BİLİNÇ

BİLİNÇ, nesnel gerçekliğin ancak insanda bulunan en yüksek yansıma biçimi. Bilinç, insanın nesnel dünyayı ve kendi kişisel varlığını anlamasına etkin biçimde katılan zihinsel süreçlerin toplamıdır. Bilinç’in kökeni emekte, İnsanların toplumsal-üretici etkinliğinde yatar ve Bilinç, kendisi kadar eski olan Dil’e ayrılmaz biçimde bağlıdır. İnsan daha önce kuşaklarca yaratılmış bir nesneler dünyasında gözlerini açar ve ancak bunları belli bir amaca göre kullanmasını öğrenme süreci içinde oluşur. İnsanların genellikle ilişki biçimi, (hayvanlarda olduğu gibi ), doğrudan doğruya kendi bedensel organları yoluyla belirlenmez, ancak öbür insanlarla iletişimde bulunma yoluyla edinilen pratik etkinlikçe belirlenir.

İletişim sırasında, insan kendi yaşamsal ETKİNLİK ‘ini başkalarının etkinliği olarak da algılar. Dolayısıyla, kendi hareketlerini öbür insanlarla ortak olarak paylaştığı toplumsal ölçüler içinde yapar. İnsanın nesnelere anlayış ve bilgiyle yaklaşmasında, dünyaya olan bilinçli tavrı ortaya çıkar. İnsanın toplumsal tarihsel etkinliğinin ve insanın konuşmasının kendi bir sonucu olan anlayış olmaksızın, bilgi olmaksızın.

Bilinç olmaz. Bir nesneye ilişkin herhangi bir duygusal imge, herhangi bir duyum ve ön kavram, belli bir düz anlam ve anlam taşıdığı sürece Bilinç’in bir parçası olur. Dilde korunan bilgi, düzanlam ve anlam, insanın duygularını, iradesini, dikkatini ve başkaca zihinsel edimlerini, tek bir Bilinç içinde toplayarak yönlendirip ayrıştırır. Tarih, siyasal ve hukuksal düşünceler, ahlak, din, toplumsal psikoloji, ve sanatsal başarılar içinde birike gelen bilgi, bir bütün olarak toplum bilincini oluşturur. (bak. Toplumsal varlık ve Toplumsal bilinç).

Ancak, Bilinç’i dil açısından tek başına bilgiyle ve düşünceyle özdeşleştirmemek gerekir. İnsanın yaşamsal, duyusal ve iradeye bağlı zihinsel etkinliği dışında herhangi bir düşünme yoktur. Düşünme, yalnızca bildirişimin bir süreçlendirilişini içine almaz, düşünme gerçekliğin kendi özüyle uygunluk içinde, gerçekliğin etkin duygusal ve amaçlı olarak dönüştürülmesidir. (Sözcüklerin, imlerin, simgelerin, vb. anlamlarının değişmesi gibi), Dil açısından, düşünme, insanın düşünmesinin ancak bir biçimidir. Öte yandan, Bilinç ile psişik olanın da birbiriyle özdeşleştirilmemesi gerekir, yani her belli bir anda her zihinsel sürecin Bilinç’e girdiği düşünülmemelidir. Bir takım zihinsel coşkular belli bir süre için Bilinç’in – eşiğinin ötesinde -kalabilir.

Tarihsel deneyimi, bilgiyi, tarihte daha önce düşünme yöntemlerini kendine sindiren Bilinç, kendine yeni amaç ve görevler edinerek, gelecek için aletler tasarımlayarak ve insanın tüm pratik etkinliğini yöneterek, gerçekliğe düşüncede egemen olur. Bilinç, etkinlik yoluyla biçimlenir, bunun karşısında da, bu etkinliği belirleyerek ve düzene koyarak onun üstünde etkisini gösterir. İnsanlar, kendi yaratıcı tasarılarını gerçekleştirerek, doğayı ve toplumu, böylelikle de kendilerini dönüştürürler. Bilinç sorunu ile Bilinç’in madde ile ilişkisi sorunu, bilimde çağlar boyunca ideolojik mücadelenin en temel, can alıcı noktası olmuştur.


Seninde bize katılmanı isteriz. Sende BU FORMU eksiksiz doldurarak bize katılıp, yazarlar kadromuzda kadromuzda yer alabilirsin.

Kültür, Sanat ve Araştırma Bloku.

Döküntü Net

Yayım tarihi
Edebiyat olarak sınıflandırılmış

dokuntu tarafından

Dünyanızdan dökülenler...

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir