NEOKİNİKLER-4

“Aşağı bakarsan asla gökkuşağı bulamazsın.”

Charlie Chaplin

Hasan hazırdı. Parmak ile gökyüzü arasındaki git gellerini sonuçlandırmış, kararını hakim tokmağı sesi kıvamında vermişti. Çünkü Babür o parmağı kendisine göstermeyecek kadar güven vermişti. Bu Hasan’ın kadrajıydı. Peki ya Babür’ün kadrajındaki gökyüzü, kendini gösterecek kadar profesyonelse? İhtimaller hep vardı. Hepte olacaktı. Ama bir anksiyete gibi hareket etmeye de gerek yoktu sonuçta. Biraz su içti. Masada kalan bardak lekesine baktı, boş bardağı lekesini taşırmadan yerine bıraktı. Kararlıydı, ama zihnin sınırı kadar bilinçliydi. Ama derslerinin ters düz olursa ihtimalini düşündü bir an. Derslerin başarıyı, başarının işi, işininde annesinin rahata kavuşacak kadar para getireceğini düşünüyordu. Şeytan beyninde sorulara cirit atıyordu. Hayatının tümünü ailene harcayıp, kendini bir ömür heba edebilecek misin? Ailene karşı vefasız olup vefasızlık vicdanı ile yaşayabilecek misin? Hangisi doğru soru, hangisi vesvese, hangisi Hasan.

Bu karmaşanın içinde telefon çaldı. Tam üç defa. Üçüncüde açtı. Konuşamıyordu, alo bile diyemedi. Arayan babasıydı. Ne vardı bu kadar acil dedi içinden. Acil olan Hasan mıydı yoksa o telefon mu? Babası da korktu, bir şey daha mı oldu dedi içinden. Daha kelimesinde daha da korktu babası için için. Hasan 49. Saniyede iyiyim dedi. İki üç kelime geçiştirip babasını ikna etmeye çalışırken kendini toparladı farkında olmadan. Ayağa kalktı. Masadaki bardağına su doldurup içmek için seri bir şekilde davrandı. “Hayırdır baba ne oldu? ” dedi. Su dudaklarına değmeden, bardak düşmüştü. Artık bardak kırık, yerler ise ıslağa dönüşmüştü. Dudakları ıslaktı bardak ulaşamamasına rağmen ama. Hasan’ın göz yaşları seri akmıştı. Babası sadece “Kaybettik” demişti halbuki. Hasan hemen anladı, ailesinden başka var olan yoktu ki zaten kaybolsun. Annesi intihar etmişti, belliydi. Şu an hemen gitmeliydi köye ama parası yoktu Hasan’ın, insanlarla samimiyeti de. Bir tek Babür’ü tanıyordu. Sokakta yaşayan birinden de araba istemek anlamsız olurdu. Ama sokakta yaşayanın tanıdığımdan istenilebilirdi.

Üniversiteye gitti hemen apar topar, bir yandan ağlıyor, bir yandan bakışlara aldırmıyordu. Babür kantinin girişinde çimde oturuyordu bir kaç kendi tarzı adamla. Görünce kalktı hemen yanına Babür. Duyunca Hasan’ın anlattıklarını, seslendi Vera’ya “Yolumuz uzun, kalkalım hadi…”

Bindiler eski püskü bir arabaya; arabayı Vera sürüyordu, Babür yan koltukta oturuyordu, Hasan ise cama kafasını yaslanmış yol çizgilerine bakıyordu donuk donuk. 3 saat olmuştu kimsede ses yoktu, acıyı azaltmak için paylaşıyorlardı. Babür baktı ki uzaklaşmış Hasan’ın içi, bastı radyonun düğmesine. Çaldı Ruhi Su, Hasan içinden dedi, “Anadan da geçilmesin be.” diye. Gökyüzüne baktı sonra, gökkuşağına baktı. Acıyı gülümsedi. İnanmak istedi. Döndü Babür’e “Umut” dedi, “Hep var!” dedi.
Hayat devam ediyordu, havaya bakabiliyordu…

Devamı gelecek…

(Olaylar ve kişiler hayal ürünüdür.)


Yazarın diğer yazılarına GİT
Seninde bize katılmanı isteriz. Sende BU FORMU eksiksiz doldurarak bize katılıp, yazarlar kadromuzda yer alabilirsin.

Kültür, Sanat ve Araştırma Bloku.

Döküntü Net
NEOKİNİKLER-4

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön