AHTAPOT DÜŞÜNCELER – 2

Yüzüne güneş gelirken birden nostaljik saatin alarmı çalınca gülümseyerek uyanmadı bugün Songur. Büyük bir ses ile uyandı. Evinin yanına hava alanı mı yapılıyordu yoksa pencereden görünen sönmüş bir volkan olan ülkenin yavru dağı Nurhan Dağı mı patlamıştı? Hemen yatağından kalktı, üzerine tişörtü giydi. Tişörtü leş gibi kokuyordu ama telaştan önemsemedi. Kapının kilidini hızlı bir şekilde açtı ve savaş belgeseli tadında bahçesini gördü.

Yeşil motorsikleti ile bahçenin ortasına kadar bir kız girmişti. Yerlerin hepsi yoğurt olmuş, tahta duvar ve yerdeki Songur’a ait garip biblolar hasar almıştı. Kız ise bir eliyle dirseğini tutuyor, yüzündeki mahcupluğu ise hangi kelime ile açıklayacağını düşünüyordu.  Artık bahçenin tam ortasında, hızını alamamış bir kadının motoru ile yaptığı eser vardı.

            Songur, hemen hızlı adımlarla yardımına koştu kızın. Normalde yardımsever değildi. Kıza aşık filan da olmamıştı ilk görüşte, çünkü küplere binmek deyimini zihni çözümlüyordu daha. Zihni bakmış ama görmemişti. Kız açıklama yapmaya hemen başlamıştı, “Ya kusura bakma abi, babama keçi yoğurdu getiriyordum köyden, tutmadı külüstürün freni, ayıp oldu sana da. Gerçekten çok özür dilerim. Sanki daha önce hiç freni yokmuş gibi davrandı yeşil dev, zorunlu emeklilik motorlarda da olmalı.” Dedi ama  Songur hiç konuşmadı. Konuşmayı da sevmezdi zaten. Bilmediği tanımadığı bir yerden ev almış, herkesten izole etmiş kendini kitap yazıyordu abimiz. İnsanlığın özünü anlamaya ve anlatmaya çalışıyordu kedince.

            Kıza gelirsek, Songur’un yaşlarındaydı ama ona “Abi” demişti. Nedeni ise saygı kavramı tanımadığı bir erkeğe öyle hitap etmesini öngörüyordu. Şu an ise üzeri başı yoğurt olmuştu, Songur elini uzatıp kaldırdı ve yarım yoğurt kaplarını da motora astı. Motoru ise kapının önüne getirdi ve “Buyur” dedi kovarmışçasına. Kız içinden sinirlenmişti Songur’un bu duvar yüz tavırları yüzünden. Suçlu olduğu için ses çıkaramıyordu ama. Hem bahçesini darmaduman etmişti hem de adamı uykudan korku ile havaya zıplatmıştı. Songur hala pijamaylaydı. Motora doğru tam gidiyordu ki Songur seslendi: “Baban ne diyecek yoğurda şimdi?”

            “Yoğurdun zararı yok, evde biraz daha vardı, bugünlük idare eder. Olmadı ben yoğurt yaparım, süte yoğurt ekliyorsun yoğurt oluyor biliyor musun? Peki ilk yoğurt  nasıl oldu biliyor musun? Ben sordum babama, babam dedi ki bak kızım ilk yoğurt karıncanın oluşturduğu o topraktan mayalanmış dedi. Yaa.” Diye cevap verdi kız. Abi diyecek kadar utangaç hiç tanımadığı biriyle bu kadar konuşacak kadar garip. Tam 6,4 saniye boyunca nefes almadan konuştu. Bayılcak zannetti kızı ama kız gayet yerindeydi. Keşke “abi” demeseydi de bu kadar uzun cümle kurmasaydı.

“Bekle” dedi Songur, aynı uzun bir mesaj sonrası yazılan “Tmm” gibi. İçeriden poşet, pantolon ve tişört getirdi. “Şuradaki kapalı yer normalde ahır. Ama şu an boş, ben hayvan sevmem. Burada giyin, yoğurtlu giysileri de poşetin içine koyarsın.” dedi. Kız  kafasıyla onayladı ve gülümsedi. İçinden “Hayvanlar da seni sevmez zaten muşmula surat.” dedi.

            Ortak noktaları hiç yok gibiydi. Ya ortak noktalarının onların  anlaşması için bilinen aksine olmaması gerekseydi. Tamamlasalardı birbirlerini. “Biz her şeyi çift yarattık” ayeti geçti içinden Songur’un. Ya diğer tarafı oysa ya da değilse. İhtimallerin oranladı. Yalnız olmayı seviyor ve keyif aldığını tekrar ediyordu kendi içinden. Korkuyor muydu yüzleşmekten? Kitapta yazdığı insanın özünü anlamaya çalışıyordu. Her açıdan bakıyordu doğruya. Bununla alakası olup olmadığı aklına geldi, yoğurt aklına geldi, kız aklına geldi. Pat! Kapı açıldı. Kız: “ Bence çok güzel oldu!”

            Motora binen kız “Ben yavaş, yavaş giderim sıkıntı olmaz.  Bir gün de topraktan yoğurt mayalarım sana, özür hediyesi.” dedi kız. Songur kafa salladı. Bıyık altından güldü. Çaktırmamaya çalıştı. Elini uzattı “Ben Ayşe” dedi. Songur dokundu. Sorularının cevabını aldı. Zihninden geçen sevgi oranlarında bir miktar değişim oldu.

            İlk ve son görüşüydü belki Songur’un Ayşe’yi. İçeri girdi, direk yatağa yattı kendini. Avuçlarının içine baktı, toprak olmuştu. Mutluydu. Ayşe’yi düşündü. Farklı duygulardı. Arşimet gibi karısını dinleyip ara verince zihni problemin çözümünü bulmuş muydu? İnsanın özü Toprak mıydı? Yoksa her yerden ip ucu çıkarmaya çalışan Songur  Ayşe ile tanışma konusunu bahane mi etmişti. Hem Ayşe gülümsemeliydi hem Songur emin olmalıydı. Kitabın sonu doğru olmalıydı!

Devamı gelecek….

(Olaylar ve kişiler hayal ürünüdür.)


Yazarın diğer yazılarına GİT
Seninde bize katılmanı isteriz. Sende BU FORMU eksiksiz doldurarak bize katılıp, yazarlar kadromuzda yer alabilirsin.

Kültür, Sanat ve Araştırma Bloku.

Döküntü Net
AHTAPOT DÜŞÜNCELER – 2

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön