Sevgili Günlük

Sevgili Günlük,

“Bugün neler oldu. Sana çok şey anlatacağım. Dün biraz sana çıtlatmıştım ama bugün sana detaylı bir şekilde yazacağım. Evet! Sabah heer zamanki gibi uyandım, hazırlandım, kahvaltımı yaptım ve işe doğru yol aldım. İlk defa bugün işe geç kaldım. Neden dersen , biraz bekle anlatıyoum.

Otobüsdurağıda bekliyordum. Otobüs geldi ve bindim. Biliyorsun iş yeri eve on durak uzaklıkta. Her neyse oturdum boş bulduğum bir yere. Ama her zamanki gibi cam kenarına. Bir durak sonra yanıma esmer uzun boylu elinde Franz Kafka’nın Milena’ya Mektuplar kitabı olan bir yakışıklı oturdu. Ama beni görmen lazım, ilk defa böyle hissettim. Ne yapacağımı bilemedim. Kalp atışlarım duyuluyor mu yoksa diye düşünüyordum bir yandan.

Acaba yanaklarım kızarmış mıydı ya da herhangi bir şey var mıydı bende diye cama dönüp baktım. “Kendine gel Piraye!” deyip durdum kendime bir kaç kez. Çocuğu nasıl bu kadar detaylı gördün dersen de sorma işte gözüme çarptı.

Bilirsinn normalde böyle şeyler yapmam. Her neyse. Bir duruk, iki durak derken üç durak kalmıştı. Ama ben yol hiç bitmesin istiyordum. Çünkü cama bakarken onun da bana bakıp göz kırptığını görmüştüm. Yani boşuna değildi bu telaşım.

Öyle böyle derken son durağa doğru kalktım ve kapıya doğru yöneldim. O kadar yavaş hareket ediyordum ki belki bir şey der ben de dönüp bakarım diye . Otobüs durdu ve bende indim.

Kendi kendime konuşarak yürüyordum. “Ne var yani dönüp bir kez daha baksaydın.” diye sesli sesli konuşurken arkamdan ayak sesleri duyuverdim. Ben kendimi o kadar kaptırmıştım ki etrafta kimse var mı ya da dolmuştan benden başka inen var mı diye hiç bakmamıştım bile. Arkamı dönmeye tereddüt ettim. En iyisi sessizce yürüyüp gitmek deyip yola devam ettim.

Arkamdan gelen ayak sesleri hızlanmıştı. Benim de kalp atışlarım hızlanmaya başladı. Bütün cesaretimi toplayıp döndüm arkaya. Şok olmuştum aynı çocuk beş dakikadır arkamda yürüyormuş.

Ne yapacaktım şimdi? Acaba hiç görmemiş gibi mi yapsaydım? Ya da ters yöne doğru gidiyormuş gibi yapıp yanından mı geçseydim? Duymuştu da beni kendi kendime konuşurken. Çok utanıyordum.

Tam konuşacaktım ki Piraye hanım kartınızı düşürmüşsünüz dedi ve gülümsedi. Kartımı aldım ve şey dedim. İsterseniz siz de kalabilir. Teşekkür ederim deyip yola devam etti. Bilerek veröiştim kartı. Üstünde numaram ve iş yerimin adresi vardı. Beni kolaylıkla bulabilirdi.

Şimdi bunları sana yazıyordum ya, akşam 7’den beri bekliyorum belki arar diye. Saat 9 oldu arar mı dersin? En iyisi biraz daha bekleyeyim. Bir gelişme olursa ben sana yazarım canım günlük.

Hadi görüşürüz.”

Yazıp defteri kapattım. Ve tam o sırada telefon çaldı. Neredeydi bu telefon, inşallah kısa çaldırmaz. Koşarak gittim salona. Telefona gideceğim diye düştüm hatta. Sonunda ulaştım ve elime aldım telefonu. Arayan yabancı numara mıydı?

Ne dersiniz aynı kişi mi acaba arayan?

Kim bilir?

Sevgili Günlük

Youtube
Seninde bize katılmanı isteriz. Sende BU FORMU eksiksiz doldurarak bize katılıp, yazarlar kadromuzda kadromuzda yer alabilirsin.

Kültür, Sanat ve Araştırma Bloku.



Yayım tarihi
Edebiyat olarak sınıflandırılmış ile etiketlenmiş

dokuntu tarafından

Dünyanızdan dökülenler...

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir