Friedrich Wilhelm Nietzsche’nin FELSEFE Kavramının Etimolojik Kökeni (MAKALE)

Salomeye, Öyle bir cennet yaşıyorum ki, Cenneti de gördüm, cehennemi de. Öyle bir aşk yaşadım ki, Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de Bazıları seyrederken hayatı en önden Kendime bir sahne buldum, oynadım. Öyle bir rol vermişler ki, Okudum, okudum, okudum anlamadım. Kendi kendime konuştum bazen evimde.

Hem kızdım, hem güldüm halime Sonra dedim ki “Söz ver kendine!” Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin. Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin. Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin. Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin. Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım.

Öyle çok değerliymiş ki zaman, Hep acele etmem bundandı. Anladım… İnsanlar yerleşik hayata geçmelerinden bu yana hep topluluk halinde yaşamışlardır. Önce şehirler sonra da devletler halinde yaşamaya başlamışlardır. Bu yüzdemdir ki insan sosyal bir varlıktır.

Ve sosyal bir varlık olması onun her alanda neler yapacağına ve yapması gerektiğine yol göstermeye çalışmıştır. Bazen isteyerek bazen de zorunlu olarak. Toplum halinde yaşamaya başlayan insan ilk olarak ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmıştır. Bununla birlikte doğayla ve hayvanlarla mücadele etmeyi öğrenmiştir.

Bu mücadele başta insanın yapısıyla alakalı olarak hırçın bir hale getirmiştir. Atı ehlileştirmeyi öğrenen insan daha sert bir yapıda olmuştur. Çünkü doğadan gelen tehlikelere karşı kendini korumaya çalışmıştır. Bu şekilde insan hayatına devam ederken insanın hayatı değişmiş daha sosyalleşmeye başlamıştır.

Yani artık bir toplum, devlet altında yaşamaya başlayınca belli kurallara uymakta zorluk yaşamışlardır.

Toplumla mücadele doğayla mücadele etmek gibi değildir. Toplum sana sınırlar, kurallar, yasaklar olduğunu söyler, gösterir. Bu kurallara uymadığın zamanda ceza alacağını söyler. Durum böyle olunca insan biraz zorlanmıştır buna alışmak için. Her geçen gün yeni bir şey öğretir çünkü insana. İnsan artık sosyal bir varlık olmaya başlayınca ihtiyaçları da o yönde değişiyor ve zamanla da artıyor yaşadığı çağ itibariyle.

Bu yüzden insan ilk zamanlardaki gibi sadece korunmayı ve barınmayı istemiyor. Bunların yanı sıra eğlenme, sağlık, güvenlik, iş, lüks gibi şeyleri de istiyor. Bu yüzden belli aşamaları gerçekleştiren insan kendini gerçekleştirmek istiyor. Bunu yapmaya da önce kendisi ve daha sonra da doğayla işe başlıyor. Tıpkı Thales’te olduğu gibi. İlk başlarda insanlar hayatlarını doğaya göre şekillendiriyorlardı.

Güneşin, ayın, yıldızların, gök cisimlerinin ve doğa olaylarının hareketlerindeki değişimi doğadan takip ediyorlardı. Ve hayatlarını, inançlarını bu şekilde yaşıyorlardı. Değişen zaman ve gelişen insanla birlikte bunlar artık değişmeye başladı. İnsan doğaya hâkim oldu, toplumda yaşamayı öğrendi. Bilim, metafizik, din, tıp, astroloji, filoloji, biyoloji, kimya, felsefe gibi alanları keşfedip bu yönde ilerlemeler kaydedildi.

Tüm bunlarla birlikte insan daha farklı bir dünyaya adım atıp orda yaşamaya başladı.

Bu dünya beraberinde pek çok sorunu da getirdi. Ama insanlar daha çok ilerleme, bilimle ilgilenip bu tarz şeyleri göz ardı ettiler. Artık insan bilgisi üzerine katlanarak öğrenebilen bir beşer haline geldi. Bu onu düşünmeye, üretmeye, yazmaya itti.

Gerçek anlamda düşünen insan ilk başta doğaya yöneldi. Çeşitli yöntemler kullanarak düşüncesini ve düşünebilmesini ortaya koydu. Kendini gerçekleştirmek isteyen insan felsefeye yöneldi. Bu yöneliş kolay olmasa da bunu yaptı. Felsefeyle ilgileniyor diye her şeye gözünü kapamadı. Aksine daha çok hayatın içinde olup her şeyle daha çok ilgilendi.

Felsefeye yönelen insan zorlandı, yolunu kaybetti, bazen de toplumdan uzaklaştı. Bu uzlaşma daha sonra onun topluma kazandırılmasında fayda sağladı. Felsefeyle uğraşan insan toplum gözünde fil dişi kuleden bakar insanlara.

Fakat durum öyle değil tam tersidir. Felsefe tam da hayatın içinde olmaktır. Toplumla, dinle, insanla, siyasetle, bilimle uğraşmak felsefenin de alanına girer. Nietzsche’nin de felsefesi ise daha çok onun ele aldığı daha çok onun ele aldığı bazı karamlar çerçevesinden ele alınır. Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabı insanın kendi kendine koyduğu prangalarından kurtulmasını ve tekrar insan olma sürecini ele alır.

Aynı zamanda Nietzsche bu kitapta şiir ile felsefeyi harmanlamıştır. Kendi felsefesini Zerdüşt adlı bir karakter oluşturup onunla anlatmıştır. Nietzsche felsefesinde daha çok şunu yapmaya çalışmıştır. Sokrates ve Platon’dan beri süregelen bir felsefe vardır. Fakat Nietzsche’nin istediği insanı kurtarmak yani salt kuru akıldan insanı kurtarmak istiyordu.

Bu kurtulmadan sonra insanın kendi üzerine düşünmesini istiyordu.

Asıl amacı buydu. Nietzsche’nin bu kurtulmaya çalışıp tekrar insanın kendi olma süreci öncelikle onun özgür olmasıyla gerçekleşir. Çünkü özgürlük isyanla karşı çıkışla hayır deme cesaretini göstermekle başlar. Mesela Adem günah işleyip yasak meyveyi yiyince insan olmuş, kedinin farkına varmış ve özgür olmuştur.

İnsan ne kadar güçlü olursa o kadar var olur. İnsanın kendi gücün keşfetmesi için bazen dolaşması, gezmesi gerekir. Bu yolculuk daha çok insanın kendi üzerinedir. Nietzsche yalnız bir filozoftu. Hem sevdi, hem de nefret etti. O duygularını uç noktalarda yaşayan biriydi. Artık bu duygularını dile getiremiyor ve sesini duyuramıyordu.

Zerdüşt ile birlikte bu duygular dile geldi. Nietzsche var olan her şeye bütün değerlere başkaldırdı. Bu zamana kadar olan felsefe ona göre salt akılcılığa dayalı olduğundan insanı insanlıktan alı koymuş ve makineleşmiştir. Makineleşen insan sadece dogmalarla ilgilenmiştir. İnsanın bu dogmalardan kurtulması gerekiyordu. Bu yüzden Tanrı’yı öldürmeliydi.

Ancak bu şekilde dogmalardan arınıp kaderini sevmeli ve yaşamını sevmeye çalışmalıdır. İnsan nasıl Tanrı’yı öldürür peki ve neden öldürmelidir Tanrı’yı? İnsan inandığı bir şeyi ya da şeylerin aslında ne kadar boş olduğunu ve sadece inançtan ibaret olduğunu anladığı zaman yargılamaya başlar. Yargılamaya başladığı zamanda ise o şey ölür. Nietzsche, Tanrı öldü dedi.

Evet, ama şu şekilde; bu zamana kadar süre gelen bütün inançlar, değerler, kavramlar, iyilik-kötülük, ahlak Tanrı tarafından şekilleniyordu. Tanrı temelli ahlak, din mevcuttu. Değerler adı altında kavramlar Tanrı’nın mükemmelliğini yansıtmıyordu. O yüzden artık din denilen şey sadece güçsüz insanlara yönelik bir umut haline geldi.

Öte dünya, ahiret hayatı insana bu hayattan daha iyi olacağı konusunda insana teselli veriyordu.

Bir nevi insanın kendini kandırmasının bir yoluydu. Din daha çok çoğunluğa hitap ediyordu. Ve din iktidarla ilişkili olmaya başlamıştı. Ölen Tanrı değildi, ölen ahlaktı, erdemdi, iyilik ve kötülüktü. Bu kavramlar din ve iktidar tarafından kullanılıp kirletilmişti. Bu da insanın kendi kendine bir katliamıydı.

Çünkü ahlakın ve iktidarın kurallarına çoğu zaman körü körüne bağlanmıştı. Hal böyle olunca insan kendi üzerine düşünmekten ziyade, ona verimli olan şeyleri sorgulamadan hayata geçiriyordu. İnsan tekrar kendisi olabilmesi bir şeye ihtiyacı vardı o da Tanrı’nın ve Tanrı tarafından yok edilmesi gerektiğiydi. Nietzsche’de bunun adı Decadence’dır. Mevcut olan düzen çökecektir. Ve yeniden düzenlenecektir.

Bu şekilde bir döngü gerçekleşecek. İnsan hayatı da zaten ebedi bir dönüştür. Bakıldığında insan hayatı bir döngü içerisindedir. Bu döngü içerisinde yaşamını sürdürürken Nietzsche’nin değimiyle üst insana ulaşmaya çalışır. Daha fazla kendini gerçekleştirme için çaba gösterir. Aslında Nietzsche’nin “Böyle Buyurdu Zerdüşt” kitabı bir arınma (Katharsis) halidir.

İnsan fazlalıklarından kurtulduklarında rahatlarlar. Nietzsche‘de aslında insan için bunu yapmak istiyor. İnsanı, insanı değerlerden, normlardan, zorluklardan arındırmak ister. Böylelikle insan kendinde iyiye daha çabuk ulaşma yolunu bular. Bunu yapınca insan daha çok doğaya yaklaşmışla olur.

Bedeninin ve ruhunun, toplumla ve iktidarla kirletilmesinden rahatsız olan insan daha çok doğaya yaklaşıp katharsis yoluna gider. Böylelikle içinde bulunduğu maddi manevi kötülüklerden kendince arınmış olur.

Nietzsche’nin ahlakı ve felsefesi Darwin ile yakından ilişkilidir. “

Evrimin amacı, yığınlar yaratmak değil, dâhiyi yaratmaktır.” Bu anlamda bize lazım olan din, iktidar, toplum altında boyun eğen iktidarın çobanlığını yapan sürü olan bir halk değildir. Aksine insan, amacının doğrultusunda ahlakı iyi ve kötünün ötesinde kullanan güçlü bir insan değildir. Üst insana ulaşmaya çalışır insan daha çok.

Hayvan insanın insan olmasına yardım etti, insan da üst insanı yaratmak için uğraştı. Nietzsche’nin ele aldığı kavramlardan biri de bengi dönüştür. İnsan hayatı boyunca kendinde bir evrim sürecidir, değişir sürekli olarak yenilenir zamanı geldiğinde yani sonsuz bir dönüş halidir. Bu dönüş hep devam ettiği için insanın nihai bir amacı yoktur.

Aslında Nietzsche’nin nihilizm anlayışı da bu bengi dönüş kavramıyla ilgilidir. Bu anlamda nihilizm daha iyisinin var olması için var olanı yok etmek denebilir. Bu yüzden bu süreçte güçlü olan hayatta kalır. Bundandır ki her canlıda bir güç istenci vardır. Bakıldığı zaman evren de aslında bir güç istencidir. Olup biten savaşların tek bir nedeni vardır.

Oda güçtür.Güç istenci anlayışı sürekli değişen, yorulmayan ve sürekli kendi varoluşunu tekrarlayan bir güçtür. Nietzsche’nin felsefesi bir karşı çıkıştır. Nietzsche’nin insanlığın gerçek yüzüdür aslında. Nietzsche bize eşitsizliği, acımasızlığı, değersizliği anlatıyor ki biz daha çok kendimizin farkına varalım.

Kendi varlığımızı yeryüzüne bağlamak gerekir. Umut bizim içimizdedir. Hayatın her ne kadar zor yönleri olsa da kurtarılmayı beklersek yeniliriz. Zaten hayat denilen şey güçlü ile güçsüzleri ayıklar. Asıl önemli olan tüm bunlarla yüzleşmek, korkmamak, savaşmak ve kendi varlığını tamamlayabilmektir.

İnsan geçmiş ile gelecek arasında yani şu anda kendi varlığını sürdürmeye çalışan bir varlıktır.

Nietzsche’nin bazı kavramları kendi dönemi içerisinde anlaşılmamış bazen de yanlış anlaşılmıştır. Bunlardan biri de bengi dönüş kavramıdır. Bu kavramın yanlış anlaşılmasının sonucu kavram iki şekilde ele alınır. Bunlardan ilki bilimsel bir teori olarak ele alınması ikincisi ise psikolojik bir test olarak ele alınmasıdır.

Bilimsel bir teori olarak ele alınması evrendeki tüm olay, deneyim ve deneylerin sonsuza kadar sürekli olarak tekrarlanacak olmasıdır. Evren belli bir ölçü, miktarda enerjiye sahiptir ve enerjinin bürüneceği durumlar sınırlıdır. Ve zaman sınırsızdır. Nietzsche bu üç temelden yola çıkarak her şeyin sonsuz bir şekilde tekrarlanacağını söyler.

Kavram çalışması yaparken bir konu hakkında ya da bir filozofun kavramlarını ele alırken öncelikle o kavramların etimolojik kökenlerini ele almak gerekir. Nietzsche’nin hastalık, yalnızlık, felsefe ve ölüm kavramlarının köken araştırmasını yaptım. Kısaca bugünkü kullanımlarına nereden ve nasıl geldiklerine baktım.

İlk olarak felsefe kavramını ele alıp yazacağım. Felsefe kavramı, etimolojik olarak yunanca “Seviyorum, ardından gidiyorum, arıyorum” gibi anlamlara gelen “Phileo” sözcüğü ve “bilgi, bilgelik” anlamlarına gelen “sophia” sözcüğünün birleşiminden oluşan bir sözcüktür ve felsefenin sözcük anlam “bilgelik sevgisi ya da bilgi sevgisi” ‘dir.

Yani felsefe kelime olarak bilgeliğe ve bilgiye değer vermek, onları önemsemek ve hatta en değerli şeyler olarak görmek, bilgiyi aramak, bilgeliğe erişebilme çabası sarf etmek, bilginin sürekli olarak peşinden koşmak anlamlarını taşımaktadır. Felsefe bir düşünce faaliyetidir. Soru sorabilme yeteneğine dayanır.

Belirli türden sorularla felsefe, insanların kendileri ve yaşamın anlamı üzerinde düşünmelerini sağlar. İşte bu düşünme faaliyeti sonucunda felsefe bilgisi adını verdiğimiz bilgi türü ortaya çıkar. Felsefenin ne anlama geldiğini daha iyi kavrayabilmek için bilginin ne olduğunu ve bilgi türlerinin ne olduğunu bilmek gerekir.

Felsefe tüm bunların yanı sıra kavram yaratma işidir. Felsefe yapmaya çalışan biri düşünmenin, sorgulamanın dışında bir de kavram işçiliği yapabilmelidir. Anlatmak istediği kavramla en iyi şekilde anlatmaya çalışmalıdır.

Kavram dünyasına giren filozof eli boş dönmemek adına sadece o dünya da kaybolmalıdır. Çünkü kaybolmak daha önce bahsettiğimiz gibi özgürlüktür. Daha sonra yolunu bulmak için yeni kavramlar üretmelidir.


Yazarın diğer yazılarına GİT
Seninde bize katılmanı isteriz. Sende BU FORMU eksiksiz doldurarak bize katılıp, yazarlar kadromuzda yer alabilirsin.

Kültür, Sanat ve Araştırma Bloku.

Döküntü Net
Friedrich Wilhelm Nietzsche’nin FELSEFE Kavramının Etimolojik Kökeni (MAKALE)

Friedrich Wilhelm Nietzsche’nin FELSEFE Kavramının Etimolojik Kökeni (MAKALE)” için bir görüş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön