Atatürk ve Dünya Öğretmenler Günü: 5 Ekim 1966

Ne zaman :5 Ekim 2016 Çarşamba
09: 00’dan
5 Ekim 2016 Çarşamba
20:00

Olay türü :Özel olay

Nerede :Oda IV, 7, place de Fontenoy, 75007, Paris, Fransa

UNESCO, 5 Ekim 1966’da öğretmenler için atılan büyük adımı kutlayarak 1994 yılında 5 Ekim’i Dünya Öğretmenler Günü olarak ilan etti.Öğretmenler için Paris’te düzenlenen özel bir hükümetler arası konferans, UNESCO / ILO’nun Öğretmenlerin Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı ile birlikte ILO.

Bu tavsiye, öğretmenlerin hak ve sorumluluklarının yanı sıra ilk hazırlık ve ileri eğitim, işe alma, istihdam, öğretme ve öğrenme koşulları için uluslararası standartları ortaya koymaktadır. Kabul edilmesinden bu yana, Tavsiye, kaliteli eğitim için öğretmenlerin statüsünü yükseltmek için önemli bir kılavuzlar dizisi olarak kabul edilmiştir.

5 Ekim, 1997 yılında UNESCO Genel Konferansı’nda Yüksek Öğretim Öğretim Personelinin Statüsüne ilişkin UNESCO Tavsiye Kararının kabulünü de kutlamaktadır.

UNESCO Genel Merkezinde düzenlenen Dünya Öğretmenler Günü 2016, Hamdan Ödülü ödüllerinin törenini ve Öğretim Personeliyle İlgili Tavsiyelerin Uygulanması üzerine Ortak ILO / UNESCO Uzmanlar Komitesi (CEART) uzmanları ile bir semineri de içerecek.

Ne yapabilirim?

Çiftler’deki etkinliğe katılamazsanız, dünya çapında her yıl düzenlenen birçok etkinlik vardır. Herkes mesleği kutlayarak, öğretmen meseleleri hakkında farkındalık yaratarak, öğretmenin saygısının doğal düzenin bir parçası olmasını sağlayarak yardımcı olabilir. Tartışmak, karşılaştırmak, öğrenmek, tartışmak, paylaşmak ve geliştirmek için günün fırsatını kullanın.

Dünyanın her yerindeki ortaklar WTD için etkinlikleri kutlar ve düzenler, yakınınızda kimin bir etkinlik düzenlediğini öğrenmek veya kendi yerel etkinliğinizi düzenlemek için UNESCO (wtd (at) unesco.org) ile iletişime geçebilirsiniz.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN “BAŞÖĞRETMEN” UNVANI VE “24 KASIM” ÖĞRETMENLER GÜNÜ

Eğitimi bir sistem olarak ele alan bilim insanları; bu sistemin üç temel öğesinin, “öğrenci, öğretmen ve eğitim programları” olduğunu belirtmektedir. Bu üç öğe eğitim sistemini yönlendirmekte ve biçimlendirmektedir. Eğitimin nitelikli olabilmesi, toplumlar için nitelikli insan gücünün yetiştirilebilmesi bu öğeler arasındaki ilişkinin uyumlu ve sağlıklı olmasına bağlı görülmektedir. Bu öğelerden öğretmenin diğer öğeleri; öğrenci ve eğitim programlarını etkileme gücü daha fazladır.

Eğitim ve öğretim işinin uygulayıcısı, temel sorumlusu, etkileşimi sağlayanı “öğretmen” olduğu için eğitim sisteminden beklenen sonucun alınması ancak iyi bir öğretmenle olacaktır. Toplumların sürekli değişim gösteren dünyada güç elde ederek yerlerini almaları da eğitim sistemlerinin bu değişime uyum sağlamasıyla olacaktır. Dolayısıyla toplumların önemli bir toplumsal kategorisini oluşturan öğretmenlerin, değişimle gelen yeni bilgiler, kültürler ile sürekli iletişim halinde olup olmaması eğitim olgusundan beklenen işlevin yerine getirilip getirilmediğinin göstergesidir.

Türk Eğitim Sistemi ve bu sistemin ön gördüğü bürokratik yapıyı belirleyen 14.6.1973 tarih ve 1739 sayılı “Millî Eğitim Kanunu”nun 43. Maddesine göre “öğretmenlik” şöyle tanımlanmıştır: “Devletin eğitim öğretim ve ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir uzmanlık mesleği.”42 “Öğretmenlik, sürekli gelişme halinde olan bir uzmanlık mesleğidir.” Toplumsal modernleşme, bilimsel ve teknolojik gelişmeler eğitimde izlenen ilkelerin, felsefenin, yöntem ve yaklaşımların, araçların sürekli olarak gelişmeye açık tutulmasını zorunlu kılmaktadır ki eğitim sisteminin en etkili öğesi olarak bu işi başaracak olanlar da öğretmenlerdir.

Aynı zamanda “karakter eğitiminde” en çok etkiyi sağlayacak örnek kişi olan; böylece hem temel kültürü kazandırıp hem de zihniyet dönüşümünü yönlendirecek olan itici güç de öğretmenlerdir. Millî Eğitim Temel Kanunu’na göre Türk Eğitim Sistemi, genç kuşakları eğitimin “millî” ve “evrensel” amaçlarına göre yetiştirmeyi; değişime açık olan Türk milletini “çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı” yapmayı amaçlamaktadır. Sistem, bir yandan genç nesilleri “manevi ve kültürel değerlerle” millî kültür için sosyalleştirirken; “hür ve bilimsel düşünme gücü” kazandırmak suretiyle de onları evrensel kültüre adapte etmeyi ön görmektedir.

Buradan da şu anlaşılmaktadır ki Türk Eğitim Sistemi, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurguladığı ve uygulamaya geçirdiği “eğitim felsefesi, ilkeleri, hedefleri” temelinde inşa edilmiştir. Türk modernleşmesini “milliyet ve medeniyet” prensipleri üzerine temellendiren Atatürk’ün “milli kültür etrafında yeni, modern, fikri hür, vicdanı hür bir nesil yetiştirme hedefi”, bugün değişen dünya düzeninde de geçerliliğini korumaktadır. “Eğitim adamı olarak millî irfanı yükseltmeye çalışmak en büyük emelimdir.” diyen Mustafa Kemal Atatürk, eğitimcilik görevini en iyi biçimde üstlenmiş; bir millet için eğitimin, öğretmenin önemini çok iyi kavramış ve bu yönüyle de daha sonraki devlet adamlarına izlemeleri gereken bir örnek olmuştur.

Yeni Türk alfabesine geçiş çalışmalarında eğitim öğretim seferberliğini başlatması ve bu seferberlikte “Başöğretmen” unvanı ile halka okuma yazma öğretmesi Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün kendisinin de ifade ettiği gibi “gerçek bir öğretmen, tüm Türk Milletinin öğretmeni” olduğunu göstermektedir. Ayrıca askerlik alanında ve bazı toplumsal konularda kitaplar, bazı gazetelerde başyazı yazması “araştırmacı ve öğretici bir öğretmen” olduğunu kanıtlamaktadır.

Türk Milletini çağdaş uygarlığa ulaştırma hedefinde ve cahilliğe açtığı savaşta Mustafa Kemal Atatürk’ün en çok yaslandığı, güvendiği, ilgi gösterdiği grup “öğretmenler”dir. Hayatında önemli etkileri olan öğretmenlerini hep saygıyla anmış; en başından öğretmenlik mesleğinin toplumsal değişmedeki etkisini kavramıştır. Bu nedenledir ki Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden sonra birlikte çalıştığı ilk topluluk “Maarif Kongresi” olmuştur. Millî Eğitim Şuralarının ilki olarak da sayabileceğimiz Kongrede Atatürk, 250’den fazla erkek ve kadın öğretmeni bir araya getirmiş ve teker teker onların elini sıkmıştır. Öğretmenlik mesleğini tüm samimiyetiyle onurlandırarak öğretmenleri, “gelecekteki kurtuluşumuzun saygıdeğer öncüleri” olarak tanımlamıştır:

“…Gelecekteki kurtuluşumuzun çok değerli öncüleri, akıncıları olan Türkiye’nin kadın ve erkek öğretmenleri hakkındaki saygı duygularımı belirtmek isterim. Vazifeniz pek mühim ve hayatîdir. Bunda muvaffak olmanızı Cenabı Hak’tan dilerim…” Yine Maarif Kongresinde Atatürk, memleketin maddî olanaksızlıkları ve koşulları herkesçe bilinmekteyken kendilerinden çok şey beklediği öğretmenlerin refahını sağlayamamanın üzüntüsünü dile getirmiştir:46 “Millî Hükümetimizin ciddiyetle ve içtenlikle arzu ettiği derecede Türkiye öğretmenlerinin hayat ve refahını henüz temin edememekte olduğunu bilirim.”

Mustafa Kemal Atatürk, öğretmenlerimize hitaben yaptığı pek çok konuşmasında yeni değerler ışığında Cumhuriyeti koruyacak olan yeni nesillerin yetiştirilmesi meselesinde Cumhuriyet öğretmenlerine düşen görevleri ayrıntılı bir şekilde işlemiştir.47 27 Ekim 1922’de Bursa’da Öğretmenlere Hitaben Yaptığı Konuşmasında48 Atatürk’ün eğitime, okula, öğretmenlere verdiği önem açıkça anlaşılmaktadır: “…İsterim ki çocuk olayım, genç olayım ve sizin nur saçan öğretim çevrenizde bulunayım. Sizden feyz alayım. Siz beni yetiştiresiniz. O zaman milletim için daha yararlı, çok yararlı olurdum…” “…Bugün ulaşmış olduğumuz nokta, gerçek kurtuluş noktası değildir. Artık tamamen kurtulmuş olarak, milletimizi tamamen güven içinde görüyoruz demek bir gaflettir…Bir milleti millet yapan, ilerleten ve yükselten kuvvetler vardır.

Bunlar da fikir kuvvetleri ve toplumsal kuvvetlerdir…Okul! Okul, genç beyinlere insanlığa saygıyı, millet ve memlekete sevgiyi, hür yaşamayı, bağımsızlık şerefini öğretir…Bağımsızlık tehlikeye düştüğü zaman, onu kurtarabilmek için takip edilmesi uygun olan en doğru yolu belletir…Bilim ve teknik için kayıt ve şart yoktur. Dinimiz bu yüce emri ihtiva ettiği içindir ki eksiksiz dindir. Dinimiz bilim ve tekniği putperest memleketlerde aratır; ta Çin’de olsa aratır. Bu gerçeği bütün milletin bilmesi gerekir…Millî dehamızı geliştirecek kültürlerimizi lâyık olduğu dereceye ulaştırmak için yüksek meslek erbabını da yetiştireceğiz.

Kız çocuklarımızı da aynı öğretim derecelerinden geçirerek yetiştireceğiz… Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve sizin ordularınızın (yeni nesil) zaferi için yalnız zemin hazırladı; aydınlanma yolunda bir engeliniz olursa, sizin rastladığınız engelleri kıracağız…” Yine 1923 yılında sarf ettiği şu sözler49 öğretmenlik mesleğinin uluslararası alanda gördüğü itibarı Türkiye’de de görmesi gerektiğine dikkatleri çekmiştir. “…Öğretmene ülkenin en ağır yükünü yükledik, ona en ağır sorumluluğu verdik. Türk Milletinin geleceğini emanet ettik.

Bu görevi kendine hem bir meslek hem de bir ideal sayacak öğretmenler tarafından yapılmasını sağlamak için biz de bu meslekle ilgili istek ve ihtiyaçları diğer bütün mesleklerden önce sağlamalı ve öncelik sırasını bu mesleğe vermeliyiz. Bu mesleği refah seviyesi yüksek bir meslek haline getirmeli, güvence altına almalı, saygı değer makama oturtmalıyız. Bizlerin yapacağı bu fedakârlık onların yaptıklarının yanında bir hiçtir… Dünyanın her yöresinde öğretmenler topluluğu medeniyetin en özverili ve saygıdeğer öğeleridir…” I. Dünya Savaşı yıllarından başlayarak çeşitli vesilelerle öğretmenlere, halka seslenen Atatürk, eğitimle ilgili konuşmalar yapmış ve okulları ziyaret etmiş, derslere girip öğretmenleri izlemiş, onlara sorular sormuş; böylece onların bireysel olarak aydınlanmalarını da önemsediğini göstermiştir.50 Peki bu süreçte Türk öğretmenlerin toplumsal rolü ne olmuştur?

Türkiye’de ilk öğretmen örgütleri II. Meşrutiyetin ilan edilmesinden hemen sonra kurulmuş ve meslekleşme sorunları, eğitim ve öğretim meseleleri görüşülmüştür. İstanbul’da ve taşrada çok sayıda meslekî dergiler çıkarılmıştır.51 Özellikle Balkan Savaşları yenilgisi ve felaketlerinin ardından Türkiye’de öğretmenlerin ve eğitimin toplumsal değişmedeki önemi, eğitim sistemimizin yetersizliği daha iyi fark edilmiştir. “Toplumu kurtarıcı, ülkücü, idealist öğretmen” sloganı doğmuştur. I. Dünya Savaşı süresince de ülkede öğretim önemli ölçüde aksamaya uğramış ve pek çok aydınımız, öğretmenimiz, öğrencimiz şehit olmuştur.

Bu nedenle Cumhuriyet döneminde uzun yıllar yetişmiş beyin gücüne şiddetle ihtiyaç duyulmuştur.52 Türk Milletinin topyekûn katıldığı Millî İstiklâl Savaşımızda ise “eğitim kurumu, öğretmenlerimiz” mücadeleye büyük destek vermiştir. “İzmir’in işgal edilmesinden hemen sonra, yer yer yapılan protesto mitinglerinde ve millî uyanışın giderek Kongreler ve Türkiye Büyük Millet Meclisi halinde teşkilatlanmasında öğretmenlerin de etkileri vardır.”53 Öğretmenler ülkenin her yerinde toplanan miting heyetleri içerisinde zaman zaman yer alarak, halkı “millî bağımsızlık” yolunda bilinçlendirmek, işgallere karşı pasif bir politika izleyen Osmanlı Hükümetine karşı uyarmak adına mücadelede bulundukları gibi; silahlı direniş içerisinde de yer almışlardır.

Bazı yerlerde öğretmenler gece asayiş için nöbet tutup, gündüz de derslerine girmişler; daha sonra düzenli orduda gönüllü yer almışlardır. İşgal altındaki bölgelerde okullar ve öğretmenler baskı altına alınsa da eğitim mücadelesi hiçbir zaman durmamıştır. Mücadele yolunda halkın eğitimine, bilgilendirilmesine de ağırlık verilmiştir. Öğretmenlerin bu dönemde millî mücadeleye isyan edenleri nasihatle doğru yola getirme gibi bir görevi de olmuştur. Millî hareketin önderleri; özellikle Mustafa Kemal ve Kazım Karabekir, millî heyecanın öğrenciler tarafından da teneffüs edilebilmesi için okullara sık sık ziyaretler yapmışlardır. Meslekî örgütleriyle ve yardımlaşma cemiyetleriyle öğretmenler, Maarif Vekâletine destek olmuş; Mecliste (30 kadar öğretmen) yer almış ve “Muallimler Birliği” ismi ile yapılanma mücadelesine girişmiştir.

Bu mücadele sonucunda Muallimler Birliği, Cumhuriyetin ilk sosyal ve meslekî dayanışma kurumu olarak kurulmuştur.55 25 Ağustos 1924 tarihinde Ankara’da Toplanan Türkiye Muallimler Birliği Umumî Kongresinde Yaptığı Konuşmada56 Mustafa Kemal Atatürk, öğretmenlerden beklentilerini şöyle özetlemiştir: “…Öğretmenler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcileri, sizler yetiştireceksiniz; yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır. Eserin değeri sizin maharetiniz ve fedakarlığınız derecesiyle orantılı olacaktır…Cumhuriyet fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli muhafızlar ister! Yeni nesli bu niteliklerde ve yetenekte yetiştirmek sizin elinizdedir…Millî ahlakımız, medenî esaslarla ve hür fikirlerle geliştirilmeli ve takviye olunmalıdır…

Cumhuriyet sizden ‘fikri hür, vicdanı hür’ nesiller ister…” Milletin geleceğinin emanet edildiği “öğretmenlerin yetiştirilmesi” meselesi üzerinde de bu dönemde önemle durulmuştur. İlk Öğretmen Okulu (Darülmuallimîn), “öğretmen gereksinimi duyuldukça alınmak üzere” kaydı ile 16 Mart 1848’de; 26 Nisan 1870 tarihinde de Kız Öğretmen Okulu (Darülmuallimat) açılmıştır. Cumhuriyet ilan edildiği zaman, bugünkü sınırlarımız içinde, “13” Öğretmen Okulu vardır.57 1924-1925 öğretim yılından itibaren Darülmuallimîn adı “Muallim Mektebi” ve 1935’lerden itibaren de “Öğretmen Okulu” haline çevrilmiştir. 1936’da Ortaokul, Lise ve Öğretmen Okulları öğretmenlerinin yetişme yerlerine göre durumları şöyledir:

“Yüksek öğrenim görenler: 960/ Orta öğrenim görenler: 1129/ Özel öğrenim görenler: 27/ Toplam: 2116.” Cumhuriyet döneminde ilk yapılan ve çok önemli Öğretmen Okulu; Orta Muallim Mektebi ile Gazi Mustafa Kemal Erkek İlk Muallim Mektebi’nin birleşmesiyle kurulan “Gazi Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü”dür. 1932’de kurumun adı “Gazi Orta Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü”ne dönüştürülmüştür.58 Mustafa Kemal Atatürk, söylev ve demeçlerinde “öğretmeni” eğitim sisteminin merkezine oturturken başarılı bir eğitim sistemi için “okulda düzen sağlayan yönetici, aile ve öğrencileri” öğretmenin yanına koyan eğitim anlayışını işaret eden bir eğitim modeli betimlemiştir. Öğretmenlik mesleğine atfedilen bu önem, eğitimin toplumsal yaşamın her alanında hedeflenen değişim ve gelişimin bir aracı olarak görülmesinden kaynaklanmaktadır.

Dolayısıyla, yetiştirilecek olan yeni neslin her alanda yapılan Türk İnkılâbını daha da geliştireceğine inanılmıştır. Bu anlayışa göre şekillenmiş bir eğitim sisteminde öğretmenin toplumsal gelişimde ana unsur olarak görülmesi doğaldır.59 Mustafa Kemal Atatürk, bağımsızlığımızı ve Cumhuriyeti canlılık, cesaret, atılganlık, dayanıklılık, özverilik, iyimserlik…gibi özellikleri taşıyan, toplumun en dinamik yurttaş kitlesi olan Türk gençlerine emanet etmiş; yeni değerlerimizin korunmasını birinci görev olarak vermiştir. Türk gençlerinin olumlu özelliklerinin yapıcı bir güç haline dönüştürülebilmesi için bilinçli ve çok iyi yetiştirilmesi gerektiğini düşünen Atatürk, onları da sadece öğretmenlere değil; daha önce de vurguladığımız gibi “annelere, Türk aydınına, sivil toplum örgütlerine” emanet etmiştir. “Türk kadını dünyanın en aydın, en faziletli, en ahlaklı kadını olmalıdır…

Kadın ve annenin görevi, bedeniyle, zihniyle, azmiyle Türklüğü koruyup yükseltecek nesiller yetiştirmektir” diyerek, kadının eğitimine de vurgu yapmış ve yaşamın her alanında kadının erkek ile aynı katkıyı yapabilecek kabiliyette olduğunu ifade etmiştir. Ailede verilen eğitimi ilk terbiye olarak tanımlayarak, verilebilecek olumsuz özelliklerin çocuğu yaşamı boyunca olumsuz etkileyeceğine dikkat çekmiştir. “… İlk işimiz milleti çalışkan yapmaktır… Aydınları halk seviyesine indirmekten ziyade, bütün halkı eğitimde aydın olarak yetiştirmek gerekir…”; “… binâen evvelâ bir program yapmak ve saniyen bu programı muvaffakiyetle tatbik edebilmek için behemehâl memleketin bütün evlatlarının zekâlarını, nûr ve irfânlarını ve ihtisaslarını bir araya toplamak lazım olduğu kanaatinde bulunuyorum…” sözleri Atatürk’ün; aydınların, kitle iletişim araçlarının, akademisyenlerin desteğini alarak, eğitim faaliyetlerinin katılımcı bir yöntemle gerçekleştirilmesi gerektiğine dair inancını ortaya koymaktadır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Millet Mektepleri Başöğretmeni” unvanını alış süreci nasıl gerçekleşmiştir? Eğitim reformları içerisinde Tevhid-i Tedrisat Kanunu’ndan sonra önemli bir hamle olduğu anlaşılan “Harf İnkılâbı” ile Mustafa Kemal Atatürk kolay kullanılabilir, anlaşılabilir ve öğretilebilir bir dil ile eğitimde ilerlemeyi hedeflemiştir. 1 Kasım 1928 tarihli Kanun ile latin temelli yeni bir alfabe kabul edilmiştir. İlk kez Tanzimat döneminde tartışılmaya ve II. Meşrutiyet döneminde Türkçülük akımının da etkisiyle çalışmalara başlanan “dilin ıslahı, latin harflerine geçiş ve dilde sadeleşme” meseleleri Atatürk’ün de 1928 yılına kadarki konuşmalarında sıklıkla vurgulanmıştır. (1923’te İzmir İktisat Kongresi’nde Türk harflerinin kabulü için bir önerge verilmiştir). Aslında daha I. Dünya Savaşı’nda Anafartalar’ın sert günlerinde “yeni Türk Alfabesinin nasıl olması gerektiği” hakkında çalışmalarının olduğu bilinmektedir ki Fransız Türkolog’u Deny’nin ve Macar Türkolog’u Nemeth’in gramerini bu amaçla etüt ettiği anlaşılmaktadır.

“Bir toplumun %10’u, %20’si okuma yazma bilir, %80’i, %90’ı bilmezse, bu ayıptır; bundan insan olanlar utanmak lazımdır… Milletimiz yazısıyla, kafasıyla bütün âlem-i medeniyetin yanında olduğunu gösterecektir. Vatandaşlar, yeni Türk harflerini çabuk öğreniniz. Bütün millete, kadına, erkeğe, köylüye, çobana, hamala, sandalcıya öğretiniz…” sözlerini Atatürk, Ağustos 1928’de Sarayburnu’nda yaptığı konuşmada söylemiştir. Eski alfabe ile okuma yazmanın zor olduğunu, eski alfabenin eğitimi olduğu kadar hayatın diğer alanlarını da zorlaştırdığını; yeni harflerin ise toplumun değişik kesimlerinde çalışanların kolaylıkla kavrayabileceği bir alfabe olduğunu ve yeni alfabe sayesinde Türkiye’nin uluslararası alanda da tanınırlığının ve saygınlığının artacağını ifade etmiştir.

25 Ağustos 1928 tarihinde Ankara’da toplanan Öğretmenler Birliğinin Dördüncü Kongresinde öğretmenler, “son Türkü yeni harflerle okutup yazdırıncaya kadar Büyük Kurtarıcı’nın açtığı bu yeni yolda sebat ile çalışacaklarına” and içmişlerdir. “Harf İnkılâbı”nın gerçekleşmesinden sonra ise Atatürk, yeni alfabenin yaygınlaşması yönündeki çalışmalara öncülük etmiştir. 61 Mustafa Necati’nin Bakanlığı sırasında, latin harflerinin kabul edilmesi üzerine halka okuma yazma öğretmek için 1928 sonlarında “Millet Mektepleri” kurulmuştur. 16-45 yaş arasında binlerce kadın ve erkeği çatısı altına toplayan okullarda dersler genellikle akşam yapılmış ve dört ay sürmüştür. Sabit ve Gezici olarak ikiye ayrılan bu okulların iki sınıfında ders verilmiştir: A sınıfında daha çok okuma yazma öğretimi üzerinde durulmuş; B sınıfında ise Kıraat, Tahrir, Hesap, Ölçüler, Sağlık Bilgisi, Yurt Bilgisi’ne ağırlık verilmiştir.

Bu okulları bitirenlere Atatürk, Anayasa metnini hediye etmiştir. Buradan “vatandaşlık eğitimi”ne de önem verildiğini anlıyoruz. Millet Mekteplerinden 1928-1950 arasında 1,5 milyondan fazla yetişkin belge almıştır. 1927’de halkın %10,7’si okur yazarken bu oran 1935’te %19,5, 1940’ta %22,4’e Devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti hükümetince verilen “Millet Mektepleri Başöğretmenliği” unvanını “24 Kasım 1928” tarihinde kabul etmiştir.63 “Benim asıl kişiliğim öğretmenliğimdir; ben milletimin öğretmeniyim… Eğer Cumhurreisi olmasam, Maarif Vekilliğini almak isterdim…” sözlerinin ve “Başöğretmen” unvanının sahibi Atatürk, daha önce de vurgulandığı gibi Cumhurbaşkanı olarak Türk Milletinin eğitim öğretim seferberliğini başlatmış ve bu seferberlikte yeni alfabeyi öğretmek için bizzat kendisi kara tahta başına geçerek var olan tüm imkânı halkın eğitimine yönlendirmiştir. “Hedefe yalnız çocukları yetiştirmekle ulaşamayız. Çocuklar geleceğindir.

Fakat geleceği yetiştirecek ana-babalar şimdiden az çok aydınlatılmalıdır ki yetiştirecekleri çocukları bu millet ve memlekete hizmet edebilecek, yararlı ve faydalı olabilecek şekilde yetiştirebilsinler. Bilenler bilmeyenleri toplayıp okutmayı bir vazife bilmelidirler.” sözlerini ifade eden Atatürk, Millet Mekteplerini kurup Türk alfabesini öğretmek için okuma yazma seferberliğini başlatmasıyla ülkemize ilk defa “yaygın eğitim”, “halk eğitimi” kavramlarını getirmiştir.64 Başöğretmen görevi ile seyahate çıkan Atatürk, Tekirdağ, Çanakkale, Maydos, Karadeniz şehirleri ile Orta Anadolu’yu dolaşarak okullarda, meydanlarda, kahvelerde kara tahtanın başına geçerek yeni Türk harflerini vatandaşlara öğretmiştir. Başvekil İsmet Paşa (İnönü) da “Malatya’ya muallim (öğretmen) olarak gidiyorum” diyerek okuma yazma seferberliğine katılmıştır.

Atatürk, okulları ülkenin çeşitli yörelerinde açılan birer “Kültür Merkezi” olarak nitelendirmiş ve bu anlayışla, bir ifadesinde yetişkin eğitimine ilişkin şu öneriyi dile getirmiştir: “Bu merkezlerde bilimsel temsiller vermek ve konferanslar düzenlemek ve halkın okuyup yazmayan kısmının en kolay şekilde okumasını sağlamak ve onlara birinci derecede gerekli olan bilgiler verecek gece kursları açmak, kurulacak yerel basının özellikle genel eğitim ve halk bilgileri ile ilgili yayınlarla uğraşmasını sağlamak, öğretmen kurulunun sürekli yapacağı görevler olacaktır.” “Öğretmenler her fırsatta halka koşmalıdır” anlayışıyla halkın eğitimi için orduda, Türk Ocaklarında, devlet dairelerinde kurslar açılmıştır. 1930’lardan itibaren de köylerde yetişkinlere okuma yazma öğretmek için “Halk Okuma Odaları” açılmıştır.

Cumhuriyet İnkılâplarını halka daha iyi anlatmak, korumak ihtiyacından dolayı o zamana kadar önemli siyasi ve kültürel hizmetler vermiş olan “Türk Ocakları” kaldırılarak (Nisan 1931), “Halk Evleri” kurulmuştur (Şubat 1932). Öğretmen derneklerinin güçleri de bu yeni kuruluşlara aktarılmıştır. “Dil, edebiyat, tarih, güzel sanatlar, temsil, spor, içtimaî yardım, halk dershane ve kursları, kütüphane ve yayın, köycülük, müze ve sergi” alanlarında çok önemli etkinliklerin yapıldığı Halk Evlerinde Cumhuriyet ilkeleri ile Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini yaymak amaçlanmıştır. 1932’de 24 Halk Evi ve 34.000 üyesi varken; 1938’de 209 Halk Evi ve 100.000’den fazla üyesi olduğu bilinmektedir.

1938’de Halk Evlerine konferans, sergi, tiyatro, kütüphane vs. için 7 milyona yakın vatandaş gelmiştir.67 24 Kasım’ın öğretmenler günü olarak kutlanması nasıl olmuştur? 1928 yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün elinde tebeşirle başlattığı okuma yazma seferberliğinin yıllar geçtikçe hızı kesilmiştir. 12 Eylül 1980 askerî harekâtından sonra, “1981 yılının”; “Atatürk’ün doğumunun 100. yılı” olması dolayısıyla tekrar bir okuma yazma seferberliğine girişilmiştir. Genel olarak eğitim sorunları tartışılarak hedefler konusunda yeni kararlar alınmıştır.

Eğitim ve öğretime ilişkin bu yeni kararlar halk oyu ile kabul edilen 7 Kasım 1982 Anayasasına da yansımıştır. 68 Atatürk’ün doğumunun 100. yılında tartışılan eğitim meseleleri içerisinde “öğretmenlerin yetiştirilmesi, öğretmenlik mesleğinin refahı, geleceği, öğretmenlerin hukuki statülerinin güçlendirilmesi sorunları” da yer almıştır. Aslında “eğitim ve öğretmen sorunları” kamuoyu nezdinde modernleşme sürecine paralel olarak Cumhuriyet öncesinde tartışılmaya başlanmış; Atatürk döneminde sorunlara ilişkin çalışmalar yapılarak hazırlanan raporlar kamuoyuna sunulmuş; sonraki dönemlerde de belirlemeler, tartışmalar devam etmiştir.

Millî Eğitim Bakanlığı, Mustafa Kemal Atatürk’ün 1928’de Başöğretmen unvanını kabul ettiği tarih olan 24 Kasım’ı “Öğretmenler Günü” olarak ilan etmiştir. Böylece Öğretmenler Günü, ilk kez 1981’de (Atatürk’ün doğumunun 100. yılında) kutlanmış; dikkatlerin öğretmenlik mesleğinin önemine yönelmesi amaçlanmıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 100. Doğum Yılı olan 1981’den bu yana ülkemizde her yıl 24 Kasım günleri “Öğretmenler Günü” olarak çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır. “24 Kasım Öğretmenler Günü”, Atamızın eğitime ve öğretmenlere verdiği değeri, eğitim ilke ve düşüncelerini hatırlatma; eğitim ve öğretmen sorunlarını değerlendirme gibi bir önemi de arz etmektedir.

Kaynak: https://en.unesco.org/events/world-teachers-day-0#:~:text=UNESCO%20proclaimed%205%20October%20to,in%20cooperation%20with%20the%20ILO.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN EĞİTİMCİ KİŞİLİĞİ VE “BAŞÖĞRETMEN” UNVANI1 Arş. Gör. Yasemin IŞIK2


Öğretmmenler Günü
Seninde bize katılmanı isteriz. Sende BU FORMU eksiksiz doldurarak bize katılıp, yazarlar kadromuzda kadromuzda yer alabilirsin.

Kültür, Sanat ve Araştırma Bloku.

Döküntü Net
Atatürk ve Dünya Öğretmenler Günü: 5 Ekim 1966

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön