KUTSAL ZAMAN

“Kutsal” ve “Kutsal Zaman” Kavramları Tarihî süreç içerisinde değerlendirildiğinde ilk kez Durkheim tarafından ortaya atıldığı günden bu yana pek çok araştırmacının farklı şekillerde ifade ettiği kutsal kavramına ilişkin yapılan tanımlamaların, genel olarak kutsal ile kutsal olmayanın karşılaştırılmasına dayalı bir yaklaşım içerisinde ele alındığı görülmektedir. Söz konusu yaklaşımın, kutsalı kutsal olmayanla yani profanla açıklamaya yönelik bir nitelik taşıdığını söylemek mümkündür. Bu anlayışa göre en genel anlamıyla kutsal, profanın zıddı olarak tanımlanmıştır.

Bahsi geçen zıtlık, profanın sıradanlık, alelâdelik gibi özelliklere sahipken, kutsalın ise sıra dışılık, olağanüstülük gibi özellikler taşımasından kaynaklanır. Durkheim tarafından ileri sürülen kutsal fikrinin din bilimleri içerisindeki gelişimi sonraki dönemlerde Rudolf Otto, Joachim Wach, Van Der Leeuw, Mircea Eliade gibi isimlerin katkısıyla daha geniş bir mahiyete ulaşmıştır. Nitekim Durkheim kutsal kavramını din-toplum ilişkisi çerçevesinde değerlendirirken , Otto daha çok onun irrasyonel ve gizemli yönü üzerinde durmuş , Eliade ise kutsalı evrensel boyutu olan bir fenomen olarak ele alıp inceleme yoluna gitmiştir.

O halde zaman içerisinde geçirdiği kavramsal aşamaları göz önünde bulundurarak genel ve anlaşılır bir tanım yapacak olursak, kutsalın “tabiatüstü varlıklarla ilişkili aşkın bir güç” olduğunu söyleyebiliriz. Dinî hayat ile ilgili olguların tümü kutsal ve profan olarak iki gruba ayrıldığından, zamanın da söz konusu ayrım içerisindeki yerini aldığı belirtilmelidir. Bu bağlamda, içinde bulunduğumuz zaman kutsal zaman ve profan zaman olmak üzere iki türden oluşur. Kutsal zaman, kutsalın tezâhür zamanıdır ve kutsal olmayan zamanla kesintiye uğrayan bir süreklilik arz eder. İnanırlar bu iki farklı zaman türü arasındaki geçişi ritler aracılığıyla sağlarlar.

Eliade’ın hiyerofanik zaman olarak ifade ettiği kutsal zamanın en büyük özelliği, tekrar edilebilir olmasıdır. Zira ritüellerin ilk olarak kutlandığı olay ânı ne kadar eskiye giderse gitsin, şimdiki zamana taşınarak tekrar temsil edilir. Örneğin, pazar günlerinde yapılan Hıristiyan ayini, daha önceki pazar ayinlerinden destek alırken, daha sonrakilerini de destekler. Bu ayinlerdeki ekmek ve şarabın İsa’nın etine ve kanına dönüşmesi, ilk kez gerçekleştirildiği andan itibaren günümüze kadar gerçekleştirilen bütün ekmek-şarap takdisi ayinlerinin bir devamıdır.

Bu durumda ayin günleri kutsal, iki ayin arasındaki zaman ise profandır. Hıristiyan geleneğinde yer alan bu uygulamanın diğer bütün dinlerde var olan ritüeller için de geçerli olduğunu söylemek mümkündür. Öyleyse ritüellerin kutlandığı olay anına ilişkin yeniden meydana geliş ve tekrarlanış, kutsal zaman kavramının sürekliliğini sağlayan en temel etkendir diyebiliriz. Çeşitli dinî geleneklerde farklı şekillerde ortaya çıkan kutsal zamanlar ya Tanrı’nın bir işareti sonucu özelleşmiş ya da insanlar tarafından sonradan kutsallaştırılmıştır. Birinci oluşumda, doğrudan Tanrı’nın kendisini açığa vurması ya da peygamberleri aracılığıyla iletişim kurması söz konusu iken, ikinci oluşumda ise zamanın kutsallaştırılması daha çok sosyo-kültürel bir ihtiyaçtan ortaya çıkar. Yahudiler için Fısıh ve Çardak günlerinin Eski Ahit’te, Müslümanlar için Ramazan Ayı ve Kadir Gecesi’nin ise Kuran’da bizzat Allah’ın bildirmesine dayalı olarak kutsal kabul edilmesi, ikinci oluşuma örnek olarak gösterilebilir.

İlkel dönemlere bakıldığında kutsal zamanın tabiat hayatıyla ilişkilendirildiği görülmektedir. Buna bağlı olarak söz konusu dönemlerde kutsal zamana yönelik gerçekleştirilen kutlamaların daha çok tabiat bayramları şeklinde ortaya çıktığını söylemek mümkündür. O halde kutsal zaman-tabiat ilişkilendirmesinin altında yatan en önemli neden, tabiatın, Tanrı’nın bir tezahürü olarak kabul edilmesidir. Eski dönemlerde çiftçilikle uğraşan kabilelerin ekin ve hasat bayramları, tabiatın yeniden doğuşunun kutlandığı bahar bayramları, ziraatçı toplumlarda gündönümü ve ekinoksun kutlandığı güneş bayramları ile yeniay ve dolunay kutlamaları, tabiat bayramları olarak kutlanan kutsal zamanlardır. Örneğin, Türklerde ve diğer Orta Asya kavimlerinde kutlanan

Nevruz bir bahar bayramıdır ve ilkbaharın gelmesiyle birlikte pek çok ülkede kutlanır. Eski dönemlerde kutlanan tabiat bayramları zaman içerisinde değişime uğramış, bu bayramların yerini tarihî hadiseler ve din kurucularıyla ilgili olaylara dayalı kutlamalar almıştır. Bu nedenle günümüzde çeşitli dinlerde kabul gören kutsal zamanlar çoğunlukla, ait oldukları dinin önemli şahsiyetleri ile bağlantılı dinsel törenler olarak karşımıza çıkar. Örneğin, Caynistler Mahavira’nın, Budistler Buda’nın, Hindular Ganeşa ve Krişna’nın doğum gününü kutlarlar. Hıristiyanlarca İsa’nın doğumu ve hayatının çeşitli safhaları, Müslümanlarca Hz. Muhammed’in doğumu ve miracı kutlanır.

Bunlar Tanrı tarafından bildirilen değil, insanlar tarafından zamanla kutsallaştırılan ayin ve törenlerdir. Belirli bir olay ve düşünceye dayalı olarak ortaya çıkan kutsal zamanın dönüşümlü bir şekilde kutlanabilmesi için dinî takvimler oluşturulmuştur. Tarihin erken dönemlerinde, dünyanın ve ayın dönüşümünden ilham alınarak oluşturulan bu takvimler dairesel olarak ilerler. Bunun altında yatan en önemli neden, ilk âna dönebilme arzusudur. Zira dairesel zaman esas alınarak oluşturulan zaman çizelgeleri hem ilk âna dönebilme imkânı sağlar, hem de kutsalın sonsuzluğunu simgeler.

Böylelikle insanlar takvimlere dayalı olarak, kutsal kabul ettikleri zamanların yıldönümlerini kutlama şansı bulurlar. İnananlar için bu zaman dilimleri diğer zamanlardan farklı ve özeldir. Bu zamanlarda daha içten ve samimi bir şekilde dua ederler. Bu sayede, Tanrıya daha yakın olduklarına inanırlar. Söz konusu durumun, insan ile kutsal zaman arasındaki psiko-sosyal ilişkiyi ortaya koyan bir niteliğe sahip olduğu söylenebilir. Nitekim bütün dini geleneklerde kutsal ve kutsala yönelik tecrübeler insan yaşamının önemli bir parçasını oluşturur. Dolayısıyla insanın kutsal olarak kabul ettiği değerleri ve kutsalla ilişkili değerlendirmelerini dikkate almadan insan davranışlarını anlamak mümkün değildir.

İslam Dışı Dinlerde Kutsal Zaman Anlayışı

Tarih boyunca farklı bölgelerde ve farklı kültürlerde kutsalın tezahür ettiği anlar kutsal sayılmış, yaşanan bu anın kutsallığının devam ettirilmek istenmesi ise kutsal zaman kavramını ortaya çıkarmıştır. Bunun bir sonucu olarak da, kutsalın tezahür anları her yıl tekrarlanmış ve söz konusu zaman diğerlerinden ayrılmıştır. Bütün inanışlarda kutsal zaman kavramı mevcuttur. Ancak her toplumun kutsal olarak kabul ettiği zamanlar sahip olunan inanışa, bölgeye, kültüre göre birbirinden farklılık gösterir. Yahudilikte Tanrı ile olan ilişkiler, Yahudi yaşam tarzı ve Yahudi tarihinin önemli dönüm noktalarına dayalı pek çok kutsal zaman dilimi vardır. Yahudiler tarafından kutsal zamanların belirlenmesine yönelik mevcut tarihlendirme sistemi Eski Ahit temel alınarak oluşturulmuştur. Buna göre düzenlenen Yahudi çağlarının tarihi, yaratılıştan itibaren başlayarak devam etmiş ve sürgün öncesi düzensiz olan Yahudi takvimi, Babil sürgününden sonra yapılan düzenlemelerle şimdiki son şeklini almıştır. Günümüzde kullanılan Yahudi takvimi hem ay hem de güneşin hareketlerine göre hazırlanmış karma bir takvimdir.

Söz konusu takvimde yer alan kutsal zamanların Yahudiler açısından anlam ve önemi birbirinden farklılık gösterir. Bu bağlamda yılbaşı olarak kutlanan Roş Haşana, kefâret günü olarak kabul edilen Yom Kippur, Mısır’dan çıkışın ardından kırk yıl çölde dolaşmaları anısına kutlanan Sukkot, kandil bayramı olarak anılan Hanuka, hatim bayramı olan Simha Tora, Mısır esaretinden kurtuluşun anısına kutlanan Fısıh ve Tevrat’ın verilişi anısına kutlanan Şavuot Yahudi takviminde yer alan kutsal gün ve bayramlar içerisinde en öne çıkanlarıdır. Tarihsel öneme sahip bu bayramların yanı sıra Yahudilerin geçmişte yaşadıkları üzücü ve önemli olaylara ilişkin modern dönemde kutlanan çeşitli anma günleri de vardır.

İlk defa modern İsrail Devleti tarafından resmî bayram olarak kutlanmaya başlanan bu günlerden ilki “Matem Günü”dür. Bir diğeri ise, Nazilerin İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Yahudi katliamı anısına takvime eklenen “Soykırım ve Direniş Günü”dür. Soykırım ve Direniş Günü’nü ise bundan bir hafta sonra kutlanan ve modern İsrail devletinin kuruluş günü olan “Bağımsızlık Günü” takip etmektedir. Hıristiyanların dini bayramlarının neredeyse tamamı İsa’nın yaşamıyla doğrudan ilişkilidir. Bunun yanı sıra Kutsal Ruh’la, Meryem’le ve aziz kabul edilen din adamlarıyla alakalı kutlanan bayramlar da vardır. Yılın çeşitli zamanlarına dağılmış bu kutsal günler çoğunlukla farklı mezheplere göre değişen bir niteliğe sahiptir.

Genel uygulamaya bakıldığında, Hıristiyan dünyasının kutlama anlamında Noel, Paskalya ve Pentakost olmak üzere üç evrensel bayramı olduğu görülür. Hıristiyan litürjik takviminin en önemli kutsal zamanları arasında yer alan Noel, İsa’nın doğumu anısına kutlanan bir bayramdır. İbranice “geçiş” anlamındaki “pesah”tan gelen Paskalya ise, Yahudi geleneğinin Fısıh bayramına denk düşer ve İsa’nın dirilişi anısına kutlanır. Paskalya içerisinde yer alan kutsal hafta boyunca yapılan ayinler vasıtasıyla, İsa Mesih’in hayatının son günleri ve çarmıha gerildiği son anında çektiği çilelerin hatırlanması amaçlanır. Hıristiyan geleneğin evrensel bayramları içerisinde yer alan Pentakost ise Kutsal Ruh’un havariler üzerine inişinin hatırasına, Paskalya’dan elli gün sonra yedinci Pazar günü kutlanan bir bayramdır.

Söz konusu inanışa göre Tanrı, İsa Mesih’in göğe çıkışından sonraki Pentakost Günü, Kutsal Ruh’unu mesihe inananların (havariler) içinde yaşamak üzere göndermiştir.19 Bu nedenle Pentakost günü kiliselerde ayinler düzenlenir. Ayinlerden sonra inanırlar sokaklarda ilahiler söyleyerek yürüyüş yapar, neşeli ve eğlenceli bir şekilde kutlamaları tamamlarlar. Bunların dışında Hıristiyan dünyası tarafından kutlanan pek çok anma ve kutlama günleri vardır. En yaygın olanlarının bölgeye ve ülkeye göre farklılık gösteren ve daha çok azizlere yönelik düzenlenen kutlama günleri olduğu söylenebilir. Hindu dini takvimi günlük, haftalık, aylık, yıllık veya daha uzun süren zaman dilimlerinde yapılan pek çok dinsel töreni kapsayan bir içeriğe sahiptir.

Takvime bağlı olarak kutlanan ritüellerde ay ve güneş takvimi izlenir. Hindu dinsel geleneğinde yer alan tanrı ve tanrıçalara ait çeşitliliğin kutsal kabul edilen zamanlara da yansıdığı görülür. Nitekim söz konusu inanç sisteminde Krişna, Vişnu, Şiva, Ganeşa gibi tanrılarla; yılanlar, inekler gibi hayvanlarla; ırmaklar, dağlar, tepeler, bitkiler gibi doğaya ait varlıklarla; Hindu mitolojisinde geçen meşhur olaylarla; ayın evreleri, güneş ve ay tutulmaları, gün dönümleri ve yıldızlarla ilgili kutlamaların yapıldığı sayısız kutsal gün vardır. Söz konusu günlerin bir kısmı dinsel kaynaklı olmasa da, zaman içerisinde bir takım dinî motiflerle süslenerek dinîleştirilmiştir.

Hinduizm içerisinde yer alan dinî gün ve bayramlar tarih içerisinde bir takım değişikliklere uğrayarak günümüze ulaşmıştır. Değişiklikler dikkate alınarak eski ve yeni dönem olarak ikiye ayrılan kutsal gün ve bayramların, eski döneme ait olanları daha çok doğa olaylarıyla ilgilidir. Ayın evrelerine göre kutlanan “ay ziyafeti” günleri, mevsimlerin geçiş dönemlerinde kutlanan “dört ay” törenleri, sonbahar ve ilkbaharda kutlanan “adak-kutsama” günleri eski dönem Hindu bayramlarına örnek verilebilir. Yeni dönem içerisinde yer alan dinî bayramlar ise günümüze kadar ulaşan ve Hindu kutsal metinlerinde zikredilen kutsal zamanlardır. Bunlardan en yaygın olarak kutlananları Ram Ravami, Krishna Janamashtami, Holi, Diwali ve Ganesh Chaturthi isimli bayramlardır.

Budist gelenekte ise inancın ortaya çıktığı ilk dönemlerde kabul edilmiş belirli bir dinî takvim yoktur. Sonraki dönemlerde Budizm’in yayılmasıyla birlikte, içinde doğup geliştiği Hinduizm’in de etkisiyle kutsal günler ortaya çıkmış ve zamanla dinî bir takvim oluşturulmuştur. Zaman içerisinde meydana gelen Budist takvim Hindu gelenekte olduğu gibi ay takvimine göre belirlenir. Buna göre her ayın birinci (hilal) ve on beşinci (dolunay) günleri uposatha günü olarak kabul edilir. “Ziyaret etmek” anlamına gelen uposatha günlerinin belirlenmesinde her mezhep kendi inanışına göre hareket eder. Budist gelenekte çok önemli bir değere sahip olan bu günler, tarihteki olaylarla ilişkilendirilip kutsallık kazanırlar.

Budist inanırlar Uposatha günlerinde oruç tutan, dua eden ve meditasyon yapan keşişlere katılırlar. Din adamları ise meditasyon yapmak isteyen inanırlara yardımcı olurlar. Bunların yanı sıra hilal ve dolunayı takip eden sekizinci günler de kutsal günler arasında sayılır ve özellikle ruhbanların bu günlerde diğer iki gün gibi oruç tutmaları tavsiye edilir.26 Budizm’de yer alan pek çok festival ve tören Buda’nın ve çeşitli grupların kurucularının hayatlarındaki tarihsel ve dinsel olaylar anısına kutlanmaktadır. Ancak dinî bayramlara ait kutlamalar ve bu günlere atfedilen önem değişik ekollere mensup Budist ülkelerde faklılıklar gösterir. Aydın, mezhepleregöre farklılık gösteren bu kutlamaları iki gruba ayırarak sınıflandırma yoluna gitmiştir:

Her bir geleneğe göre tarihleri farklılık arz etmesine rağmen Mahayana ve Mahayana mezhebi dışındaki tüm Budistler tarafından kutlanan dinî bayramlar. ii. Ya sadece Japon Budistler ya da sadece Çin Budistleri tarafından kutlanan dinî bayramlar.27 Buna göre farklı mezheplerce kutlanan dinî bayramlar içerisinden en öne çıkanları Vesak, Buda, Mağa Puja, Asalha Puja günleri ve Ohigan Festivali’dir. Adı geçen bayramlar haricinde Budist geleneğe ait farklı mezheplerce kutlanan daha pek çok dinî bayram vardır. Budizm’de yer alan bu dinî bayramlar, din adamları ile sıradan halkın bir araya geldiği özel günlerdir. Halk, bayram vesilesiyle tapınaklara gider ve ruhbanlarla birlikte ibadet eder; tapınaklara giderken yanlarında hediye olarak çeşitli yiyecekler ve eşyalar götürürler. Tapınaklarda görevli ruhban sınıfının maddi ihtiyaçlarının önemli bir kısmı bu şekilde karşılanır.

İslam’da Kutsal Zaman Anlayışı

Diğer dinî geleneklerde olduğu gibi İslamiyet’te de birtakım kutsal zaman dilimleri vardır ve genel olarak bakıldığında yıl içerisinde yer alan günlerin dinî açıdan birbiriyle aynı değere sahip olmadıkları görülür. İslamî literatürde “mukaddes” ya da “mübarek” kavramlarıyla ifade edilen söz konusu zaman dilimlerine atfedilen kutsiyet durumu, Kuran’a ve hadislere dayandırılarak ortaya konmuştur. Bu bağlamda İslam dünyası tarafından kullanılan hicrî takvim, Kuran’da yer alan ayetler ve Hz. Peygamber’in hadisleri doğrultusunda oluşturulmuştur. Zira Kuran’da Allah katında ayların sayısının on iki olduğu ifade edilmekte; hadislerde ise her bir ayın yirmi dokuz günden oluştuğu belirtilmektedir.

Ay’ın Dünya çevresinde dolanımını esas alan hicrî takvimin başlangıcı Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicret ettiği 622 yılı olarak kabul edilir. Adı geçen tarihlendirme sistemi, toplum içerisinde var olan karışıklıklara bir son vermek amacıyla Hz. Muhammed’in vefatından altı yıl sonra, Hz. Ömer tarafından, hicretin on yedinci yılında oluşturulmuştur.

İslam dünyası tarafından kabul gören hicrî takvim içerisinde Müslümanlarca kutsal sayılan pek çok ay, gün ve gece vardır. Söz konusu kutsal zamanlara ilişkin temel bilgiler sınıflandırılarak aşağıda verilmiştir: Kutsal Aylar: İslam’da kutsal olarak kabul edilen aylar “haram aylar” ve “üç aylar” olmak üzere iki grup içerisinde ele alınır. Haram aylar, savaşmanın yasaklandığı barış ayları olup Zilkâde, Zilhicce, Muharrem ve Recep aylarından oluşan bir sıralamaya sahiptir. Bunlardan Zilkâde on birinci, Zilhicce on ikinci, Muharrem birinci ve Recep yedinci aya tekâbül eder. Kuran’da “eşhurul hurûm” olarak ifade edilen haram aylarla ilgili hükümler, Hz. İbrahim’e kadar uzanan uzun bir geçmişe sahiptir. İnsanların güven ortamı içerisinde hac ibadetlerini gerçekleştirmelerine hizmet eden bu uygulamayı Hz. İbrahim ve İsmail şeriatından alan cahiliye dönemi Arapları, haram aylar girdiği zaman savaştan ve her türlü şiddet içerikli olaydan uzak durmuşlar, zamanlarını ya ticaretle uğraşarak ya da dinlenerek geçirmeyi tercih etmişlerdir.

Söz konusu uygulama İslamî gelenekte de devam etmiştir. Nitekim Kuran’da haram aylardan şöyle bahsedilir: “Şüphesiz, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.” Hz. Muhammed ise Veda Hutbesi’nde haram aylarla ilgili şu sözleri söylemiştir: “… Hiç şüphe yok ki zaman, Allahu Teâlâ’nın yarattığı gündeki şekil ve nizamına dönmüştür. Sene on iki aydır; onlardan dördü haram aylardır; üçü peş peşe gelir: Zilkâde, Zilhicce, Muharrem ve Şaban’la Cemâzilevvel arasındaki Mudar kabilesinin Receb’i.”

İslamî gelenekte kutsal kabul edilen aylara ait diğer grubu, hicrî takvime göre Recep, Şaban ve Ramazan aylarından oluşan “üç aylar” oluşturur. Üç aylar, Müslümanların diğer aylara oranla daha fazla ibadet, dua, zikir ve hayır işleriyle meşgul oldukları bir zaman dilimidir. Dinî duyarlılığın söz konusu aylarda daha yoğun bir şekilde yaşanması, bu ayların faziletine ilişkin Hz. Muhammed’den nakledilen rivayetlerle ilişkilidir. Zira nakledilen bu rivayetler, inanırların ibadet yoğunluğunu etkileyen önemli birer faktör olarak kabul edilir. Ayrıca Müslümanlar tarafından kutsal kabul edilen Regaib, Miraç, Berat ve Kadir gecelerinin üç aylar içerisinde yer alması da, bu aylara verilen önemin bir başka nedenidir.

Tüm bunların etkisiyle söz konusu aylar, birer arınma ayı olarak, ferdî ve cemaatle icra edilen çeşitli ibadetlerle geçirilir. Kutsal Günler: Yahudilikte cumartesi ve Hıristiyanlıkta pazar olarak kabul edilen haftalık ibadet günü, İslamiyet’te cuma günü olarak belirlenmiştir. Müslüman yaşamında oldukça önemli bir yer teşkil eden cuma günlerinin mübarek olduğunu bildiren pek çok ayet ve hadis vardır. Zira Hz. Muhammed Cuma gününün diğer günlerden farklı ve kutsal olduğunu “Âdem o gün yaratılmış, o gün cennete girmiş ve o gün cennetten çıkarılmıştır; kıyamet de o gün kopacaktır.” sözleriyle dile getirmiştir. Cuma gününün en önemli özelliği Cuma namazıdır. İslam inancına göre Cuma günü, Müslümanların işlerini bırakıp camide topluca namaz kılmaları farz kılınmıştır. Müslümanlar Cuma günü ibadet amacıyla bir araya gelir ve birbirleriyle buluşup kaynaşarak aralarındaki toplumsal kaynaşmayı canlı tutarlar.

İslamî gelenek içerisinde yer alan kutsal günlerden bir diğeri, Muharrem Ayı’nın onuncu gününe denk gelen Aşure Günü’dür. Hz. Âdem’in tevbesinin bu günde kabul edildiği, Hz. Nuh’un gemisinin bu günde Cudi Dağı tepesine oturduğu ve Hz. Musa ile İsrailoğulları’nın Firavun’un zulmünden bu günde kurtulduğuna olan inanç nedeniyle Müslümanlar bu güne ayrı bir önem verirler. Ayrıca bu günde Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin şehit edilmiştir. Birunî’nin el-Âsâr el-Bâkiye isimli eserinde, Kerbelâ olayından sonra iki ayrı aşûre geleneğinin ortaya çıktığına işaret ederek bunları karşılaştırma yoluna gittiği görülmektedir. Buna göre Aşûre Günü, Hz. Hüseyin’in şehit edilmesine kadar olan süreçte, Emevîler tarafından temiz elbiselerin giyildiği, şenlik ve ziyafetlerin düzenlendiği bir bayram günü olarak kutlanırken, Hz. Hüseyin’in şehit edilmesinden sonraki süreçte ise Şiiler tarafından bir yas günü olarak ilan edilmiştir.

Söz konusu ayrılığın günümüzde de devam ettiğini söylemek mümkündür. Nitekim bu günde pişirilip dağıtılan aşure, bir taraftan matemi bir taraftan ise sevinci simgeleyen bir gelenek olarak varlığını sürdürmektedir. Hicrî takvimin dokuzuncu ayı olan Ramazan ayının son üç gününe denk gelen Ramazan Bayramı, İslam dünyası tarafından kutlanan iki bayramdan ilkidir. Bu bayram, Ramazan ayının başlamasıyla birlikte tutulan orucun tamamlanması sonrasında kutlanır. Ramazan, tüm ay boyunca tutulan oruç nedeniyle bayramdan çok, oruçla özdeşleşen bir kavram olarak karşımıza çıkar. Bu ayda ergenliğe erişmiş tüm erkek ve kadınlar, sabah gün ağarmadan önce başlayıp akşam gün batana kadar hiçbir şey yiyip içmezler ve cinsî münasebette bulunmazlar. Bu emir kutsal kitap Kuran’da bizzat Allah tarafından belirtilmiştir.

Ayrıca Kuran’ın bu ayda indirilmesi nedeniyle Müslümanlar için diğer aylara oranla Ramazan ayının özel bir önemi vardır. Nitekim Kuran’da Ramazan’ın, hakkı batıldan ayırmanın açık delili olduğu ve insanlara doğru yolu gösterdiği bildirilmiştir. Bu nedenden dolayı Müslümanlar bu ayı oruç tutarak ve ibadet ederek geçirmeye özen gösterirler. Orucun tamamlanmasıyla birlikte ise üç gün bayram yapılır. Bayramda akrabalar birbirlerini ziyaret eder ve gelenlere şeker ikram edilir. Şeker ikramıyla özdeşleşmesinden dolayı bu bayram halk arasında “Şeker Bayramı” olarak da anılır. Müslümanlar tarafından kutlanan diğer bayram Kurban Bayramı’dır. Bu bayram Zilhicce ayının onuncu günü başlar ve dört gün sürer.

Maddi durumu yeterli olan her inanır Allah rızası için kurban kesmekle yükümlüdür. Kesilen etlerin bir kısmı fakirlere dağıtılır, bir kısmı ise bayram ziyareti münasebetiyle gelen misafirlere ikram edilir. Müslüman inancına göre Kurban Bayramı toplumsal dayanışma, paylaşma ve yardımlaşma açısından önemli bir işlevselliğe sahiptir. Kutsal Geceler: İslamî gelenekte Mevlid, Regaib, Miraç, Berat ve Kadir Gecesi olmak üzere beş ayrı gece kutsal kabul edilir ve bu geceler kandil geceleri olarak kutlanır. Söz konusu gecelerin “kandil geceleri” olarak anılması, Osmanlı padişahı II. Selim döneminde (1566-1574) yapılan kutlamalarda, camilerin kandillerle aydınlatılması geleneğine dayanır.

Hicrî takvimde yer alan sıralamaya göre Mevlid, Rebiülevvel ayının on ikinci gününe; Regaib, Recep ayının ilk Cuma gününe; Miraç, Recep ayının yirmi yedinci gecesine; Berat Şaban ayının on beşinci gecesine ve son olarak Kadir Gecesi ise Ramazan ayının yirmi yedinci gecesine denk gelir. Bunlar içerisinden Mevlid Kandili Hz. Peygamber’in doğduğu, Miraç Kandili ise miraca yükseldiği günün anısına kutlanır. Müslümanlar tarafından kutlanan kutsal gecelerden en önemlisi ise Kadir Gecesi’dir. Kadir Gecesi, diğer kutsal gecelerden farklı olarak bizzat Kuran’da işaret edilmiş ve bin aydan daha hayırlı olduğu vurgulanmıştır. Müslümanlar kandil gecelerini bireysel ya da toplu bir şekilde ibadet ederek geçirirler ve bu sayede günahlarından arınacaklarına inanırlar.

Kaynak: Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2016/1, c. 15, sayı: 29, ss. 33-63 Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2016/1, c. 15, sayı: 29 KUTSAL ZAMAN, ALGILANIŞ BİÇİMİ VE İBADET HAYATINA ETKİSİ Muammer CENGİL* Dilâ BARAN TEKİN


Seninde bize katılmanı isteriz. Sende BU FORMU eksiksiz doldurarak bize katılıp, yazarlar kadromuzda kadromuzda yer alabilirsin.

Kültür, Sanat ve Araştırma Bloku.

Döküntü Net
KUTSAL ZAMAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön