Friedrich Wilhelm Nietzsche’nin ÖLÜM Kavramına Bakışı (MAKALE)

Son bölüm olarak ise Nietzsche’nin ölüm kavramını ele alıp yazacağım. Ölüm kavramıyla birlikte zaman, korku, gözyaşı gibi kavramlarla birlikte bağlantı kurup yazmaya çalışacağım.” Sadakat göstermek ve sadakat uğruna kötü ve tehlikeli durumlarda da onurunu ve kanını feda etmeyi göze almak!

Gerçekten de insanlar iyiyi ve kötüyü hep kendilerine vermişlerdir. Bunları başkalarından almazlar, bulamazlar ve bunlar kendilerine gökten gelen bir ses olarak ulaşmaz”. (Nietzsche Friedrich, İyinin ve Kötünün Ötesinde, 1990, Sayfa 46) Nietzsche bunu iyinin ve kötünün ötesinde adlı kitabında yazıyor.

İnsanlar kavramlar arası bağlantıyı kurması ve kavramları açıklayıp anlamlandırmaları kendi zihin kategorileri sayesinde gerçekleştirirler. Tıpkı Immanuel Kant’ın zihin nesne ilişkisinde aslında nesnenin zihin kategorisine göre şekillendiğini gösteriyor. Bir nesne zihnimizde tasavvur ettiğimiz için değil de o kategorilere göre şekillenip zihnimizde öyle anlamlı hale geliyor.

Bir insanın sadakati, karşısındaki insana bağlılığıyla ölçülüp anlaşılmaz. Kendisinden bir başkası için ne kadar ödün verip onu anlamak istemesiyle alakalıdır daha çok.

Sadakat, güven, bağlılıkla da ilgilenir. Ama daha çok insanın karşısındakinden ziyade kendine güveni ve bağlılığıyla da ilgilidir. İnsanın kendine güveni anlamsız bir şekilde egoyu öne çıkarması ile değil, aksine yapabileceklerini görüp kendine yetip, gerçekleştirebilme gücünü kendinde bulabilmesidir.

“Ana ile babaya saygı göstermek ve ruhunun en derin noktasına kadar onların isteklerine uymak! İnsanın kendini açmasına yönelik bu buyruğu bir başka halk rehber bilmiş, bu sayede de güç ve sonsuzluk kazanmıştır.” (Nietzsche Friedrich, İyinin ve Kötünün Ötesinde , 1990, Sayfa 46) Biyolojik bağlamda bir çocuk anne ve babaya bağlıdır.

Belirli bir yaşa kadar ve çoğu zaman aileler hep kendi isteklerini gerçekleştirmek adına çocuğu bir robot edasıyla görüp kendi istedikleri şeyler olsun isterler. Genelde insanlar bu duruma ve anne-babalarına karşı çıkarlar. Kimileri tepkilerini susarak., kimileri çok konuşarak, kimileri de kendi yollarından gitmeye çalışarak bunu yapmaya çalışırlar. Her insan aslında kendi kimliğini bir şekilde insanlara göstermek ister.

Bu en basit örnekle bir sınıf içinde de böyledir. Her öğrenci sınıfta bir şekilde “Ben varım!” demeye çalışır. Kimisinin çalışkan olmasıyla, kimisinin tembelliğiyle var olma çabası gibi. Çünkü her var olan varlığını bir şekilde ortaya koymak ister. İnsanın anne babasına karşı her zaman saygı göstermesi ahlak ile değil, değer vermeyle ve insanın fıtratıyla alakalıdır.

Bütün anne babalar, çocuklarından önce ölmek istemezler. O zaman ortaya çıkacak olan acıya katlanamama ve ölümü kabullenememe gibi durumlar söz konusu olur. Ölüm insanlar için hep korku ve acıdan baka bir şey vermemiştir. Özellikle genç yaşta ölen insanlar için hep bir erken ölüm ve bu ölümü yakıştıramama söz konusudur.

Özellikle toplumun kültürü, ahlakı, yaşam şekli ve dini koşulları bu durumu ortaya çıkarmıştır.

Ölüm denilince akla hep bu dünyadan gitme ve artık o kişinin bir daha geri gelmeyecek olmasıdır. Bir de inanan insanlar için öldükten sonra ahiret hayatı söz konusudur. Ahiret bilinmediği için daha çok kutsal metinlerde okunan bilgilerden ve betimlemelerden yola çıkılır. Bilinenler de dini açıdan ele alındığı için insanlar bu konuda din ne derse çoğu zaman sorgusuz sualsiz kabul etmişlerdir.

Ölüm olgusu bilinene göre ilk Habil ile Kabil arasındaki tartışma sonucu Kabil’in Habil’i öldürmesi ve daha sonra onu defnetmesi ile başlamıştır. O zamanda bu yana Müslümanlıkta ahiret inancı olduğundan insanları öldükten sonra defnetmiştir. Kültürle birlikte ölen kişileri bir de her fırsatta olmasa da belirli günlerde ziyaret vardır.

Onun adına mevlit okutma, hayır yapma ve mezarına çiçek ekip, sulama ve ağaç dikme gibi şeyler yaparlar. Bu kültüre bağlı olarak değişik şekiller almıştır. Mesela bayramlarda her bayram öncesi ve esnasında mezarlıklar ziyaret edilip orada ölen kişi için dua edilir.

Nietzsche’ bin ölüm kavramını ele alırken daha çok onun ölüm kavramından ne anladığı ele alıp ve diğer kavramlarla ölüm kavramını bağdaştırdım. Çünkü insan doğal olarak doğar, büyür ve ölür. Ölmeden önceki evreleri ele alıp onlardan da bahsetmek ölümü daha iyi anlamamızı sağlar.

Bir de Nietzsche’nin ölümle ilgili bir şiirini yazmak istiyorum.

YURTSUZ

Dörtnala koşan atlar
Uzaklara götürür beni,
Korkmadan, doludizgin.
Gören tanır beni,
Ve tanıyan Yurtsuz Adam diye seslenir.

Haydi, haydi!
Asla bırakma beni,
Yazgım, ey parlak yıldız!
Kimse bana soramaz,
Nerelisin diye.

Asla bağlanmadım bir yere
Ve geçip giden zamana
Özgürüm kartallar gibi. ;
Haydi, haydi!
Asla bırakma beni, Yazgım, ey tatlı Mayıs!
Neden inanayım ki?

Bir gün öleceğime,
Kekre ölümü öpeceğime,
Mezara mı düşeyim,
Bir daha içmeyeyim mi?
Yaşamın nazenin köpüğünü? ;
Haydi, haydi!
Asla bırakma beni,
Yazgım, ey renkli düş!

Nietzsche’nin şiirlerinde bile çok açık bir şekilde görülüyor. Yazmak istediğini şiirde, romanda, makalede kısacası her şeyde kendi çerçeven doğrultusunda yazarsın. Nietzsche’de şiir de ölümü ele alırken birçok kavramı da ele almıştır. Mesela kendisine yurtsuz adam benzetmesi yapıyor. Ve hiçbir yere bağlı olmadığından bahsediyor.

Özgür olduğunu tıpkı kartallar gibi. En azından duygularını bu kelimelerle ifade ediyor ve hayatını yaşamak istediği gibi yaşayıp sırf ölecek diye bir gün vazgeçmiyor yaşamdan zevk almaktan. Zaten Sokrates de öyle yapmadı mı? Kendi doğrusundan kendi inandığından sonunda öldürüleceğini bile bile vazgeçmedi. Çünkü ölüm insanların ve hayvanların yani canlıların yaratılışında, fıtratında vardır.

Dünyaya gelen her canlı bir gün öleceğini bilerek yaşar ve yaşamaya devam eder. Sadece nerede, ne zaman, ne şekilde öleceğini bilemez. Ve aynı zamanda bu noktada inanan insanlar için kader olgusu ortaya çıkar. Kader insanların Tanrı tarafından neler yapacağı ve nasıl yaşayacağı hakkında çizmiş olduğu bir şablondur. İnsan kaderi tamamen Tanrı’nın elinde değildir.

Oluşan bu şablonu insan kendi seçimleriyle şekillendirir. Bu yüzden insanların diğer canlılardan farklı olarak akıl ve düşünme yetileri vardır. “Arada sırada biraz zehir: güzel rüyalar gördürür ve en sonunda da fazla zehir hoş bir ölüm için.” (Nietzsche Friedrich, İyinin ve Kötünün Ötesinde, 1990, Sayfa 43) İnsan yaşamı boyunca zorluklarla acılarla karşılaşır. Burada Nietzsche anlatmak istediği tam da budur.

Çünkü insan doğumundan ölümüne kadar geçen zamanda pek çok şeyle karşı karşıya kalır ve bir şekilde hep acıdan ölümden kaçıp hazza ulaşmaya çalışır.

Bu çabası onu ölüme götürmekten alı koymaz. İnsan doğasında hep hazza ulaşma çabası ve bir mutluluk peşinde koşma isteği vardır fakat aynı zamanda da ölüm korkusuyla başa çıkmaya çalışır. Ölümden kaçış olmadığını, herkesin bir gün öleceğini, kimsenin sonsuza kadar yaşamayacağını bilir yaşamını devam ettirirken.

“Hakikaten Zerdüşt güzel bir balık tuttu bugün. Bir insan değil ama bir ceset yakaladı. İnsanın varoluşu endişe vericidir ve manasızdır hâlâ. Felaketine sebep olabilir soytarının biri.” (Nietzsche Friedrich, Böyle Buyurdu Zerdüşt, 2018, Sayfa191) İnsan yaşamı boyunca hayatının anlamını arayıp bulmaya çalışır.

Hep bir endişe, korku, heyecan, mutluluk, haz, acı, gözyaşı gibi birçok duyguyu ölene kadar hisseder yaşar. İnsan hayatı tek düze olmadığı için sürekli bir inişler-çıkışlar olmuştur. İnsan bu inişler-çıkışlar üzerinden hayatını yönlendirmeye çalışır. Nietzsche Böyle Buyurdu Zerdüşt adlı kitabında “Ölüm” kavramından bahseder.

İnsanın ölümle birlikte artık yaşamı sonlanır. Yaşadığı her şey geride kalır. Artık nefes almak diye bir şey söz konusu değildir. İnsan için bu dünyadaki zaman ölümle birlikte artık sonlanmıştır.


Yazarın diğer yazılarına GİT
Seninde bize katılmanı isteriz. Sende BU FORMU eksiksiz doldurarak bize katılıp, yazarlar kadromuzda yer alabilirsin.

Kültür, Sanat ve Araştırma Bloku.

Döküntü Net
Friedrich Wilhelm Nietzsche’nin ÖLÜM Kavramına Bakışı (MAKALE)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön