Bir Otobüs Spektrum Bozukluğu

Otobüste birbirine bakan gözleri, hafif merak, somut dünyayı soyutmuş gibi gösterme çabaları takip ediyordu. Bunu yazan ya ilahi bir bakış açısı olmalıydı ya da herkes aynı anda yazmalıydı. Herkes aynı anda yazsaydı, ortalık mahşerin 42 atlısına dönüşüp büyük kaosa koşacaktı. Hemde 34 kişilik körüklü bir otobüs deneyinde. Yazar cesaretini toplamak için derin bir nefes çekti ve içinden “Hey ho, the wind and the rain” şarkısını söyleyerek kararını verdi: “Bu durumu ben üstlenmeliyim.” İlk gözlemini yaptı ama otobüsteki kulaklıklılara şimdilik müdahale etmedi, onlar olaylardan habersiz olmalıydı, daha fazla deneğe yetecek sabrı da cesareti de yoktu. Nedenini “sanata ve sanatçıya saygı” olarak görmek isterdi, ancak nedeni o değildi.

Gözlemlere devam etti ama şu detayı unutmaması lazımdı; analizler aslında yazarın gördüğü kadardı, o ne onların ayakkabısını giymiş, ne de onların yolundan yürümüştü. Üst düzey bir varlık değildi yazar, sadece sıradanların en garibiydi. Otobüs halkına tekrar döndü bir çift kamera, sessiz kalmak zorundalığını kabul etmiş ve kabul ediliş nedeniylede otobüsün kurallarının verdiği stres atakları güçlenmişti. Bazı bölgelerde yer yer merak adı altında zihinlerde gizli soru yağmuru, bazı bölgelerde de “Umursamazım ben!” kılıfı adı altında narsizm konferansları vardı.

Diğer tür, düşünceli tiplerdir.  Onların yaşam sorunları, damarlarında gezinmekte olup her nefeste tüm vücudu tavaf ediyordu. Bu türler; II. dereceden bozukluk olup, hastalıklarına herhangi bir inanç ya da herhangi bir alkol çeşidi günde 5 defa çözüme kavuşturuyordu.

Son kategori ise; “Uyu-yanlar”‘dı. Otobüs halkının bu bölümü kategorilere dahil edilmiyor, uzay boşluğundaymışçasına onlara karşı sert tavırlar alınıyordu. Bu hastalıkta erken teşhis değil erken durak önemliydi. Uyu-yanlar için ise duraksızlık söz konusuydu.

Yazar bu esnada ineceği durağı çoktan kaçırmıştı bile. Ancak yazar olmanın belli başlı sorumluluklarının olduğunun da farkındaydı. Son durağa gelinmişti artık neyse ki. Ve avazı çıktığı kadar bağrılmalıydı çok geç olmadan. Tek kullanımlık süpermenlik bitmişti. Baba Yiğit ayağa kalktı, gücünü butondan da alarak halkı kendine getirdi; “İnecek var!”
#0913


Yazarın diğer yazılarına GİT
Seninde bize katılmanı isteriz. Sende BU FORMU eksiksiz doldurarak bize katılıp, yazarlar kadromuzda yer alabilirsin.

Kültür, Sanat ve Araştırma Bloku.

Döküntü Net
Yayım tarihi
Sanat, Edebiyat olarak sınıflandırılmış

Alper Murat KİRPİK tarafından

Doğum ve ölüm arasında koşuşturup kendimi dünyaya astım. Üç çivi çaktım. Akıl, Kalp ve Ruh. Bilgelikte ise yaşa takılanlardanım. Gidip bir şeyler yazmalıyım.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir