ŞEHİRSEL BEDENLER

Şehir. Kendinde daima bir diğerini saklayan, sabahın beşiyle akşamın altısının, temmuzuyla eylülünün farklı olduğu, daima kılık değiştiren şehirler. Yaz günleri yerinde duramayan, neşeli ve heyecanlı bir çocuğun rengarenk elbisesine bürünürken; gün batımında güzel, karşı konulmaz bir kadın gibi cezbedici bir kırmızıdır ve pervasızca gösterir kendini. Şehirler sokakları, binaları, ağaçları; bazen dağları denizleri ve binlerce insanı taşıyor. Binlerce insanın binlerce bedenini. Taşıdığı bu bedenler ile o kadar iç içe ki, aralarındaki çok yönlü benzerlik ve karşılıklı yaratılan kaçınılmaz ilişki imgesel dünyamızda bedenleştiriyor şehri.  Şehir bedenlerle ruh kazanıyor ve bedensel şehirler oluyor. Veya şehirsel bedenler.

Şehirler de her şey gibi değişken ve dinamik. Kendine özgü mimarisi, biçimsel nitelikleriyle her dönem her sokak ne kadar da benzersiz? İnsanlar da alışkanlıklarını benimsediği bu sokakların dilini konuşuyor. Ortaçağ’ın bakımsız sokakları zayıf bedenlere yer vermiyorken, 19. yy’ın Paris sokaklarında vitrinler, tiyatrolar, tabelalar boy gösteriyordu. Yine bu sokaklarda romanlardaki gibi avareler rahatça geziniyordu. Peki ya günümüzün metropol,  megalopol şehirlerinde hangi bedenler ne kadar rahat? Ne kadar engelsiz hissediyoruz kendimizi? Evet taşradan metropole geçtik. Aslında herkesin herkesi tanıdığı samimiyetten artık kendini bile tanımayan maddeci bir anonimliğe geçtik.

Neden mi?

Çünkü birbiri üstüne yığılan binalar, taglar, grafitiler, otomobillere teslim olmuş sokaklar kendi kurallarını dayatıyor biz bedenlere. Uyum sağlamaya çalışan bedenlerimiz isyan ediyor bir yandan da. Artık beş duyumuz haz almakta da güçlük çekiyor. İmgelerin fazlalığı görme zevkini özünden uzaklaştırıyor. Mesela reklam afişleri yerleri süslüyor ama her yerde bulunması kızdırıyor bizi. Hoşa gidenleri değil de rahatsız edicileri kokluyoruz. . Gürültülerden de rahatsız oluyoruz. Yol boyunca adım atarak dokunduğumuz sokakların tadına varamıyoruz. Kısacası modernitenin şehirlerinde bedenlerimizin nefes almayı, kendini korumayı, yaşamayı öğrenmekte güçlük çekiyor. Sitte, modern şehir düzenlemelerinin alalede olduğunu ve eskilerin yol sisteminin alışılagelmiş binalara daha uygun olduğunu söylüyor.

Ama bence günümüz şehirlerindeki problem aleladelik veya eskinin devam etmemesi değil, şehirciliğin sadece teknik bir sorunmuş gibi ele alınması. Oysa şehirciliğe bir sanat sıfatıyla yaklaşıldığında akla ‘güzel’ kavramı gelir. Güzellik de bir nevi orandır. Ölçülü, belli oranlar dikkate alınarak inşa edilenler, her şeyden önce hoşa gider. Bedenlerin şehirdeki yaşanılabilirliğini de arttırır. Çünkü bir şehir bilimcinin de dediği gibi ”Güzelleştirmek, sadece yapının dış görünüşüne iyi bakmak, simetriye perspektife uymak anlamına gelmez. Aynı zamanda yaşanılabilir kılmak, iyi dolaşım koşullarıyla korunma ve temizlik güvenceleriyle donatmak anlamına da gelir.”

    Aslında şehir zaten olabildiğince güzel olmak ve yine olabildiğince güzel okunmak için bir metin gibi kendini yazar. Bizler de her gün günü gününe okuyoruz bu metni. Işıklı ışıksız tabelalarla, afişlerle, reklam ilanlarıyla, grafitilerle, taglarla okuyoruz. Fakat evler arasında virgüller o kadar az ki yok neredeyse. Okuyamıyoruz şehri, doya doya tadına varamıyoruz.  Noktalamalara ihtiyacımız var gerçekten. Bıkmadan, daha yavaş, anlayarak okumaya ihtiyacımız var. Peki başka nelere ihtiyacımız var? Bu hız,  gürültü ve otomobillerle dolu şehirlerde belki de daha fazla bisiklete, yürüyüşe. En çok da doğaya. Tam donanımlı ve yolları her şeye ulaşan şehirler kırsalın su götürmez yararlarına da ulaştırabilmeli bizleri. Ulaştırabilmeli ki bedenlerimiz doğayla daha fazla temas edip daha fazla direnç kazansın. Halka açık yerlerin artmasına da ihtiyacımız var ki paylaşılan bu şehirde bazılarının payına daha fazla düşmesin.

Bize sunulan bu hızlı ve karmaşık yaşam akışında ihtiyaç duyduğumuz duraksamaları kendi içimizde yaratarak, yine bize sunulan bu şehirlerin sokaklarını daha güzel okuyabilmeli en azından çabalayabilmeliyiz.

ŞEHİRSEL BEDENLER

Seninde bize katılmanı isteriz. Sende BU FORMU eksiksiz doldurarak bize katılıp, yazarlar kadromuzda kadromuzda yer alabilirsin.

Kültür, Sanat ve Araştırma Bloku.

Döküntü Net

Gözde Uslu

Merhaba ben Gözde Uslu. 11 Ocak 1996'da Hatay'a bağlı İskenderun ilçesinde doğdum. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin Sağlık Bilimleri Fakültesi'ne bağlı Ergoterapi bölümünden yüzde yüz burslu olarak mezun oldum. Şu an da Akdeniz Üniversitesi Psikoloji bölümüne ergoterapi ile bir sentez yapmak amacıyla başladım. İlk lisansım süresince kendimi tanımama vesile olan birçok uğraşım oldu. Üniversite kulüplerine ve çeşitli eğitim programlarına katılıp alanımla ilgili de çokça staj yaptım. Ancak bu süreçte hep yazdım. Edebiyat, kültür, sanat ve psikoloji dergilerini takip etmenin yanı sıra üretmek her zaman ilgilendiğim bir alan oldu. Bunun yanında birçoğumuz gibi gezmekten, kitaplar okumaktan, müzikten, spordan, fotoğraflar çekmekten ve yeni deneyimler kazanmaktan çok keyif alırım. Profesyonel olmasa da Latin danslarını inanılmaz bir keyifle yapıyorum

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir