5 Efsane 1 Anka

İnsanlığın ortak hafızasında mitolojinin önemli rolü vardır. Mitolojik zaman- larda bugün yaşamayan veya zaten hiç var olmamış bazı canlılardan destan, efsane ve masallarda bahsedilmektedir. Mitolojik hayvanlar, destansı çağların insan hafıza- sındaki yansımalarıdır.

Bu yüzden mitolojik hayvanlar, destan ve mitlerde iyiliğin veya kötülüğün temsilcileri olarak görev yapmaktadır. Suda, karada ve havada faali- yet gösteren bu mitolojik canlıların en meşhur olanları mitolojik kuşlardır.

Bu mito- lojik kuşların isimleri birbirinden farklı olsa bile, değişik kültürlerde aynı özellikleri taşıdıkları görülmektedir. Mısır mitolojisindeki Phoenix, Hint mitolojisindeki Garuda, İran mitolojisindeki Simurg, İslamiyet öncesi Arap mitolojisindeki Anka ile Türk mitolojisindeki Karakuş’un da bu kuşlardan oldukları görülmektedir.

1. Phoenix

Phoenix’in kendini yakması Friedrich Justin Bertuch, Bilderbuch für Kinder.
(5 Efsane 1 Anka)

Dünyanın en eski mitolojilerinden biri Eski Mısır mitolojisidir. Eski Mısır mitolojisinde mitolojik hayvanların ve yarı hayvan yarı insan varlıkların önemli bir yeri vardır. Bunlardan birisi olan Phoenix adlı mitolojik kuş, bir canlının öldükten sonra tekrar dirilmesinin simgesidir .

Önce yanarak küllere dönüşen bu mitolojik kuş, küllerinden yeniden dirilmektedir. Bir bakıma küllerinden yeniden dirilme, bir dönü- şüme delalet etmektedir. Bu ruhun bedenden bedene aktarılması olan reenkarnasyon- dan farklıdır.

Burada yanarak tahrip olup küllere dönüşen canlı, bu küllerden yeniden dirilmekte ve yaşamına kaldığı yerden devam etmektedir. Hatta bu süreç sık sık tekrar etmektedir. Bu mitolojik kuş, defalarca yanıp küle dönüşüp, yine defalarca bu küller- den tekrar ve tekrar dirilmektedir. Nitekim Eski Mısır mitolojisinin önemli bir parçası olan Phoenix, bir görüşe göre yaklaşık beş yüz yıl yaşadıktan sonra kendini ateşe atıp, yanarak küle dönüşen ve küllerinden yeniden doğup bundan sonra sonsuza dek yaşayan bir kuştur .

Diğer bir görüşe göre ise Phoenix, güneşin bir parçası ve devamı olarak güneşle birlikte hareket etmekte ve onunla beraber yaşamaktadır. Yani güneş ile doğup güneş ile bat- maktadır. Her güneşin doğuşunda yeniden dirilmekte ve güneşin batışıyla beraber kavrulup küle dönüşmektedir. Phoenix kuşu, Eski Mısır’ın güneş tanrısı Ra’nın da simgesidir.

Akkad, Babil ve Asur’daki kraliyet sembolü olan kartal ile benzerlik gös- termekle birlikte, bazı kaynaklarda ise kurt ile bağlantılı olma ihtimaline de dikkat çekilmektedir. Phoenix, nem ile beslenmektedir. Boğazından başlayarak boylu bo- yunca ayak bileklerine kadar uzanan kısmı safran, kuyruğu mavi ve kanatları dâhil geri kalan kısmı ise mor ve pembe renkli tüylerden oluşmaktadır.

Klasik ve Erken Hıristiyanlık literatüründe, Phoenix kuşu ile ilgili birçok farklı görüş ile karşılaşılmaktadır. Bu farklılıkların hepsini iki görüşte toplamak mümkündür. Birinci görüşe göre, Phoenix kuşu ölüme yaklaştığını hissettiği zaman aromatik bitkileri toplamaya başlamakta ve bu bitkiler ile inşa ettiği yuvasında öl- mekte ve daha sonra çürümektedir.

Çürüyen bedeninden arta kalanlardan bir solucan (kurtçuk) dünyaya gelmektedir. Bu solucan zaman kaybetmeden Antik Mısır’da yer alan Heliopolis’a doğru yola çıkmakta ve burada güneş tanrısı Ra’nın sunağına yer- leşmekte ve burada büyüyüp Phoenix kuşuna dönüşmektedir. Bu görüşe göre Phoe- nix; yanıp küle dönüşerek çürümekte ve çürümüş beden artıklarından bir solucan doğmaktadır.

Daha yaygın olan diğer bir görüşe göre Phoenix kuşu, ölüme yaklaştı- ğını hissettiği zaman aynı şekilde aromatik bitkileri toplamakta ve bu aromatik bitki- ler içinde güneşin tutuşturduğu bir ateş tarafından yanmaktadır. Kalan aromatik kül- lerin içinden Phoenix kuşu yeniden doğmaktadır. Phoenix kuşunun boyutunun incelenen diğer mitolojik kuşlardan daha küçük olduğu sanılmaktadır.

Fakat Phoenix, Eski Mısır mitolojisi ile birçok yönden ortak noktaları bulunan Yahudi mitolojisinin önemli bir kuşu olan Ziz kuşu ile benzeşmek- tedir. Ziz’in bir yumurtası kırıldığında altmış tane şehrin sular altında kaldığı rivayet edilmiştir. Diğer bir anlatıda ise Ziz okyanusta dururken, okyanusun suyunun Ziz’in ayak bileklerine kadar geldiği ve kanatlarını açtığı zaman ise güneşi kapatacak kadar büyük olduğu söylenmiştir.

Phoenix, eğer küçük bir kuş ise, boyutları ve özellikleri ile benzeştiği Ziz’in bir yumurtası kırıldığında çıkan sıvı altmış şehir büyüklüğünde bir ülkeyi sel felaketine uğratıyorsa, bu mitolojik kuşun küçük olduğunu düşünmek mümkün görülmektedir. Bu da gösteriyor ki Phoenix kuşu da, Ziz kuşu ile aynı boyut ve özelliklere sahip olduğuna göre Anka kadar kudretli ve büyük olduğunu söylemek doğru bir tespit olacaktır.

2. Garuda

Garuda üzerinde Vişnu
Brooklyn Müzesi
(5 Efsane 1 Anka)

Eski Hint mitolojisinde yer alan Garuda adlı mitolojik kuş, kartal ile benzer- lik göstermektedir. Bu kuş, bir kartalın gagası, pençeleri ve kafasına sahiptir. Kolları, bacakları ve gövdesi ile bir insanı andırmaktadır. Kuyruk tüyleri ayaklarına kadar uzanan Garuda’nın ayakları ise bir devekuşunun ayaklarına benzemektedir.

Kanat- ları altın, boynunda zümrüt bulunan ve hızlı uçması sebebiyle lider olarak kabul edi- len Garuda ilahi bir güce de sahiptir. Garuda kuşu, Hindu dininin kutsal kitapları olan Vedalarda maceraları anlatılan Vişnu adlı tanrının binek hayvanıdır. Ölüm- süzlüğe ve seçkinliğe Tanrı Vişnu sayesinde erişen Garuda, Naga adlı mitolojik kutsal yılanların düşmanıdır ve onların zehrine karşı sihirli bir güce sahiptir.

Ayrıca beslenme ihtiyacını da yılanları yiyerek sağlamaktadır. Garuda kavramının kökeni hakkındaki bir rivayette; “Şaman” olarak bili- nen bir büyücünün, Hindistan’ın batısında yer alan Kailasa Dağı’nda bu mitolojik kuşun yumurtasını bir büyüyle yoktan var ettiği ve Garuda kuşunun bu yumurtadan çıkarak kutsal yılanlar olan Nagaların yol açtığı bir dizi hastalıklara karşı insanları korumak için dağdaki yuvasından ovaya indiği anlatılmaktadır .

Diğer rivayette ise Naga adlı kutsal yılanlar ile insanlar arasında anlaşmazlık çıkmış ve Nagalar dünyaya hastalık, verimsizlik ve bela yayarak insanların ruhlarını çalmışlardır. Şamanlar çalı- nan ruhları serbest bırakmak için Garuda’nın yardımı ile Nagaları yenmişlerdir . Eski Hint rivayetlerinde Garuda adlı kuşun şaman veya şamanlar tarafından yoktan var edilmesinin sebebi ise Garuda’nın, yarı tanrı bir ırk olan Naga adlı yılanlar ile mücadele etmesidir.

Garuda, Nagalar ile savaşarak insanların ruhlarını kurtar- makta ve hastalıkları defetmektedir. Buna göre iyilik ile kötülük arasındaki ebedi mü- cadelede Garuda adlı mitolojik kuş iyiliği sembolize ederken, Naga adlı yarı tanrı yılan ırkı kötülüğü temsil etmektedir.

3. Simurg

Eski İran mitolojisinde önemli bir mitolojik öğe olan Simurg, Farsça’da “otuz kuş” anlamına gelmektedir . İlahi güçlere sahip, olacak ve olmuş her şeyden haber- dar, geleceği gören ve başka birçok yeteneğe sahip olan Simurg’un tüylerini üze- rinde bulunduran kişinin ölümsüz olacağı inancı vardır .

Simurg, Elburz dağının te- pesinde yaşamaktadır ve buradaki yuvasının malzemesi abanoz, sandal ve öd ağacı gibi aromatik bitkilerdir. Ferîdüddin Attâr’ın ünlü mesnevisi olan Mantıku’t-Tayr adlı eserdeki “tayr” kelimesi kuş anlamına gelmektedir.

Mantıku’t-Tayr adlı eserin konusu ise kı- saca şöyledir; Kuşlar kendi aralarında toplanıp hiçbir ülkenin padişahsız olmadığını, padişahsız ülkede dirlik ve düzen olmayacağını belirtmişlerdir. Aralarında kılavuz olarak bulunan ve Hz. Süleyman’ın özel hizmetlisi ve postacısı Hüdhüd, bu konuda onlara yol göstereceğini söylemiştir.

Hüdhüd’ün öncülüğünde toplanan bu kuşlar, yo- lun uzak ve sıkıntılı olduğunu anlamışlardır. Bu kuşlardan bülbül, papağan, tavus, kaz, keklik, hümâ, doğan, balıkçıl, baykuş ve diğer bazı kuşlar birer mazeret ileri sürerek yolculuktan vazgeçmek istemişlerdir. Hüdhüd kuşların hepsine cevaplar ve- rerek onları ikna etmiştir.

Sonunda bütün kuşlar Hüdhüd’ün kılavuzluğunda yola çık- mışlardır. Yolculuk esnasında bitkin ve yorgun düşen binlerce kuş Hüdhüd’den şüp- helerinin giderilmesini istemişlerdir. Hüdhüd her birinin soru ve itirazlarına cevaplar vermiştir.

Hüdhüd, kuşların önlerinde “talep, aşk, marifet, istiğna, tevhid, hayret, fakru fenâ” denilen yedi vadinin bulunduğunu, bunları geçince padişahları olan Si- murg’a ulaşacaklarını anlatmıştır. Tekrar yola koyulan kuşlardan sadece otuz tanesi, hasta ve yorgun durumda bu vadileri aşıp yüce bir dergâhın önüne ulaşmıştır.

Burada bir postacı gelip onların Simurg’u sorduklarını anlayınca önlerine birer kâğıt parçası koyarak okumalarını söylemiştir. Kâğıtları okuyan kuşlar bütün yaptıklarının yazılı olduğunu görüp şaşırmışlar ve bu sırada Simurg da görünmüştür. Fakat gördükleri Simurg kendilerinden başka bir varlık değildir.

Simurg’da kendilerini, kendilerinde Simurg’u görüp hayretler içinde kalmışlardır. Bu arada bir ses duyulmuştur: “Siz bu- raya otuz kuş geldiniz, otuz kuş göründünüz; daha fazla veya daha eksik gelseydiniz yine o kadar görünürdünüz; burası bir aynadır”. Artık ne yol ne yolcu ne de kılavuz vardır.

Emellerine ulaşan otuz kuş aradıkları Simurg’un kendileri olduğunu anlamış- lardır . Burada Hüdhüd aklı ve zekâyı, kuşlar halkı, Simurg ise tanrıyı temsil etmek- tedir. Bir diğer anlatıda ise Firdevsî, Şahnâme’sinin 2400. ve 2565. beyitleri ara- sında Sam’ın oğlu Zal’ın doğumundan ve Sam’ın oğlunu rüyasında görmesinden bahsetmiştir.

Burada Simurg’un bahsi de geçmektedir. Bu anlatıya göre; Sam’ın o zamana kadar hiç çocuğu olmamıştır. Haremindeki güzel yüzlü bir kızdan hep çocuğu olmasını istemiştir. Sonunda Sam’ın isteği olmuş ve o güzel yüzlü kız Sam’dan gebe kalmıştır. Nihayet güneş gibi yüzü olan, bembeyaz saçlı bir çocuk dünyaya gelmiştir.

Çocuk böyle doğunca bunu Sam’dan saklamışlardır. Çünkü bu kadar güzel bir eşten saçları beyaz ihtiyar bir çocuğun doğduğunu söylemekten çekinmişlerdir. Sonunda çocuğun dadısı Sam’a bir oğlunun dünyaya geldiğini haber vermiştir. Çocuğun gü- zelliğinden bahsedip, sadece saçlarının beyaz olduğunu söylemiştir. Sam hemen ha- reme inip, güzel yüzlü eşinin yanına gitmiştir.

Sam burada ihtiyar başlı bir çocukla karşılaşmıştır. Tanrının kendisini cezalandırdığını düşünerek ona sitem etmiştir. Sam çocuğun bu topraklardan uzaklaştırılmasını istemiştir. Çocuğu Elburz adında çok yüksek ve insanlardan uzak bir dağa götürmüşlerdir. Burada Simurg yaşamaktadır. Çocuğu bu dağa bırakıp dönmüşlerdir.

Yavruları acıkınca Simurg havalanmış ve yerde ağlayan bir çocuk görmüştür. Tanrı, Simurg’un yüreğine öyle bir şefkat ver- miştir ki Simurg o çocuğu yemeyi bile düşünmemiştir. Simurg, o çocuğu pençeleriyle yerden alarak yavrularının yanına götürmüştür. Bu sırada tanrısal bir ses Simurg’a bu çocuğu korumasını söylemiştir.

Simurg ve yavruları yüzüne hayran kaldıkları bu ço- cuğu himaye edip korumuşlardır. Bir süre sonra çocuk büyümüş, serpilmiş, göğsü gümüşten bir tepe gibi şişkin, beli kamış kadar ince bir genç olmuştur. Bu gencin ününü bütün dünya ve bu arada babası Sam’da duymuştur. Sam oğlu Zal’ı rüyasında görmüş ve onu almak için Elburz dağına doğru kervanıyla yola çıkmıştır.

Buraya vardığında Zal’ı gören Sam, ondan kendisini affetmesini ve dönmesini istemiştir . Sam’ın Zal için geldiğini anlayan Simurg, onu pençeleriyle tutup aşağıda bulunan babası Sam’a teslim etmiştir. Zal’ın artık ayrılma vakti gelmiştir. Simurg ona sihirli türlerinden vererek, dara düştüğünde kullanmasını istemiştir.

Böylelikle Zal’ı koru- yup büyüten Simurg, ona tüylerini de vererek sonsuza dek koruması altına almıştır . Ferîdüddin Attâr’ın Mantıku’t-Tayr adlı eserinde Simurg, tasavvufi anlamda Tanrı’nın kendisini sembolize eden bir varlık iken, Firdevsî’nin Şahnâme’sinde Tanrı’nın yüreğine merhalesindemet verdiği bir varlık olarak karşımıza çıkmaktadır.

Her iki Simurg tiplemesi de uzak diyarlarda aşılması zor ve imkânsız dağlarda yaşamakta- dırlar. Attâr’ın Simurg’u insan yemez iken, Firdevsî’nin Simurg’u bebek bile yiyen bir varlıktır. Attâr’ın Simurg’undan farklı olarak Firdevsî’nin Simurg’u tılsımlı tüy- leri taşıdığında kahramanı tehlikelerden koruyan bir muska niteliği taşımaktadır. Attâr’ın Simurg’u tüm kuşların padişahı iken, Firdevsî’nin Simurg’unun böyle bir özelliği yoktur.

4. Karakuş

Kül Tigin Heykelinin Başı Moğolistan Bilimler Akademisi/Ulan Bator.
(5 Efsane 1 Anka)

Eski Türk mitolojisinin önemli bir öğesi olan Karakuş’a ait bilgilere, en eski olarak Irk Bitig adlı el yazması eserde rastlanılmaktadır: “Altın kanatlı Karakuşum ben.

Denizde yatarak arzu ettiklerimi tutarım, sev- diklerimi yerim. O kadar güçlüyüm bunu biliniz. İyidir bu”. “Yeşil kaya yaylağım, kızıl kaya kışlağım. Bu dağda durarak zevklenirim. Bunu biliniz”. Buna göre altın kanatlı olan ve denizde avlanan Karakuş’un, diğer bazı kay- naklarda renginin mavi olduğu ve üzerinde beyaz benekler bulunduğu belirtilmiştir .

Tanrı Bay Ülgen’in gökte bulunan yedi oğlundan birisinin adını da temsil etmek- tedir. Ayrıca Karakuş, Eski Türklerde gece ve gündüze hâkim olan ve gece-gündüz düzenini sağlayan müşteri gezegenin de simgesidi . Bütün göçebe Türkler gibi Karakuş adlı mitolojik kuşun da yaşamını sürdür- düğü bir yaylağı ve bir kışlağı vardır.

Yazın yaşadığı yaylağı Yeşil Kaya, kışın yaşa- dığı kışlağı ise Kızıl Kaya olarak belirtilmektedir. Denizlerde avlanan Karakuş, sev- diği deniz ürünlerini avlayarak yaşamını idame ettirmektedir. Karakuş, Irk Bitig adlı eserde kendi ağzından çok güçlü olduğunu ifade etmektedir.

Ayrıca çok güçlü olma- sının iyi bir şey olduğunu söylemektedir. Görüldüğü üzere Karakuş, iyiliğin sembolü kutsal bir varlıktır. Yeryüzünün ve doğanın koruyucusu olan Karakuş’un uçtuğu zaman şiddetli yağmurlar yağdırarak, fırtınalar ve şimşekler çıkardığı rivayet edilmiştir.

Sibirya folklorunda da rastlanılan Karakuş, tanrıların postacısı, habercisi, onlarla sürekli ile- tişim kurarak insanlar ile tanrılar arasındaki haberleşmeyi sağlayan bir mitolojik kuş olarak tasvir edilmektedir. Ayrıca Altaylı Şamanların diğer dünyaya yolculuklarını gerçekleştirmek için kullandığı bir yardımcı olarak da karşımıza çıkmaktadır.

Esas itibariyle Türk kültürünün bir öğesi olan Karakuş’un İran etkisiyle Eski Türk mitolojisine girdiğini ileri sürmek doğru değildir. Zira İslamiyet öncesi Türk- lerde Simurg ile aynı özelliklere sahip kuşlar bulunmaktadır. Bu durumu en iyi ör- nekleyen Müslüman Kırgızların Er Töştük masalında anlatılan Karakuş efsanesidir.

Ögel’in Er Töştük masalında geçen Karakuş adlı mitolojik kuşun Garuda olduğunu ifade etmesi, buna karşılık İnan’ın bu mitolojik kuşun Simurg olduğunu söyle- mesi, iki bilim adamının de çeliştiği anlamına gelmemektedir. Nitekim bahsettiği- miz üzere bütün kuşlar aynı özelliklere sahip farklı kültürlerin ürünüdür.

İslam kül- türünden çok fazla etkilenmeyen Müslüman Kırgızların efsanesinde anlatılana göre; Er Töştük sefer dönüşü yurda giderken Kafdağı’na gelmiş ve burada gökyüzüne ka- dar uzanan bir çınar ağacında Karakuş’un yuvasını görmüştür.

İki yavru kuş, yuvala- rına gelen ve onları yiyecek olan ejderi görüp ağlamaya başlamıştır. Ejderin Kara- kuş’un düşmanı olduğunu ve her yıl yavrularını yediğini öğrenen Er Töştük, ejderi parçalayıp yavrulara yedirmiştir. Karakuş’ta bunun karşılığında Er Töştük’e yardım etmiştir.

Masalda bu olay uzunca anlatılmaktadır fakat burada önemli olan bu masal- daki unsurların Eski Türklerin destanları ile aynı unsurlara sahip olmasıdır. Bu da gösteriyor ki Karakuş’un Türklerde çok önceden beri var olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır .

Karakuş adlı mitolojik kuş, diğer mitolojik kuşlar gibi Er Töştük masalında Kafdağı bölgesinde yaşamaktadır. Hâlbuki Irk Bitig’de geçen metinde Kızılkaya ve Yeşilkaya’da yaşamaktadır. Yine bir çeşit mitolojik yılan olan ejderha tarafından yavruları yenmektedir. Kahraman ejderhayı öldürmek suretiyle parçalayıp Kara- kuş’un yavrularına yedirmiştir.

Böylece iyi ile kötü arasındaki ezeli mücadelede kah- raman, iyiliğin yanında yer alıp kötülüğün timsali olan ejderha adlı mitolojik yılanı yok etmiştir. Simurg hariç diğer mitolojik kuşlardan farklı olarak Karakuş, her yıl yavrulamakta ve yavruları ejderha tarafından yenilmektedir.

Kahraman, Karakuş’un ezeli düşmanını yok ederek, yavruların tını kurtarmıştır. Buradan Karakuş’un ebedi bir hayata sahip olduğu ancak öldürülebileceği gerçeği ortaya çıkmaktadır. Er Töştük masalında farklı bir şekilde anlatılan Karakuş, Irk Bitig’te ise çok güçlü, ölümsüz bir varlık olarak karşımıza çıkmaktadır.

Irk Bitig’te denizde avlanıp, Yeşil Kaya’yı yaylak, Kızıl Kaya’yı kışlak olarak kullanan Karakuş, Er Töştük ma- salında ise Kafdağı’nda yaşamaktadır. Irk Bitig’te Karakuş, yavrulamazken Er Töş- tük masalında yavruları vardır. Irk Bitig’te Karakuş ölümsüz, güçlü ve iyi bir varlık iken, Er Töştük masalındaki Karakuş, yavrularını yiyen ejderhadan kahraman yardı- mıyla kurtulmaktadır. Yani ejderha ile savaşamayacak kadar güçsüz ama ölümsüz iyi bir varlıktır.

5. Anka

İslamiyet öncesi Arap mitolojisindeki Anka kuşu motifi gerçekte var olma- yan ancak sözlü kültür eserlerinde sembolleştirilen mitolojik bir kuştur. İslam ile birlikte Arap kültürünün önemli bir parçası olan Anka kuşuna Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde hiç rastlanılmamaktadır.

İlahi veya Nebevi menşeili olmamasına rağmen İslami dönem Arap kültüründe yer alan Anka kuşu kavramına Kur’an-ı Kerim tefsir- lerinde var olduğu kesin kabul edilmemekle birlikte önemli bir yer verilmiştir.

Ze- mahşerî’nin el-Keşşâf adlı eserinde geçen bir metinde; Yemen’de nübüvvet vazife- sini üstlenen Hz. Hanzale b. Safvân isminde bir peygamberin geldiği Ress adlı kavme Anka adında bir kuşun musallat olduğu rivayet edilmektedir.

Bu rivayette Feth dağında yaşayan Anka’nın aç kaldığı zaman çocukları avlayarak beslendiği anlatıl- mıştır. Ress kavminin şikâyetçi olması neticesinde Anka Kuşu’nun Allah’ın gazabına uğrayarak yıldırım çarpması sonucu helak olduğu rivayet edilmiştir .

Ayrıca Resâilü İhvâni’s-Safâ’da, Kazvînî’nin Acâ’ibü’l-Mahlûkât’ında ve Demîrî’nin Hayâtü’l- Heyevân’ında mitolojik Anka kuşuna rastlanılmaktadır . Arapların Anka, İranlıların Simurg dediği Anka kuşuna, Türkler Zümrüdü- anka demiştir. Mitolojik Kafdağı’nın eteklerinde köşke benzer bir yuvada yaşayan Anka’nın tüylerinin renk renk olduğu, yüzünün insan yüzüne benzediği ve otuz kuşun özelliğini taşıdığı söylenilmektedir.

Tek başına yaşayan bir mitolojik kuş olan Anka, tek bir av ile aylarca yemek ihtiyacını karşılamıştır . Anka kimseye muhtaç olmadan, kendi ihtiyaçlarını karşıladığından dolayı azla kanaat kavramını temsil et- mektedir. Kimseden yardım beklemediği gibi yardıma muhtaç olanlara da yardım et- miştir .

Ayrıca o kadar büyük ve iridir ki kanatlarını açtığında bir ülkeyi baştanbaşa karanlığa gömerek, uçtuğunda havayı karartacak ve gök gürültüsü çıkartacak kadar güçlü olduğu anlatılmaktadır. Kendisine bakanların gözlerini kamaştıracak kadar par- lak tüylerinin olduğu da ayrıca rivayet edilmiştir.

Anka o kadar yaygın bir kültürdür ki bu sebeple değişik milletlerin efsanele- rinde ve masallarında geçmiştir. Kazvinî Anka’nın büyüklüğü ve hacmi hakkında onun yumurtasının bir dağ büyüklüğünde olduğunu söylemiştir.

Nitekim Anka, Binbir Gece Masalları’nda anlatılan bir hikâyede şöyle geçmektedir; Sindibad-ı Bahrî bir seyahatinde ormanlarla kaplı güzel bir adaya gelmiştir. Gemidekiler ve Sindibad da dâhil herkes adayı dolaşmak için inmişler ve bir pınarın başında uyuya kalmışlardır. Uyandıklarında gemiyi bıraktıkları yerde bulamamışlardır.

Sindibad bu duruma çok üzülerek gemiyi aramaya koyulmuş ve gemiyi daha iyi görebileceği yük- sek bir ağacın tepesine çıkmıştır. Çok uzaklarda büyük bir beyazlık görmüş ve o yöne doğru hareket etmiştir. Oraya vardığında yuvarlak ve büyük bir cisimle karşılaşmış- tır. Bu dev bir yumurtadır.

Bir anda Sindibad’ın üzerinde büyük bir gölge belirmiştir. Sindibad yukarıya baktığında güneşi örten bu şeyin bulut değil kuş olduğunu gör- müştür . Anka motifinin hem İslam hem de İslam dışı diğer kültürlerde görüldüğünü söylemek yanlış olmayacaktır.

Nitekim bu motif Orta Asya’da yaşayan kavimler ara- sında yaygın olarak kullanılmıştır. MÖ. III. yüzyılda Çin’den getirildiği sanılan bir ipekli kumaşın üzerinde Anka motifine rastlanılmıştır. T’ang tarihçisi Lü Hsiang, imparator Hsüan-tsung’a bir maruzatında Anka kuşundan bahsetmiş ve bu kuşun kutlu, ulu, yüce bir kuş olduğunu söylemiştir .

“Kulunuz işitmişti ki, bir baykuş hay- kırmışsa da, kutlu bir kuş, yani, zümrüd-ü anka haline gelemezmiş” . Ayrıca Kül Tigin büstünün baş kısmında bulunan kuş figürünün kartal veya şahin olma ihtimali olmakla birlikte, Anka kuşu olması da muhtemeldir .

Başka bir örnekte ise İbn Ebû Şeybe bir rivayetinde, Mekke’de bir gerdek çadırının kunduz ve Anka motifleriyle süslenmiş olduğundan söz etmiştir . Ayrıca Şeyh Galib’in Divanı’nda sevgiliye ka- vuşmanın bahsinde Anka kuşunun adı geçmektedir;

Öyle yaksın beni kim âteş-i rengârengin Murg-i ankâ çıka hâkister-i hâşâkimden”

Bu beyitte söz konusu kişinin, sevgilisine duyduğu aşk ateşinde yanarak Anka Kuşu gibi küle dönüşmesi ve yine sevgisinden dolayı bu küllerinden tekrar do- ğuşu tasvir edilmiştir . Anka kuşu, çok büyük bir kuş olarak tarif edilmiştir.

Kanatlarını açtığı zaman geniş bir alanı kaplayan, dev bir yumurtası olan, kimi zaman azla kanaat eden, kimi zaman ise çocukları avlayan bir masalsı varlıktır. Genelde ölümsüz bir varlık olarak tasvir edilen Anka kuşu, bir rivayette çocukları avlayıp öldürdüğü için bir peygam- berin bedduası ile Allah tarafından helak edilmiştir.

5 Anka 1 Efsane

Youtube

Kaynak:

MİTOLOJİK KUŞLAR ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
(Phoenix, Garuda, Simurg, Karakuş, Anka)
Yunus Emre TANSÜ* – Baran GÜVENÇ**

Seninde bize katılmanı isteriz. Sende BU FORMU eksiksiz doldurarak bize katılıp, yazarlar kadromuzda kadromuzda yer alabilirsin.
YOUTUBE

Kültür, Sanat ve Araştırma Bloku.

Döküntü Net

dokuntu

Dünyanızdan dökülenler...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir