Ahtapot Düşünceler-4

Saatin tik takları duyuluyordu sadece odada. Köstekli saat gecenin üçünü gösteriyordu. Sigarayı yakmış dolunayı izliyordu Songur evin bahçesinde. Üç hafta beklemişti, tam üç hafta. İçeri girecek kadar korkak, dışarı çıkacak kadar da cesur hissetmiyordu artık kendisini. Tabakasında 3 tek sigara kalmıştı ama acımadı Songur, artık iki sigara hayattaydı. Derin bir nefes çekti, o kadar derin çekmişti ki sigara ortaya kadar gelmişti. O kadar derin çekmişti ki neden içtiğini sorguladı. “Neden?” dedi.

Birden ayağı kalktı! Kucağındaki bira şişesi yere, diğer on iki şişenin üzerine, düştü. İlk defa içki içmiş, İlk defa sarhoş olmuştu Songur. İlk defa aşık olmuştu aynı zamanda da. Ve ilk defa gerçekten gülümsemişti. Songur’un yüreğinde koca bir Ayşe vardı artık. Ama Ayşe’nin yüreğinde Songur’un kalabilmesi için ilk çeki düzen vermeliydi kendine. O yüzden ayağa kalkmıştı ya zaten Songur. Ama ilk adımında yere düşmüş, olduğun yerde de uyuya kalmıştı Songur. Sızmıştı aşka.

Ayşe tarafında ise güneş tıkırdıyordu. Ama güneş tıkırdamazdı ki, her sabah sessizce gözlerine düşer. Sabah güneşinin güzele vurmasıyla içinden övünürdü Ayşe. Bu garip durumu çözmek için sabaha gözlerini açtı ve babası karşısındaydı. “Günaydın kırmızı başlıklı kız” dedi gülümseyerek Münir amca.

Münir Amca çok güvenirdi Ayşe’ye bir tek bir kızıydı zaten. Ona güvenmeyecek kime güvenecekti. Açtı pencereyi, “Biraz hava girsin ya, neden bu kadar havasız burası bakalım, kurt mu yedin sen burada bakalım?” dedi. Ayşe üç haftadır sessizdi, bir kurt devirecek kadar çok konuşmuyordu. Belliydi, bir şey vardı. Gaddar değildi ya babası, üzülüyordu tabi haline. Gülümsedi Ayşe, “Günaydın” kelimesini ekledi gülümsemesine. Babası sordu nedenini bu sessiz haftaların, Ayşe es geçti, konuyu değiştirdi. Üzerine gitmeyeyim fikriyle vazgeçti sorgulamaktan Münir Amca. Tam odadan çıkarken, “Kalk bakalıım, belim ağrıyor benim yaşlandım. Bizim yeşil dev ile yoğurt al da gel.” Dedi. Ayşe’nin nefesi üç saniyeliğine durdu. Cesur olması lazımdı. Hayatında ilk defa, hem de doyasıya!

Songur uyandığında öğleye geliyordu. Etrafına baktı, hemen temizlemek için işe koyuldu. Gidip artık bulmalıydı Ayşe’yi. On dakika içerisinde her şeyi toplayıp, hızlı bir duş alıp, parfümünü sıkıp, en güzel kıyafetlerini giydi. Hızlıca bir şeyler yerken nasıl Ayşe’ye ulaşacağı hakkında kafasında fikirler oluşturuyordu.

Ayşe, yeşil devi son hız kullanıyordu. Hedefi yoğurt filan değildi. Sadece babası bilmeden Ateş olduğunu hatırlatmıştı. Ve baruta doğru hızla gidiyordu. Kapının önüne durdu. Kapıya doğru yöneldi.

Songur, yüzünü yıkayıp, aynaya baktı, cesareti kendinde buldu. Eğer bir adım atmak istiyorsa gerekeni yapmalı, o yoldan geçmeliydi. Kapıya doğru yöneldi.,

Ayşe kapıyı çalacaktı, eli boşa gitti. Kapıyı açan Songur’du.  İkisininde gözleri dolmuştu. Beklenen iki saniye aslında bir ömre bedeldi. Artık vakti geldi.

Sarılış ve Sarmalanış!

İkisi de derin bir nefes çekti birbirlerinin boyunlarından…

Anlam, nefeste mi saklıydı?


Seninde bize katılmanı isteriz. Sende BU FORMU eksiksiz doldurarak bize katılıp, yazarlar kadromuzda kadromuzda yer alabilirsin.

Kültür, Sanat ve Araştırma Bloku.

Döküntü Net

Ahtapot Düşünceler-4

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön