“Başımıza Hippi mi Kesildin?” Yakarışının Tarihi

“Hippi” denildiğinde akla birçok çağrışım gelir: Uzun saçlı, sakallı, tuhaf giyinmiş genç insanlar, renkli, batik t-shirtlere iliştirilmiş çiçekler, sürekli gülümsemek, gözlerdeki marihuana etkisi, rengarek boyanmış Volkswagenlerle gezmek, Bob Dylan ve Joan Baez dinlemek, savaş, barış ve herkesin birlikte yaşayabileceği, kavgasız bir dünya hakkında şarkı söylemek…

Bu çağrışım kısmen doğru olabilir, ama bu bir stereotip. Hippi Hareketi bundan çok daha fazlasıydı… (Kunkel, 2012) Hippilik veya günümüzde popüler hale gelen haliyle hipsterlık, köklerine baktığımızda yalnızca bir moda değildi. Zaten bu yüzden de Hippiler, işlevlerini tamamladıklarında (veya tamamlayamadıklarında) sonlandılar ya da şekil değiştirdiler.

Elbette her toplumsal hareketle özdeşleşen bazı simgeler olduğu gibi, Hippi Hareketi de, çok daha sonra bile moda olmasına yol açacak özelliklere sahipti. Ama bugün, Hippileri sadece bu simgelere indirgeyip hatırlamak da mevcut sistemin parçası olup salt taklitçi bir anlayışla kendimizi Hippi olarak tanımlamak da kuramsal olarak hatalıdır.

Bir hareketi anlayabilmemiz için, kendisini doğuran dinamikler sebebiyle, ortaya çıktığı dönemin kontekstine bakmamız gerekir. 60’lı yıllarda vücut bulan Hippi Hareketi de kaynağını 50’lerden, 2. Dünya Savaşı sonrası ABD’sinden almaktadır.

Savaşta edinilen zafer, Roosevelt’in Yeni Düzen (New Deal) programının sonradan edinilen kazanımları, özel sektörün kamusal girişimleri, Avrupa’yla yeniden ticaret şansı… Ekonomik büyüme, düşük işsizlik oranı ve artan kişisel varlıklar, insanların korkusuzca çocuk yapıp büyük ailelere sahip olmasına yol açmıştı. 1945 ile 1957/60 yılları arasında doğan bu nesle Baby Boomers denildi (Kunkel, 2012).

50’li yıllar basmakalıp, huzurlu ailelerle, küçük çocuklarla, sevimli mutfak önlüklü annelerle ve yeni Chevroletlerinin içinde babalarla oluşturulmuş bir dünyaydı. Bir Amerikan filmi sahnesi gibi duran bu dünyanın gerçekçiliği ise sorgulanmaktaydı.

60’ların ortalarında artık genç olmuş olan Baby Boomerlar; Soğuk Savaş ve nükleer yarışının doğurduğu tehdidi ve kurgulanmış mutlu dünyanın dışında kalan Amerikalıları, yani eşitsizliği fark etmeleri yüzünden geleneksel rolleri reddetmeye başladılar (Turner).

Aralarından birçoğunun felsefesini benimsediği ve bu uğurda, özellikle de hareketin sonu geldikten sonra, Asya’ya giderek kendini aradığı bu dönem, Budizm’in doğuşuna benzetilebilir.

Nitekim Buda da Kuzey Hindistan’da bir prens olarak dünyaya gelmiş, hayatının 29 yılını sarayından çıkmadan, kurgulanmış mutlulukla sürdürmüş ve dışarı çıktığı anda karşılaştığı adaletsizlik ve eşitsizliklerden etkilenerek saray hayatını terk etmişti. Soğuk Savaş yüzünden hissedilen tehdit sadece silahlanma açısından, yani materyal anlamda hissedilmemekteydi.

Daha ağır olan baskı ideolojikti. Komünizm korkusu Eski Sol (Old Left) görüşün zayıflamasına, daha doğrusu zayıflatılmasına yol açtı. Senatör McCarthy’nin Cadı Avı olarak anılan ve sadece Komünistleri hedef almayan Komünist avı bunun en önemli örneklerindendir.

Eski Solcular, fiziksel olarak sindirilmek bir yana, korku yüzünden siyasi sahneden çekilmek durumunda kalmışlardı. Aynı sebeplerle Demokrat Parti de daha sağa kaymıştı. Bir yandan da siyahlara yönelik ırkçılık sürmekteydi. Fakat siyahların mücadelesi altın çağını yaşamaktaydı.

Zaten Hippilere isim de veren asıl çıkış noktası, siyahların yaşam tarzıydı.

Rosa Parks’ın fitilini ateşlediği ve daha sonra “I have a dream” konuşmasını yapacak olan Martin Luther King’in de katıldığı otobüs boykotu, siyah olmayan gençlerin de ilham kaynağı oldu. Sivil Haklar Hareketi (Civil Rights Movement) doğdu ve ırkından bağımsız olarak bütün Amerikalıların hakları için mücadeleye başladı.

1959’da kurulan Demokratik Toplum için Öğrenciler (Students for a Democratic Society/SDS) ise Yeni Sol (New Left) hareketinin kalbi oldu: barış, dayanışma, antimilitarizm, anti-kapitalizm, anti-totalitaryanizm… Yeni Sol partileşmedi, bu şekilde başarılı olamayacağı belliydi. Bu yüzden de sivil eylemlere odaklandı (Kunkel, 2012).

Değişen siyasi atmosfer beraberinde kültürel değişimi de getirdi. Beatnik / Beaten / Beatic olarak adlandırılan gençler Beat Generation kültürünü yarattılar. Siyasi meseleler, Uzakdoğu dinleri, 2. Dünya Savaşı gibi temalar üzerine şarkı ve şiirler yazdılar.

Anti-konformist olan bu gençler, Yeni Solu ve Hippileri de etkilediler. Fakat Beatnikler hayata karşı pesimist bir tutum içerisindeyken, Hippiler pozitif olmayı tercih etmişlerdir (Kunkel, 2012). Savaş karşıtı gençlerin protestolarının çapı Kennedy suikastı sonrası büyümüştür.

İfade Özgürlüğü Hareketi (Free Speech Movement), Hippiliğin merkezi olarak adlandırılan San Francisco’da, Berkeley Üniversitesi’nde 1964 yılında ortaya çıkmıştır. San Fransisco o sırada kendilerini Hip olarak adlandıran Beatniklerin yuvası konumundadır.

Esasında Hip kelimesi siyahların kullandığı bir terimdir.

O sırada San Fransisco’ya gelen ve Beat idollerinden etkilenen gençler, eski Beatniklerin gözünde, hayatlarını yalnızca uyuşturucuya adamış görünmekteydiler. Ve onlar tarafından Junior Grade Hipsters veya Hippies olarak adlandırıldılar (Kunkel, 2012). İnsanları materyal kazanımlara iten, kaygı dolu geleneksel değerleri reddettiler.

Alternatif bir toplum ütopyasına sahiptiler. Haight-Ashbury’de kendi yaşam tarzlarına göre toplanmaya ve hayatlarını sürdürmeye başladılar (Howard, 1969): Eski ve ucuz evler, liberal insanlar, Berkeley Üniversitesi’ne yakınlık… Yakın zamanda alternatif kıyafetler ve uyuşturucular her yerde satılmaya başlandı. Sokaklarda müzik yapmaya başladılar.

Free Clinic adlı bir hastane kuruldu. Özellikle de uyuşturucudan zarar görenlere ücretsiz tedavi vermekteydi. Freak kelimesi de hastanenin isminin hızlı telaffuzundan türemiştir; önce uyuşturucu madde etkisi altındaki insanları tanımlamada kullanılırken, sonra Hippiler kendilerine Freak demeye başlamışlardır (Kunkel, 2012).

Hippi kültürü de bu ortamda doğmuştur. Esasında bireyci anlayışa sahip olan, bireysel özgürlüklere ve hazlara düşkün olan Hippiler komün halinde yaşamaya başlamışlardır. Çünkü onlara bireysel özgürlüklerini veren yine bu komünler olmuştur:

Doğada yaşam, doğal materyallerden üretilmiş ev ve kıyafetler, sınırsız cinsel özgürlük…

Evlilik yoktur ve doğan çocuklar herkesin çocuğudur. (Kunkel, 2012). Hippiler hayallerindeki alternatif toplumu kendileri oluşturmuşlardır. İşte bu yüzden de Hippi Hareketi sosyal bir hareket olarak adlandırılabilir.

Mevcut sistemden memnun olmayan Hippiler, diğer hareketlere kıyasla, politik bilince ve organize olmuş bir örgütlenmeye sahip olmamış ve sistemi değiştirmek için planlı programlı çabalamamış olabilirler. Fakat sistemin bir parçası olmamışlardır; aksine, kendi sistemlerine göre yaşamışlardır.

Ve kendi kabul etmedikleri toplum tarafından kabul görmemişlerdir. Elbette her harekette farklı fraksiyonlar olduğu gibi Hippiler içinde de değişik gruplar vardır: Freaks & Heads uyuşturucuya en düşkün olanlarıdır.

Midnight Hippies sisteme alışkın ve dışına çıkamayan 30’larında insanlardır; ama Hippilere sempati duyarlar ve felsefelerini desteklerler. Plastic Hippies ise Hippiliğin sadece moda kısmına uyanlardır, hareketi yüzeysel algılamışlardır ve bugün de öyle algılanmasında payları büyüktür (Howard, 1969).

Vietnam Savaşı Hippilerin en ilişkili olduğu siyasi olay olarak görülmektedir. Nitekim Hair Müzikali de temel olarak Vietnam Savaşı üzerinden Hippi Hareketi’ni ele almaktadır. Askere alınan gençlerin sayısının artması, savaş karşıtı hareketi alevlendirmiştir.

Hippiler de bu hareketin parçası olmuş ve askeri üslerin önünde draft card burning eylemlerine katılmışlardır (Kunkel, 2012). Hippi kültürü felsefesi itibariyle Doğu dinleriyle benzerlik taşır. Tek bir inanca yönelmektense Budizm, Hinduizm gibi inançların harmanlamasını yapmışlardır.

Budizm barışçıl bir yaşamı över ve yaşayan hiçbir canlıya zarar verilmemesi gerektiğini savunur. Nitekim bazı Hippiler de, bazı Budist ve Hindular gibi vejetaryen beslenme şeklini benimsemişlerdir. LSD başta olmak üzere uyuşturucu kullanımının yaygın olduğu Hippilik, bu açıdan da Hindu rahiplerle paralellik gösterir. Çünkü bu rahipler de bir çeşit içsel kavrayış kazanmak için uyuşturucu kullanmışlardır.

Hippi kültüründen ve o dönemden çıkan birçok kült parçanın da yine bu uyuşturucular etkisinde yazıldığı bilinmektedir.

Hippi Hareketi gerçek anlamda doğmasını ve büyümesini Aşk Yazı (Summer of Love) ile yaşamıştır. 1967 yazında, Haight-Ashbury çok fazla gence ev sahipliği yapmıştır. Toplumun hayal kırıklığına uğrattığı, askerden kaçan, dünyayı ya da en azından kendi hayatlarını değiştirmek isteyen gençlerin akın ettiği Hippi merkezi; hareketin felsefesini iyice kitleselleştirmiştir

fakat hareketi daha fazla geliştirmemiştir. Medyanın gittikçe daha çok dikkatini çeken bu buluşma, Hippilerin asla kendilerini tanımlamadığı bir şekilde Aşk Yazı olarak tanımlanmıştır. 1969 yazına kadar her şey Hippilerin hayal ettiği gibidir: barışçıl yaşam, büyüyen hareket, uyuşturucu, Vietnam’a yönelik savaş karşıtı gösterilerin artması…

Fakat destekledikleri Eugene McCarthy değil, sağ kanattan Richard Nixon’un başkan olması onlara darbe vurmuştur (Kunkel, 2012). Hippi Hareketi’nin sonu ise 1969 Woodstock Festivali ile gelmiştir. Aşk Yazı gibi, bu festival de Hippilerin beklentilerini sonuna kadar karşılayan cinstendir: müzik, aşk ve barış dolu.

Ama kitlelerin kültürlerini keşfetmesi ve böylelikle toplumsal bir kabul görme durumunun oluşması, hareketin altını boşaltmıştır. Bugün bile uzantılarını görebildiğimiz bu taklitçi kitleler, hareketin periferal özelliklerini benimsemiş fakat özünü benimsememişlerdir. Bu yüzden gerçek Hippiler Woodstock’tan çekilmeye başlamışlardır (Kunkel, 2012).

Aynı zamanda Vietnam’ın son bulması da hareketin hedeflerinden birinin sonu demektir. Hippiliğin politik bilinçli organize bir hareket olarak görülmemesi, kaynağını büyük ölçüde buradan alır. Gerçekten savaş karşıtı amaçla devam edilebileceği yerde, mevzuyu draft burning ile Vietnam’da bırakmıştır.

Ancak benim görüşüm bu konuda Hippilere haksızlık yapıldığı yönünde. Çevrelerinde hareketin altını boşaltan taklitçilerin türemesi ve karşı çıktıkları sistem tarafından kabul görmeleri zaten halihazırda bir anlam ve dolayısıyla güç kaybı demekti.

Détente yüzünden pratikte onları kaygılandıran ve harekete geçiren, Vietnam benzeri bir örnek de yaşanmamıştı. Zaten Yeni Solcuların bazıları radikalleşme yüzünden meşruiyet zeminini yitirirken, bazıları ise Demokrat Parti ile birlikte ana akım siyasete katılmışlardı; yani Yeni Sol da çözülmüştü.

30 yaşının üzerindeki kimseye güvenme!

Ayrıca “30 yaşının üzerindeki kimseye güvenme” (Don’t trust anyone over 30) diyen Hippiler kendileri de o yaşa gelmişlerdi. O yaşta kişisel isteklerini değiştirenler oldu ve evlenerek, iş ve ev arasında gidip gelerek sistemin parçası haline geldiler.

Fakat bazıları hareketin ancak böyle devam edebileceğini düşünerek, kendilerini aramak ve Doğu dinleriyle buluşmak için Asya’ya gittiler. Oraya ulaşana kadar geçtikleri, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu güzergahlara da felsefelerini taşıdılar.

Bugün de bu insanların bazılarının çocukları, torunları veya sadece takipçileri benzer şekilde hayatlarını sürdürmektedir. Neticede hareket geçmişte kalmış olsa da, felsefesi bitmemiştir. Önemli olan o felsefeyi doğru okuyabilmektir.

Kaynaklar:
1) Ceren Günel “Hippi Hareketi” / BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ AVRUPA ÇALIŞMALARI MERKEZİ ÖĞRENCİ FORUMU BÜLTENİ Dosya: TOPLUMSAL HAREKETLER Mayıs / 2014 | Sayı: 2
2)


Seninde bize katılmanı isteriz. Sende BU FORMU eksiksiz doldurarak bize katılıp, yazarlar kadromuzda yer alabilirsin.

Kültür, Sanat ve Araştırma Bloku.

Döküntü Net
“Başımıza Hippi mi Kesildin?” Yakarışının Tarihi

“Başımıza Hippi mi Kesildin?” Yakarışının Tarihi” için bir görüş

  1. Geri bildirim: Araştırmalar |

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön