan stoacıları referans alan (Aurnhammer 2008, 711-730) bu tavır diğer yandan da eski Yunan trajedilerini merkeze almaktadır. ġöyle ki, insan dünyaya peŞinden yıkıcı bir kaderle, bu kaderi sürükleyerek gelir. Ama kader denilen bu yük tanrıların insana dayattığı bir Şeydir, bu yükü onlar bindirmiŞtir insanların sırtına. Oidipus örneğinde olduğu gibi (Kock 1852).

Kader İnancı ve Katharsis

Trajedi sayesinde vuku bulan kathartik süreç (arınma seramonisi) esnasında izleyici (yani seyirciden fazlası) stoatik bir tutum takınmalıdır. Bu, asrın Hristiyanlık anlayıŞı ile de örtüŞmektedir.

“Izdırap ve dehŞet” yolu ile, ki aslında o zamanlar Pierre Corneille‟in bakıŞ açısı ile acıma ve korku gibi algılanıyor, izleyici tutkularını saflaŞtırabilmektedir.81

Görüldüğü üzere uzun süre katharsisin ahlak kapsamında yorumlanması ağır basmıŞtır; yani kiŞinin ahlaki yapısını düzelttiği onu daha ideal, topluma daha faydalı bir insan haline getirdiği düŞünülmüŞtür. Modern algı bu psikolojik gerilime daha baŞka anlamlar yükler. Jacob Levy Moreno‟ya göre psikodrama kapsamında katharsis vasıtası ile duyguların    değer    kaybı    bir    atasözü/özdeyiŞ  ile

açıklanabilir: “Her hakikat ikinci kez de ilk kez gibidir.” Bu anlayıŞla hayatlarını yeniden düzenleyen insanlar psikodramatik oyunlar oynayan kahramanlara dönüŞürler. Yani gerçeklik algısının kaybı gibi büyük bir tehlike de söz konusudur. Moreno için en mühimi “aksiyon    yahut   adaptasyon       katharsisi”dir.  Bu kahramanın oyun süresince ortaya koyduğu spontan rol,  davranıŞlardan  oluŞur.    Yani     kısaca   Moreno katharsisten temel olarak “rastgele yaratıcılığı” anlar.82

Bertolt Brecht, kendi epik tiyatro teorisinde katharsise karŞı bir tavır alır. O daha mesafeli bir seyirci topluluğunu tercih eder.83

Post-modern tiyatroda parçalı bir katharsis etkisi olduğu yadsınamaz; fakat bu dramatik yahut ahlaki bir fayda sağlamaya yönelik değildir.

Augusto Boal da katharsise muhalif bir tavır alır; onu zarar verici bir Şey olarak niteler. Ona göre herkesin içinde bir değiŞim gücü vardır; bu serbest bırakılmalı ve kiŞisel tecrübe ile geliŞmelidir (Thorau 1989, 157-168). “Eğer seyirci bizzat sahneye gelirse ve kafasından geçenleri gösterirse; sadece kendisi tarafından tasavvur olunabilecek kendi Şahsi ve kiŞisel deneyimini ortaya koyar. Hiçbir sanatçı o tasavvuru gerçekleŞtiremez” (Boal 1999, 20). Seyirci ve sanatçı birlikte estetik kuralların hüküm sürdüğü ayrı bir dünyada gibidir. O dünyanın görselliği farklıdır gerçeğinkinden.

O dünyanın yapısı ve değiŞtirebilirliği en yüksek düzeyde yaratıcılığa müsaade eder. Rüyalar gibi bu estetik oda kendi görsellik kudretine ve tasarım kuvvetine sahiptir. Buna mukabil fiziksel dünya gibi kendi gerçekliği ve sağlamlığı vardır. Oradaki rüyada burada   ve   şimdi   duygusu   hissedilir.   Bu   sebeple tiyatroda somut rüyalara sahip olunur (Boal 1999, 31; Odierna 2006, 11).

Fuhrmann‟a göre ise katharsisi salt psikolojik bir mesele olarak ele almak yanlıŞtır; katharsis ahlaki anlamı olan bir süreç olarak yorumlanmalıdır (1973, 98; 1982, 166).

Ġç çatıŞmaların ve bastırılmıŞ duyguların yaşanması bu çatıŞma ve bastırılmıŞlıkların azalmasını sağlar. Katharsisin temelinde bir kum torbasına yumruk adam adamın negatif duygularında bir azalma yaŞaması ve saldırganlığını dıŞa vurumu gibi bir Şey olduğu düŞünülebilir. Bu yanlıŞ değilse bile doğru da değildir. Aslında birini öldürmeyi aklının ucundan geçiren kiŞinin sahnedeki kahraman birini öldürürken hiddetlenmesi, yumruklarını sıkması; ardından kahramanlar birlikte kaçmanın/saklanmanın korkusunu yaŞaması ve nihayet piŞmanlık yaŞaması; yahut vicdan azabından kahrolması katharsisin ahlaki olgunluk edinme anlayıŞına daha uygundur. Zaten trajedinin özellikleri bu edinimi sağlamaya yöneliktir.

Bushman‟ın katharsis tezi modern zamanlardaki algıyı  daha  net  ortaya  koyar.  Ġki  denek  grubu  alınır. Bunlardan biri katharsis inancı ile yüklenir; yani katharsisin saflaŞtırıcı (!) tesirine maruz kalırlar. Aslında yaŞanılan ızdırap ve/veya dehşet ile arınması gereken bireyler diğer gruptakilere nazaran yükselmiŞ bir agresiflik potansiyeli gösterir (Bushman ve Phillips 2001, 17-32).84 Agresif davranıŞların potansiyeli katharsis incelenirken çoğunlukla göz ardı edilir. Bushman, Baumeister ve Stack‟ın (1999, 367-376)85 tespitlerine göre gerçekten de agresif davranıŞların sonunda kiŞi kendini iyi hissedebilmektedir. Bu tespit,

karŞı delillerin sayısı hiç de azımsanamayacak olmasına rağmen katharsisin hala neden popüler olduğuna kısmen açıklama getirebilir. En  azından bazen insanlar kendilerini öfke pratikleri ile daha iyi hissedebilir; kendilerini daha iyi duruma getirebilirler. Bu rahatlama ile gelen memnuniyet, hoŞnutluk katharsis benzeri bir tesir yaratabilir. Gerçek hayatta bu duygusal kazanım agresif davranıŞları hiçbir durumda azaltmasa bile (Baumeister ve  Bushman 2002, 608).

Günah Keçisi

Katharsis sadece trajedi (Seidensticker 2009, 10) (türü) ve Aristoteles‟in bakıŞı ile sınırlı değildir. Soteriolojik (/kurtuluŞ bilimi) anlamda günah keçiliği için vekil tayin edilmesi birçok kültürde arınma için önemli bir rol oynar. Yani pharmakoi Şehri/bölgeyi arındırmaktadır. Arınma için seçilen kiŞi, ki bu en aŞağıda olanlardan biridir, kötü muamele görür; yuhalanır, uzaklaŞtırılır ve hatta öldürülür. O kiŞi halkın tüm günahlarına vekalet etmektedir (Gerlitz 2001, 133). ĠŞte bu Şekilde arınan insanların ehlileŞmiŞ halidir   tiyatro   salonunda   trajedi   izleyenler.   Ġçinde Şiddet hareketleri vuku bulan mimetik krizlerde, bunun sınırlanması artık baŞarı için tehdit değildir. Bir günah keçisinin ritüelde kurban verilmesi ile kriz çözülür; baŞarı sağlanmıŞ olunur (Girard 2009).

Buraya kadarki izahattan; insanların potansiyel nefret, linç etme, dıŞlama ve katletme gibi tavırlarının günah keçisi üstünde yoğunlaŞmadan bertaraf edilmesi için Aristoteles tarafından bir nevi tedris amaçlı salık verilen trajedinin form değiŞtirmekle kalmayıp deforme ve demode olduğunu anlamıŞ olmak gerek.

Genel değerlendirmeyi Şu Şekilde hülasa edebiliriz:

Aristoteles katharsisi sadece trajedi ile sınırlar. Diğer sanatlarda kathartik bir tesir olsa bile bu trajedininki kadar asla olmayacaktır.

Her iki efekt de (ızdırap/acıma ve korku/dehşet) çok farklı ön koŞullara sahiptir; yani belli davranıŞlar ve belli kiŞilik grupları gerektirirler. Sadece belli araçlarla meydana getirilebilirler.

Arınma, etik bir saflaşma ve duygusal  rahatlama olarak düŞünülür. Amaçlanan sadece belli trajik hedeflerin gerçekleŞmesidir (Seidensticker 2009, 20).

Şimdi metaforik zemine biraz daha törpülenmiŞ biçimde oturtalım katharsisi. Lessing‟e göre seyirci kahramanla birlikte acı çeker, onun hissettiklerini hisseder; hissettiği acı, ızdırap raddesine varır ki böylece kendi arzularından arınmıŞ olur. Bu artık geçersiz bir etkileŞimdir. Bertolt Brecht‟in, kendi epik tiyatro teorisinde katharsise karŞı bir tavır alması ve mesafeli bir seyirci topluluğu tercih etmesi86 tevekkeli değildir. Dolayısı ile Goethe‟nin katharsisi seyirci ile iliŞkilendirmemesi; bilakis kısmî bir tesirle tutkuların dengelenmesi olarak görmesi çok daha mantıklıdır.

Daha sarih izah ise Augusto Boal‟dan gelir. Katharsise muhalif bir tavır alır; onu zarar verici bir Şey olarak niteler. Ona göre herkesin içinde bir değiŞim gücü vardır; bu serbest bırakılmalı ve kiŞisel tecrübe ile geliŞmelidir (Thorau 1989, 157-168). Toplu halde bir yere bakarak arınmanın yaŞanacağının düŞünülmesi herkesi aynı kabul etmek yanılgısına dayanır. Bunu “ilaç- hasta” rabıtasına göre izah edebiliriz. Modern insan duyusal anlamda hastadır (Fuhrman‟ın bunu bir ahlakî    mesele    olarak    ele    alması    bu  bakımdan isabetlidir. 1973, 98; 1982, 166). Fakat her bireye aynı dozda aynı ilacın verilmesi iyileŞmeyi sağlamayacak; bilakis bunun bazı bünyelerde yan etkisi olacaktır. Yan etkiye misal olarak Bushman‟ın iki denek grubu üstündeki tetkikini verebiliriz.

İlk grup katharsis inancı ile yüklenir; yani katharsisin saflaŞtırıcı (!) tesirine maruz kalırlar. Aslında yaŞanılan ızdırap ve/veya dehşet ile arınması gereken bireyler diğer gruptakilere nazaran yükselmiŞ bir agresiflik potansiyeli gösterir (Bushman vd 2001, 17-32).87 Çok duygusal, hassas ve zayıf psikolojiye sahip bir insan ile tam tersi yapıdaki birine aynı trajediyi izletip aynı neticeyi  bekleyemeyiz. O halde buradan amacı dıŞarı alıp ulaŞılan yol üstünde düŞünmek gerek. Az önce zikrettiğimiz gibi kurtarılabilecek bir ruh için metafor bu süreci oluŞturabilir yahut (en azından) tetikleyebilir. Son bir misalle katkartik metaforu bitirelim. Daha doğrusu    tatbikat    ile.    İlk    parça    Hayim-Nahman Bialik‟ten (1873-1934)

Gün olur tükenmez acılarımdan, Yüreğim sızlar sanki,

Boşanır, gözlerime taşar kıvılcım, İner mısralarıma.  (çev: Sait Maden)

Evvela zihnî bir haz (ki farklılık esastır bunun için) oluŞup oluŞmadığına bakmak lazım. Yüreğin sızlaması, kıvılcım boŞanması gözden, bunların mısralara inmesi bayağı ve (dolayısı ile) tesirsizdir. Bir tatmin, bir olgunlaŞma beklenemez neticede. Aslında okurun yahut film izleyen kiŞinin (iyi bir yemeğin ağızda tat bırakması gibi) zihninde tat kalması gerekir.

Federico Garcia Lorca‟dan (1898-1936) bir misal verelim.

Yağmur yağar Santiago‟ya Karanlık akşamlar.

Gümüşlerin, uykuların çimeni

Boşalmış ayı kaplar. (çev. Ülkü Tamer)

Akşam tasavvuru, ayın parlaklığı ve bilhassa uykuların çimeni metaforu Şüphesiz zihnî bir haz bırakır. Bu içsel bir tatmin hasıl ettiği ölçüde de ruhsal olgunluğun önü açılacaktır.

Kaynak: CİCERO ve HEGEL’İN METAFOR ANLAYIŞLARI (MUKAYESE TEORİSİ) / Dr. Mehmet Akif DUMAN


Seninde bize katılmanı isteriz. Sende BU FORMU eksiksiz doldurarak bize katılıp, yazarlar kadromuzda kadromuzda yer alabilirsin.

Kültür, Sanat ve Araştırma Bloku.

Döküntü Net

dokuntu

Dünyanızdan dökülenler...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir