The Fountain: Darren Aronofsky Mistisizmi [Full Film İzle]

The Fountain – Kaynak (2006)[ Türkçe Dublaj Full Film İzle]

KONU

Filmin 21. yüzyıldaki diliminde bilim adamı olan Tommy Creo, ölmek üzere olan kanser hastası eşi Izzi’yi kurtarabilmek için umutsuzca hastalığa çare bulmaya çalışmaktadır.

Bu sırada Izzi 16. yüzyıl İspanya ‘sında geçen bir hikâye yazmaktadır. Hikâyede Engizisyon tarafından toprakları elinden alınmakla tehdit edilen Kraliçe Isabella, sadık konkistador Tomás’ı İspanya ‘yı kölelikten kurtarabilmenin tek yolu olduğuna inandığı Hayat Ağacını araması için Maya ormanlarına gönderir. Hikâye İspanya ‘da başlayıp Xibalba denilen Nebula‘da bitecektir ancak Izzi’nin hikâyeyi bitirecek kadar zamanı olmadığı için Tommy’den hikâyeyi bitirmesini ister.

26. yüzyılda ise uzay gezgini olan Tom uzaydaki gezintisi sırasında kendisini çok uzun sürelerdir rahatsız eden olayların arkasındaki gerçekleri keşfeder. Bu üç adamın hikâyesi tek ve ortak bir gerçeğe uzanmaktadır.



ALINTILAR

“Ölüm huzura giden yoldur.”

“Ölüm yaradılışın bir parçasıdır.”

“Her gölge, ne kadar koyu olursa olsun, sabah güneşi tarafından tehdit edilir.”

“Ölüm bir hastalıktır. Aynı diğerleri gibi. Ve bir tedavisi vardır.”

“Bedenlerimiz ruhlarımızın hapishaneleridir. Derimiz ve kanımız,
tutsaklığımızın demir parmaklıklarıdır. Yine de korkmayın. Et çürür. Ölüm her şeyi küle çevirir ve,
böylece, ölüm her ruhu serbest bırakır.”

“Kraliçeniz Dünya’da ölümsüzlük arıyor… Sahte bir cennet. Bu, delalettir.
O sizi kibirliliğe sürüklüyor ve ruhtan uzaklaştırıyor. Ama bu aptallıktır,
çünkü, o da ölecek. Kıyamet Günü kaçınılmazdır. Her yaşayan ruh yargılanmalıdır.”

“Utancım büyük. Ülkemi koruyamadım.”

“Eski Ahit’e göre, Cennet Bahçesi’nde iki ağaç vardı. Bilgi Ağacı ve Hayat Ağacı.
Adem ve Havva, Bilgi Ağacı’nın meyvelerinden yiyince, Tanrı bahçeyi onlara yasakladı
ve Hayat Ağacı’nı sakladı.”

“Hepimiz hayatımız boyunca bütünün bir parçası olmak için çabaladık. Öldüğümüzde tam olmak isteriz, güzelliğe ulaşabilmek için. Çok azımız başarabiliriz. Çoğumuz geldiğimiz gibi gideriz, tekmeleyerek ve bağırarak.”



Darren Aronofsky’nin altı yıl sinemadan uzak kalmasına sebep olan üçüncü uzun metraj filmi The Fountain’a, Pi ve Requiem for a Dream ile kendini kanıtlayan ve özgüven kazanan yönetmenin meydan okuması olarak bakılabilir. The Matrix’i izlediğinde bilimkurgu sinemasında daha ne kadar ileri gidilebileceğini, bir sonraki aşamanın ne olacağını kendisine soran Aronofsky’nin, aradığı cevabı bulmak için çıktığı uzun ve sancılı yolculuk, The Fountain gibi eşsiz bir bilimkurgu filminin yaratılmasıyla tamamlandı.

İlk gösterimi Venedik Film Festivali’nde yapılan ve yuhalanan, eleştirilen ve gişede zarar eden The Fountain; içeriği, anlatısı ve özellikle de görselliğiyle gerçekten de daha ne kadar ileri gidilebilir sorusuna verilmiş tatmin edici bir cevap olarak, bilimkurgu sineması tarihindeki yerini aldı. Her izleyenin farklı algıladığı ve anlamakta zorlandığı The Fountain, tam da Aronofsky’nin istediği gibi çeşitli tartışmalar yarattı. Aronofsky, her izleyenin kendi cevaplarını bulmasını istediğinden, haklı olarak filmin hangi gerçeklikte olduğunu açıklamaktan kaçındı. Bu gerçeği bulmak bize düştüğünden, parçaları birleştirerek filmin yarattığı karmaşayı çözmek istedim ve filmi, hikâyeyi mantıklı ve gerçekçi bir zemine oturttuğumu düşündüğüm iki farklı biçimde çözümlemeye çalıştım.

FİLM ANALİZİ

***Yazının bundan sonraki bölümü The Fountain ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.***

The Fountain’ın Çözümüne Dair: Filmde Kaç Farklı Zaman Dilimi Var?

Girişte bahsettiğim gibi filmi çözümleyebilmek için öncelikle bu soruya net bir cevap verebilmek gerekiyor. The Fountain’da iki farklı zaman dilimi olduğu söyleyeyim. 16. yüzyılda geçen kısmın Izzi’nin kitabı ve dolayısıyla da sadece kurgudan ibaret olduğu düşünüldüğünde geriye iki seçenek kalıyor. Film, ya 21. yüzyıldaki gerçekliğin dışına çıkmıyor ya da 26. yüzyıl, 21. yüzyıldaki hikâyenin devamı.

Hikâyenin yalnızca 21. yüzyılda geçtiği bir gerçeklik kurduğumuzda, 26. yüzyılı Tommy’nin içsel yolculuğu olduğunu varsayabilir veya bu bölümü 16. yüzyıldaki kurgusal hikâyenin devamı olarak düşünebiliriz. Sonuçta Izzi, kitabının İspanya’da başlayıp Xibalba’da son bulacağını söylemiş ve ölmeden önce son bölümü Tommy’nin yazması için ısrarcı olmuştu. Tommy de Izzi’nin son dileğini, onun istediği şekilde yerine getirmiş olabilir. Ne var ki, sözünü ettiğimiz kurgularda havada kalan çok fazla detay olduğunu ve taşların tam olarak yerine oturmadığını düşünüyorum.

Çözüm 1: İçsel Yolculuk

Izzi’yi kaybeden Tommy, ölümü alt etmek için çalışmalarını yoğunlaştırıyor. Guatemala’daki ağaçtan elde ettiği karışımın Donovan’ın tümörünü yok etmesi ve becerilerini geliştirmesi sebebiyle ağaçla ilgili her şeyi öğrenmek isteyen Tommy, ekibini seferber ediyor. Ancak tıpta çığır açtığını düşünebileceğimiz bu tedaviyi daha ileri götüremiyor, ölüme çare bulamıyor. Izzi’yi kurtaramaması, hastalık olduğunu düşündüğü ölümün tedavisini bulamaması ve Izzi’nin son isteğini yerine getirememesi, Tommy’yi farklı arayışlara yönlendiriyor. Yaşamaya devam edebilmesi, bu yenilgilerin üstesinden gelebilmesi için bakış açısını değiştirmesi gerektiğinin farkına varıyor. Arayışa giren Tommy, kurtuluşu Budizm’de buluyor.

Zen Budizm’ini öğrenen Tommy’yi Lotus duruşuyla meditasyon yaparken görüyoruz. Bu noktada, filmin üç parçalı anlatısında 26. yüzyılda geçtiği varsayılan bölümün, Tommy’nin içsel yolculuğu olduğunu düşünmemiz gerekiyor. Zen Budizm’i ile içine yönelen Tommy, bu meditasyon tekniğiyle egosu ve kişiliğiyle mücadele ediyor. Ne kadar olduğunu bilemesek de uzun bir sürecin sonunda kişiliğinde keskin bir dönüşüm meydana geliyor. Hayat ve varoluş hakkında yeni bir perspektif kazanıyor ve bir tür aydınlanma yaşıyor.

Filmin üçüncü kısmının Tommy’nin iç dünyası olduğunu söyledik. Peki, Aronofsky, Tommy’nin iç dünyasını, neden onu şeffaf bir kürenin içerisine yerleştirerek görselleştiriyor? Bunun tek bir sebebi yok. Filmin farklı okumalara açık olabilmesi için, seyircinin Tommy’nin yolculuğunu içsel ve dışsal bir yolculuk olarak değerlendirebilmesi gerekiyor. Dışsal bir yolculuk olabilmesi için de bu uzay yolculuğunun şartlarının yerine getirilmesi gerekiyor. Şeffaf küre, aynı zamanda meditasyon halindeki Tommy’nin dış dünyadan kopuşunun, kendi iç dünyasını yönelişinin bir simgesi.

Kürede Tommy’nin bir türlü kaçamadığı anılarını ve içinde filizlenen yeni inancı görmekteyiz. Bu inanç, Moses Morales adlı rehberin Izzi’ye anlattığı mezara dikilen tohum ile ağaca dönüşme ve bu dönüşümün form değiştirerek devam ettiği bir hikâyeden ibaretti. Moses Morales’in babasının gerçekten bu döngüye girdiğine inandığı gerçek bir hikâye… Tommy, başta inanmasa da Izzi’nin mezarına bir tohum ekmişti. İnanmaya başlamasının sebebi Budizm’e yöneldiğinde aynı inancı görmesidir. Budizm’de de benzer bir yaşam döngüsü ve dönüşüm vardır. Aronofsky de zaten farklı kültürlerdeki ve mitlerdeki benzer hikâye ve inançları filmin tamamında iç içe geçirerek, sentezleyerek farklı bir yapı kuruyor.

Ölümün bir hastalık olduğunu iddia eden bilim insanı Tommy, Zen Budizm’i ile bu iddiasından vazgeçiyor. Ölümün hayatın kaçınılmaz bir gerçeği olduğuna ve bununla birlikte ölümün bir son olmadığına inanmaya başlıyor. Tommy, ölümün yaklaştığını biliyor ve korkmaya başlıyor. Ölmeden önce Izzi’nin kitabını bitirmesi gerekiyor ama sonunu bilmiyor. Tommy, kitabı Nirvana’ya ulaştığında bitiriyor. Xibalba’ya ulaşması, esasında Nirvana’ya ulaştığını gösteriyor. Çünkü Tommy’nin içsel yolculuğu, Nirvana’ya ulaştığı takdirde anlam kazanabilecektir. Burada önemli bir husus daha var.

O da Tommy’nin, Izzi’nin kitabını bitiriş şekli. Thomas, Hayat Ağacı’na buluyor, ölümsüzlük veren reçinesinden içiyor ama kendisinin ve kraliçesinin hayal ettiği gibi ölümsüzlüğe ulaşamıyor. Tommy’nin Izzi’yi kurtaramaması ve ölümsüzlüğe erişememesi gibi Thomas da kraliçeyi kurtaramıyor ve ölümsüzlüğe erişemiyor. Thomas, ölümsüzlük verdiğine inanılan reçineden kana kana içtiğinde çiçeğe dönüşüyor. Çünkü Tommy artık buna inanıyor.

Çözümü 2: İçsel Ve Dışsal Bir Yolculuk

21. yüzyıldaki hikâyenin sonunda Tommy’yi ölüme çare bulabilmek için Guatemala’daki ağaçla ilgili her şeyi bilmek istediğini söylediği ve kendisini bilime adadığı anda bırakmıştık. 26. yüzyılda dev bir küre veya baloncuk içerisinde Xibalba’ya yolculuk eden Tom’un, 21. yüzyılda bıraktığımız Tommy olduğunu düşünmek zorundayız. Sebeplerine geçmeden önce şunu söyleyelim: böyle düşündüğümüzde Tommy’nin bir hastalık olduğunu düşündüğü ölüme çare bulduğunu, ölümsüzlüğü keşfettiğini kabul etmiş oluyoruz. Şimdi bu sonuca nasıl vardığımızı en başa dönerek açıklamaya çalışalım. Hastalığı sebebiyle kriz geçiren Izzi, son günlerinde Tommy’ye gerçekliğine inandığı bir hikâye anlatıyor.

Çıktığı bir seyahatte, Moses Morales adlı Mayalı bir rehber, Izzi’ye ölen babasından bahsediyor. Moses, babasının öldüğüne inanmıyor. Mezarı kazarlarsa babasını orada bulamayacaklarını söylüyor. Babasının mezarının üzerine bir tohum ekmişler. Tohum ağaç olmuş. Moses, babasının o ağacın bir parçası olduğuna inanmış. Bir bilim insanı olan Tommy, bu hikâyeyi dinlediğinde doğal olarak inanmıyor ve saçmalık olduğunu düşünüyor. Ancak Izzi öldükten sonra mezarını kazıp bir tohum dikiyor. 21. yüzyıl ile 26. yüzyıl arasında, elimizdeki tüm bilgileri kullanarak -Tommy özelinde- neler olduğunu düşünmek ve boşlukları doldurmak bize düşüyor.

Hayattaki nihai amacına -ölümsüzlüğe- ulaşan Tommy’nin hikâyenin önceki çözümünde olduğu gibi Zen Budizm’ine yöneldiğini burada da söyleyeceğiz. Tommy’nin Zen Budizm’ine yönelme sebepleri de aynı. Xibalba’ya yaptığı yolculuk esnasında da meditasyon yapmaya devam eden Tommy, Izzi’nin son isteğini yerine getirememenin ve onsuz yaşamanın verdiği ıstırabın üstesinden gelmeye çalışıyor. O, 21. yüzyılda bıraktığımız, sadece bilime ve bilimsel gerçeklere inanan Tommy değil artık. Beş yüz yıldan uzun bir süredir yaşayan, içgörüsü kuvvetli, ruhani tarafını keşfetmiş bilge bir insan…

Tommy, neden bir ağaçla yolculuk etmektedir, ağaçla konuşmasının, ona sarılmasından nasıl bir sonuç çıkarmalıyız? Tommy, ağacın Izzi olduğuna inanıyor. Beş yüz yıl önce Izzi’nin mezarına diktiği tohum ağaç oldu. Izzi anlattığında, Tommy’ye safsata gibi gelse de zamanla kişisel olarak bilimde daha ileriye gidemeyeceği bir noktaya ulaştığında, kendisini aştığında, alternatif inançlar alternatif olmaktan çıkıverdi onun için. Yine de ölümsüzlüğe erişmiş bir insan olarak, Izzi’nin anlattığı ve inandığı biçimiyle ebediyen var olma fikrini, alternatif bir ölümsüzlük fikrini benimsemesi oldukça zordu.

Kırılma noktası Tommy’nin Budizm felsefesiyle hayatına yeni bir yön verdiğinde gerçekleşti. Çünkü aynı inancı, aynı döngüyü Budizm’de de gördü ve koşulsuzca bağlandı. Bir ağacın bedeninde de olsa Izzi’nin var olduğu bir dünyada yaşayan Tommy, Izzzi’yi ikinci kez kaybetmeden evvel (Ağacın yaşlanması ve ölümünün yaklaşması) Xibalba’ya gitmesini sağlayacak imkânların da oluşmasıyla ağacı küresine alarak son yolculuğuna çıkıyor. Bu noktada, Tommy, neden Xibalba’ya gidiyor sorusunu cevaplamak gerekiyor.

Ağacın yaşlanması ve ölmesinin, Izzi’yi yeniden kaybetmek anlamına geldiğini söylemiştik. Tommy, bu dünyadaki ölümsüzlüğün Izzi olmadan bir anlamı olmayacağını fark ediyor ve Izzi ile sonsuza kadar birlikte olabilecekleri Xibalba’da yeniden doğuş inancına tutunurken buluyor kendini. Tommy’nin yolculuğu bu motivasyonla başlıyor.

26. yüzyıldaki kısmın 21. yüzyıldaki hikâyenin devamı olduğunu işaret eden çok önemli başka veriler de var. Bunların biri Tommy’nin sağ koluna mürekkeple işlediği ince ve kalın halkaların, kendi deyimiyle aradan geçen zamanı gösteriyor oluşudur. 21. yüzyılda evlilik yüzüğünü kaybeden Tommy, Izzi’ye olan bağlılığının simgesi olan yüzüğü bulamadığı için acı çekiyor. Izzi öldükten sonra, Izzi’nin kitabını tamamlaması için hediye ettiği kalemle mürekkebi parmağına işliyor Tommy. Parmağında mürekkeple oluşturduğu halkayı 26. yüzyılda da görüyoruz. Hatta yılları koluna işleme fikri de buradan çıkıyor. Tommy’nin kolundaki halkalardan bahsederken, “Bütün bu yıllar, bu anlılar, hep sen vardın” dediğini duyuyoruz. Izzi, öldükten sonra da hep yanında; ruhuyla, anılarıyla ve yeni yaşam formuyla… Tommy’nin “bütün bu yıllar”dan kastı şüphesiz ki, aradan geçen beş yüz yıl.

Tommy’nin yolculuğu sırasında Izzi ile olan anılarının onu yalnız bırakmadığını görüyoruz.. Hasta yatağında Izzi, ilk kar yağdığı için Tommy ile yürüyüş yapmak isteyen Izzi ve kitabının bitirilmesini isteyen Izzi… Aronofsky, Tommy’ye acı veren anıları yerleştiriyor küreye. Yüzyıllar geçse de unutamadığı, üstesinden gelemediği anılar… Adına Tom denen 26. yüzyıldaki karakterin anılarının 21. yüzyıldaki Tommy’nin anıları olması ikisini birbirine bağlayan en önemli ayrıntı diyebiliriz. Çünkü anılarımız geçmişimizdir, yaşanmışlıklarımızdır.

En büyük korkusunu, ölümü yenmeyi başaran Tommy, Xibalba’ya vardığında ölüp yeniden doğacağına inansa da korktuğunu söylüyor. Ancak Izzi ile sonsuza kadar yaşama fikrine sıkıca sarılarak küresinden ayrılıyor. Vicdan azabını dindirmek ve huzur bulabilmek içinse yapması gereken son şeyi yerine getiriyor: Izzi’nin kitabını bitiriyor.

Sonuç

Filmin yazarı, yönetmeni, her şeyi Darren Aronofsky, The Fountain’ın bir bilimkurgu filmi olduğunu söylüyor. En başta The Matrix’i izlerken bilimkurgu filmi yapmayı kafasına koyan Aronofsky, “Uzayı dıştan çok, içten ele alan bir film çekmeyi karar verdik. Uzayın dışı, teknoloji delisi filmler tarafından esir alınmıştı çoktan. Daha canlı, farklı ve minimalist bir bilimkurgu filmi yapmanın mutlaka bir yolu olmalıydı.” diyor. Bu sebeple ikinci çözümü daha olası buluyorum. The Fountain’ın bir bilimkurgu olabilmesi için Tommy’nin ölümsüzlüğü bulması şart.

Ölümsüzlüğü bulduğunu kabul ettiğimizde de 26. yüzyıla kadar yaşadığını ve Xibalba’ya doğru o uzay yolculuğunu yaptığını doğal olarak kabul etmiş oluyoruz. 26. yüzyılı Tommy’nin içsel yolculuğu olarak okuduğumuzda Aronofsky’nin “Minimalist bilimkurgu yapmak için yola çıktık” söylemiyle çelişiyoruz. Minimalist bilimkurgu söyleminin The Fountain çözümlemesinde anahtarımız olduğunu düşünüyorum. Şüphesiz ki, çelişkilere rağmen birinci çözümün de yabana atılmaması gerekiyor. Bu iki çözüm dışında The Fountain’ı bir paralel evren bilimkurgusu olarak okuyabilir veya üç hikâyeyi birbirinden bağımsız olarak da değerlendirebilirsiniz. Karar sizin.


FOTOĞRAFÇI ANALİZİ

Yani merak ediyor olabilirsiniz… ama Çeşme bir film… filmler filmdir, fotoğraf değil !!

Bu doğru. Ancak en akılda kalan filmleri parçalara ayırarak, en iyi sahnelerin bazıları tek bir görüntüde özetlenebilir. Sinematografi ve bir video kamera ile zamanın hareketini yakalama yeteneği mükemmel ve kendi başına sanatsal bir yetenek olsa da, uzun çekimler şeklinde ekrana gelenler gibi bazı anları analiz etmek gerçekten büyüleyici olabilir. tam uzunlukları.

Amaçlarımız için, Çeşme’yi fotoğrafçılar olarak analiz etmek, bir adım geri çekilip filmden bağımsız ve hareketsiz görüntülere bakmayı gerektirir. Sanatsal bir bakış açısıyla fotoğrafçılık hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız, bunlar oldukça faydalı olabilir ve bu şeylerin aklımızda yer almasına neden olan bazı unsurları vurgulayacağız.

Bununla birlikte, Çeşme’den birkaç fotoğrafı vurgulayalım ve bunları bir fotoğraf merceğinden tartışalım:

1). Uzay gemisi”

Çeşme’nin en akılda kalan bölümlerinden biri, etrafta süzülen “uzay gemisi” tasviridir. Temelde bir adam, ölen bir ağaç ve anılarını içeren bir küre.

Bir fotoğraf olarak bu gerçekten çok etkileyici. Masaüstümüzde ara sıra duvar kağıdı olarak görünmesinin bir nedeni var. Hemen çekici olan ilk şey renk paleti. Hem yumuşak hem de yoğun olmayı başarırken, aynı zamanda bunun uzayda dolaşan bir şey olduğu hissini iletiyor. Belki bazı bulutsuların yanından geçerek. Kim bilir 🙂 İnsanların keşfetmeye devam ettiği en büyük gizemlerden biri – dışarıda ne tür görünmeyen şeyler var? Kehribar rengi tonları tam olarak Dünya’ya bağlı değil, kesinlikle burada tasvir edilen şekillerde değil ve şüphesiz bu hayranlık uyandırıyor.

Kompozisyon açısından bakıldığında, görüntü de oldukça olağanüstü. Kürenin dış sol kenarı, gözünüzün izlediği ve çerçevenin sağ tarafına geri döndüğü görüntü çerçevesinin üst ve alt kısmına giden ön çizgiler oluşturur. Bununla birlikte, görüntü, karenin en sol bölümünü oluşturan negatif boşluk, filmin ön ve merkezini oluşturan (kameraya diğer konudan biraz daha yakın olsa bile) ve çerçevenin en sağındaki kadın ve ağaç.

Görüntüyü bizim için bir araya getiren şey, hem sahnenin izleyici için gerekli olmayan kısımlarını küçültmek hem de diğer şeylerin önemini artırmak için gölgelerin ve vurguların kullanılmasıdır. Ön planda, neredeyse tamamen karanlık olan siyah bir kütle (belki kurutulmuş odun veya çimen veya başka bir şey) var. Bunun görüntünün yalnızca sağ yarısını oluşturması, solda ise ön plandaki bir nesneden yoksun olması oldukça ilginç – negatif alanı güçlendiriyor ve bu uzay küresinin uzayda kelimenin tam anlamıyla kendi başına dolaştığı hissini artırıyor .

Parlak noktalar gözlerimizi hem erkeğe, hem kadına hem de ağaca çeker. Konumun bağlamını bilmek kesinlikle değerli olsa da, insanlar ve belirli nesne görüntünün temel konularını oluşturur. Hikayenin daha geniş bağlamı göz önüne alındığında – bu insanların bulunduğu yer, duygularını iletmek için mükemmeldir.

Filmi görmediyseniz, anında net olmayabilir, ancak tıpkı düğünleri fotoğrafladığımız zamanki gibi – gördüğünüz görüntüler, daha iyi bir hale getirilmesi için genellikle bağlam bilgisi gerektirir.

2). Hayat Ağacı

Filmin sonlarına doğru, Hayat Ağacı’nın bu görüntüsünü görüyoruz. Bu, birçok filmde, dini metinlerde ve öfkeli kolej çocuklarının dövmelerinde tekrar tekrar tasvir edilen bir sembol olmuştur. Bir Maya harabesinin tepesinde olması beklenebilecek şeyden ağır bir ipucu alarak, hemen güzel ve basit bir tasarıma sahiptir. Arka plan manzarası çok güzel ve Meksika’dayken Coba’daki Maya harabelerinin tepesinden kendimizi gördüklerimizle paralellik gösteriyor.

Maya uygarlığıyla ilgili geçmiş, aslında bu görüntüyü bizim için daha ilginç kılıyor. Ağaçlarla dolu yoğun ormanlar ve çok sayıda hayvan, bugüne kadar bile sırları saklar. Böyle etkileyici bir fantezi toteminin böyle bir yerde var olduğunu hayal etmek çok kolay.

Fotoğrafçılar olarak bu görüntü hakkında ilk fark ettiğimiz şey, fotoğrafın çekildiği zamandır. Sabahın erken saatlerinde altın saat, en güzel saatlerden biridir ve bizi öğlen güneşi sırasında çoğaltılması imkansız olan bir drama ekleyen bir dizi doğal ışık ve renkle tedavi eder. Renk, gölge, açık tonlar vb. Katmanları buna önemli ölçüde katkıda bulunur. Şüphesiz, böyle çekimlerin çok daha kolay olmasını sağlar.

Önceki görüntüde olduğu gibi, bu fotoğraf üçte bir kuralından ve merkez odaklı bir konudan (ağaç) belirgin bir şekilde yararlanıyor. Güçlü yön çizgileri (su havuzunun kenarları) gözü tekrar tekrar ağaca çeker. Çerçevenin ortasındaki güneşin parlak parlamaları da dikkatinizi ona daha da çekiyor. Hikayenin içeriğini bilmeseniz bile, bu nesne hakkında bir şeyin önemli olduğunu belirtir .

Elbette gölgeli figürün ön plana dahil edilmesiyle görüntü daha iyi geliştirilir. Göz kırpın ve onu özlemiş olabilirsiniz, ancak fotoğraftaki varlığı gerçekten önemli. Hikayenin bağlamından, bu kişinin Hayat Ağacı’na gelişini ortaya çıkarır (oldukça büyük bir olay). 

Kompozisyonel bir numara olarak, “ölçek için insan” aslında bir şeyin boyutunu diğer insanlara göstermenin gerçekten kolay bir yoludur. Ağaca kıyasla ne kadar küçük göründüğü düşünüldüğünde, ağacın daha büyük önemi olduğu açıktır. Kameraya çok daha yakın olsaydı, tam tersini iletmek mümkün olabilirdi.

3). Xibalba

Görsel efektler açısından, Çeşme’de sergilenen mekanın görüntüleri oldukça çığır açıcı. Bunun sadece CGI olduğunu düşünmeye meyilli olsanız da, gerçek çok daha havalı. Görsellerin nasıl oluşturulduğuna dair biraz arka plan istiyorsanız , bu sekansların bir makro fotoğrafçı tarafından görüntü ve video çekimi olarak nasıl başladığını açıklayan Çeşme’deki bu hızlı belgesele göz atmanızı öneririz .

Oradan, daha büyük bir kompozit görüntü oluşturmak için başka öğeler ve görüntüler istiflendi. İlginçtir ki, bu son derece yaygın bir tekniktir – sadece sinemada değil, bizim gibi daha basit fotoğrafçılar tarafından bile kullanılır. Bu, Photoshop gibi bir programda elde edilmesi oldukça kolay olan bir efekttir ve bazı teknik becerilerle, bir kamera içi çift pozlama yakalamak da tamamen mümkündür.

Bu özel görüntü için bu, ana kahramanın aşkınlığa doğru ilerlediği filmin bir bölümünü ortaya koyuyor. Ön planda, öznenin kendisi var, çok farklı ama tamamen kontrast. Gölgeli figürü, sadece önde ve merkezde olduğu için değil, aynı zamanda içinde bulunduğu arkadan aydınlatmalı ve çok daha açık renkli daireyle güçlü bir şekilde yan yana geldiği için gözümüze çok güçlü geliyor.

Arka planı oluşturan makro fotoğrafçılık çekimi kendi alanında ve yanlardaki doğal fraktal benzeri formlar ve görüntünün çekirdek çemberlerini oluşturan yapılandırılmış bulut benzeri halkalar nedeniyle – nasıl olduğunu hayal etmek zor. bu gerçekten yaratıldı. Bir petri kabında belirli bir kimyasal karışımı kullanmak, iyi zamanlama ve muhtemelen biraz şans, sonuç budur. Dijital sanat eserine benzeyen şaşırtıcı derecede doğal ve organik bir şey.

Bu basit ve mükemmel bir görüntü. İzlerken film müziğinden “Death is the Road to Awe” ı çalarsanız, muhtemelen daha çok seveceksiniz.

4). Fatih

Bu noktada, Çeşme’yi henüz görmediyseniz , muhtemelen merak ediyorsunuzdur… ”neler oluyor?” Maya mitinin bu hikayeye dahil olması tartıştığımız gibi oldukça ilginçtir ve zaman zaman bunun görsel temsillerini görüyoruz.

Hala filmden çekilmiş olan bu filmde pek çok ilginç şey oluyor. Sağdaki kişinin sade siyah giysisinden sağdaki adamın daha ayrıntılı giysisine kadar kıyafet seçimi – fotoğrafçılar olarak kesinlikle aklımızda tuttuğumuz bir şey bu. Basit portre çekimleri bile uygun kıyafet seçimiyle yapılabilir veya kırılabilir ve bu, daha fazla insanın kolektif olarak çalışan kıyafetler giydikleri çerçeveye getirilmesiyle giderek daha önemli hale geliyor.

Nesnelerin işlem sonrası yönünden, bu sahnede (ve açıkçası filmin çoğunda) kullanılan belirli estetiği görmek oldukça ilginçtir; bu, görüntüden dikkati dağılmış olabilecek renklere, örneğin kırmızılarda ve mavilerde. Ayrıca, cilt tonlarını cesaretlendiren ve hatta arka duvarı daha da patlatan çok sayıda artırılmış portakal ile çok fazla sıcaklığın girişini görebilirsiniz.

Gerçek görüntü kompozisyonu dengelidir, ancak yine üçte bir kuralı çok ciddiye alır ve izleyiciyi harekete geçirmek için alevli kılıcı büyük bir etkiyle kullanır. Bizi Maya rahipinden baş kahramana götüren öncü bir çizgi işlevi görür ve daha sonra ne olacağına dair bir karar vermek için kolayca okuyabileceğiniz çok miktarda ham enerji içerir. Bu, sadece birkaç kare sonra gelen bir şeyin habercisidir.

5). Aydınlanma Arayışı

The Fountain’da öne çıkan birçok mükemmel geniş çekime rağmen, duyguları sergilemek için yakın çekimlere de önemli bir vurgu var. Oyuncuların yüzüne bakıldığında alınabilecek çok şey var – özellikle de gözler.

Tüm sahneyi sarı renk tonuyla yıkamak da ilginçtir ve çoğu durumda muhtemelen işe yaramayacak olsa da , film dünyasındaki başka bir kaynaktan gelen ışığın nasıl bir etkisi olduğunu hissedebildiğiniz için burada işlev görür . Belki de güneşin parlak kör edici ışığı?

Görüntünün kendisi de şimdiye kadar gördüklerimize kıyasla benzersizdir, çünkü adamın yüzünü vurgulamak için geniş bir diyafram açıklığından yararlanır. Vücudunun geri kalanının omuzlarından ve sırtının aşağısında bulanık göründüğünü görebilirsiniz – bu, odak noktasının yalnızca gözlerin ve yüzün üzerine yerleştirildiğini temsil eder ve bu görüş düzleminin dışındaki herhangi bir şey sonuç olarak bulanıklaşır.

6). Yakınlık

Bu, aslında oldukça benzersiz olan güçlü bir görüntüdür, çünkü kendi içinde sadece gerçekten bedensiz başlara muamele edilir. Bir bakıma, daha geniş bağlam olmadan biraz ürkütücü, ama neyse ki, burada gerçekte neler olup bittiğini bilmemize izin vermek için sadece ince görsel kuyruklara ihtiyaç var. Ya da belki o kadar ince değiller …

Arka planın çoğu, sahnenin solunu kaplayan neredeyse baskıcı bir biçim olan gölgeye bürünürken, bunun düz bir yatak olduğunu ve doğal ışığın bir pencereden görüş alanımızın sağına doğru yayıldığını anlayabiliyoruz. . Bunu yüzlerinin nasıl aydınlatıldığına ve gölgelerin üzerlerine nasıl yansıtıldığına bağlı olarak söyleyebiliriz.

Kompozisyon için üçte bir kuralını vurgulayan çoğu görüntünün aksine, bu görüntü, çerçeve içinde kabaca eşit olarak dengelenmiş dört çekirdek bileşenli bir ızgaradan yararlanıyor gibi görünüyor. Bu, standarttan kopma yeteneğini gösterdiği için son derece önemlidir, ancak bu kadar basit ve belki de daha az önemli bir sahnede bile görüntü yapısını korumaya devam eder. Çerçevenin en sol ve en sağ bileşenleri sadece basit renklerden oluşurken, iki kişi çerçevede kendi bireysel, ancak tecavüz eden boşlukları oluşturuyor.

7). Uyanış

Muhtemelen, Çeşme’den çekebileceğimiz en az gurur verici kare , filmdeki konumu nedeniyle de bizim için ilginç. Genel olarak konuşursak, sert beyaz ışıkta parlayan yüzler tam olarak çekici bir görünüm değildir. Bir düğün çekimi sırasında böyle bir çekim yapılsaydı, muhtemelen bir adım geri çekilir ve flaş ayarlarımızı yeniden kontrol ederdik.

Aslında gözlemlediğimiz şey, bu karakterin konuşması ile beyaza dönüş arasındaki anlar bizi başka bir sekansa götürüyor. Bunun gerçekleştiği tekil anda, görüntünün kendisi diğer sahnelerin çoğundan farklı bir şeyi aktarmayı başarır – oyunda eterik, hatta meleksi bir oluşum var. Bu film boyunca çok az kez bu kadar sert beyazlar görüyoruz, ancak az miktarda kullanıldığında, renk sarsıntısı psikolojik olarak onu anılarımızda yankılanmaya zorlamak için bize hizmet edebilir.

Bu önemlidir, çünkü katıldığımız fotoğraf bağlamında, sadece tek bir anı değil, uzun bir süreyi belgeleme yeteneği önemlidir. Düğün günü fotoğrafçılığında, bir müşteri birkaç yüz resimden oluşan bir galeri aldığında, bunlar kronolojik olarak görüntülendiğinde müşteri aklında günü sanal olarak oynatabilecek şekilde düzenlenir. İyileştirme süreci boyunca, en önemli anları veya hatırlamaya değer önemli bir şeyi gösteren anları tespit ederiz.

Bu görüntü ile, kendi başına o kadar da ilginç değil, ancak bağlamda dikkate alınması gereken çok şey sunuyor.

8). Maya

Hayat Ağacı resmini bu yazının başlarında görmüştük ve bu manzara bakmamız için daha da fazlasını sağlıyor. Birden çok perspektiften yakalandığı bir anın önemini anlayabilirsiniz. Bu, ölçeği ve hatta bu durumda gerçeküstü konumu daha fazla göstermeye yardımcı olur.

Özünde, bu, filmde önemli bir olayın meydana geleceği konumu sergilemek için belirleyici bir çekimdir.

Sonuç olarak, “çerçeveyi doldurmanın” fotoğrafçılıkla ilgili ipucu basit ve etkilidir ve bakılması gereken şeylerin yoğun olduğu bu tür bir yerde ve güzel bir altın ışık rengi dizisinde yapılması oldukça kolaydır. Bizim için en ilginç olanı, ağacın kalıntılarla yan yana gelmesidir. Görüntüye sağdan sola baktığımızda, güneş ışığının ağacı aydınlattığını görebiliriz (bu, sahnenin en önemli kısmı olduğu için kasıtlı olarak yapılır – ve gözünüz hemen önce buraya çekilir) ve görüntü sola doğru hareket ettikçe çok daha karanlık. Harabelerin kendisi bağlam açısından önemlidir, ancak ağaçtan daha az önemlidir. Kesinlikle arka plana karşı öne çıkıyorlar, ancak iyi aydınlatılmış ağaçtan çok daha az.

9). Sessiz

The Fountain boyunca çok güzel ve gerçeküstü görüntüler varken , bu aslında çok ham ve insani olduğu için erişilebilir en güzel sahnelerden biri. Sahne, belirli bir duygusallığı iletme amacına hizmet ederken, bunu zevkli bir şekilde ve varoluşsal bir krize rağmen bir sevgi ve özlem duygusu iletme bağlamında yapar.

Gerçek görüntü pek çok yönden güçlüdür çünkü onunla birlikte hem amaçlanan amaç (yani: belirli öğelerin ve çerçeve içinde nasıl konumlandırıldığı) hem de bunun doğal olarak ortaya çıkan ve yakalanan samimi bir an olduğu hissini taşır. Filmde, bu bireylerin birbirleriyle doğal bir kimyası olduğu için bunu çok iyi bir oyunculuk becerisine bağlayabiliriz. Hareketsiz çerçevede gördüğümüz şey şu:

İlk bakışta aklımız küvetteki kadın tarafından yakalanır. Bir video ışığı ile yumuşak bir şekilde aydınlatılır ve çerçevenin odak noktasıdır. Bir fotoğrafçı olarak, odağımızı doğrudan onun gözlerinin etrafındaki yüzüne yerleştirirdik.

Daha sonra, küvetin kendisini ve çerçevenin etrafında bir daire içinde giden oldukça ilginç bir yön çizgisi olduğunu gözlemliyoruz – daha fazla derinlik sağlıyor. Küvetin özellikle sağ tarafı bizi sahnedeki erkek özneye götürüyor, burada iki bireyin ellerinin buluştuğu yerde duruyoruz. Bu çizgiyi takip etmeye devam ederken, görüntünün ön planına geri dönüyoruz, burada sahnenin solunda hafif bulanık ön plandaki nesneleri görebiliyoruz – belki bir mum veya sabunluk? Bu etki nedeniyle, bir izleyici olarak, neredeyse olmamamız gereken bir şeyi gözlemliyormuşuz gibi, bize daha röntgenci bir rol veriliyor.

Üçte bir kuralı nihayetinde burada tam olarak sergileniyor, ancak bunun üç bölüme ayrılması aslında her bölümü oluşturan ana konuların yerleştirilmesi nedeniyle oldukça ilginç olduğu için biraz daha yanıltıcı. Solda mum / sabunluk görüyoruz ve bu gerçekten sahnenin izleyicisi olarak yerimizi sağlamlaştırıyor. Ortada ve sahneye geri çekilirken odak noktası erkek ve kadın oluyor – kasıtlı olarak ana odak noktası olacak şekilde merkezleniyoratış. Son olarak, görüntünün sağ tarafında, arka plandaki yağmurlu bir pencerenin üzerindeki ışık desenine gözlerimiz çekilir. Daha geniş film bağlamında, bu amorf desen, gelecekteki bir varoluşta gerçekleşen gerçeküstü “uzay gemisi” sahneleri ile rezonansa giriyor – yine de bu tekil anda, başka türlü yumuşak ve donuk bir renk şemasına derinlik katan basit bir renk noktası gibi davranıyor.

10). Kapıların Önünde Durmak

Bakacağımız son sahne şudur – Maya rahibini bir tapınağın girişinde duran kontrastlı bir figür olarak ortaya çıkarır. Burada sevilecek çok şey var – güneşin kullanımından öznenin arka planını aydınlatmak için, pozlama, kişinin gölgede kalmasıyla sonuçlanan ortam ışığını yakalamak için ayarlanmış. Bu kesinlikle kasıtlı olarak yapılan bir şeydir ve gerçekte bir fotoğrafçı olarak, uygun flaş kurulumuyla, hem bireysel hem de arka planı birlikte pozlamak için yüksek hızlı senkronizasyon (HSS) kullanılabilir.

Yine de bu çok daha az zorlayıcı bir çekim olur. Siluetten gelen belli bir drama ve bu kişinin kim olduğuna dair bir belirsizlik var. Güneşin keskin aydınlatması, ona tanrısal nitelikler kazandırmak için bu karakterin yararına çalışıyor.

Görsel olarak, fark ettiğimiz ilk şey, bu karakterin duvarlar ve giriş yolu ile çok belirgin bir şekilde nasıl çerçevelendiğidir. Odaklanmak onun üzerindedir çünkü odaklanmak isteyebileceğimiz çok az şey vardır. Oradan, görüntünün geri kalanı oldukça basit bir şekilde üçte bir kuralından yararlanıyor ve çok sınırlı bir renk şeması kullanıyor.


RÖPORTAJ

Paul Fischer The Fountain için Los Angeles’ta.

Darren Aronofsky için The Fountain, birkaç yıldır bir aşk emeği olmuştur. Bu oldukça karmaşık ve özgün romantik drama, gençliğin pınarını, sevginin gücünü ve yoğunluğunu ve takıntıların doğasını keşfediyor. Başlangıçta Brad Pitt ve Cate Blanchett’in başrollerini üstlendiği filmde Hugh Jackman, Rachel Weisz’e aşık bir karakterin orta çağlarda, günümüzde ve gelecekte üç dönem enkarnasyonu olarak rol alıyor. Yönetmenin medyaya son konuşmasının üzerinden beş yıl geçti. Paul Fischer ile konuştu.

Paul Fischer: Sonunda bunu yapma sürecinden ve sizin için ne kadar sinir bozucu olduğundan bahsedebilir misiniz?

Darren Aronofsky: Çok uzun bir süreçti ve tüm projelerimin gerçekten zor olduğunu düşünüyorum. Hiç kimse Tanrı ve matematik hakkında siyah beyaz bir film yapmak istemiyordu. Ve sonra Pi’den sonra herkes “Ne yapmak istiyorsun? Sonra ne yapmak istiyorsun?” Diye sordu ve onlara Requiem for a Dream’in bir kopyasını gönderdim ve sadece sessiz kaldılar ve neredeyse hiç kimse aramadı ben döndüm. Bazı nedenlerden dolayı, ilginç ve havalı olduğunu düşündüğümüz filmleri seçtik ve bunlar kutunun biraz dışında kaldı, bu yüzden her zaman büyük bir zorluk. 

Brad [Pitt] başlangıçta gerçekten ilgilendi ve bu ona çok fazla yakıt verdi. Bunun için her zaman büyük bir film yıldızı istemiştim çünkü bu filme başladığımda, bilim kurgu romanlarından ve grafik romanlardan gerçekten ilham aldığımı biliyordum, bir bilim kurgu romanı okuyacaksın ve ilk 100 sayfa için, gerçekten neler olup bittiğini bilmiyorsunuz ve sonra birdenbire birkaç kelime beliriyor ve tüm bu ipuçları ve dünya açılıyor ve Neal Stephens dünyasının tam ortasında bir şaplak oluyorsunuz ve birden bire hepsi mantıklı. 

The Fountain ile benzer bir deneyim yaşatmak istedim, yani filmin ilk 20 dakikasında yüzüyorsunuz ve sonra birden Rachel ile tanışıyorsunuz ve dünya bir araya gelmeye başlıyor ve tüm bu sahnelerin aslında bir anlam ifade ettiğini fark ediyorsunuz. ve bir şey ifade ediyor. Umudum, içine bir film yıldızı ekleyerek seyircinin ilgisini çekebilir ve 20 dakikayı atlatmalarına yardımcı olabilirdi. Yani, Brad ilgilendiğini ifade ettiğinde, harikaydı. Her şeyi başlattı. Ve sonra, gerçekten yaklaştık ve sonra çokça duyurulan sakal traşı oldu ve sonra temelde dağıldı. Karşısında 18 milyon dolar vardı ve çok fazla kan döküldü. Bir şeyin olma ihtimali gerçekten yoktu. Paletimi temizlemek ve yeni bir şeye başlamak için gerçekten çok uğraştım. 

Aslında yeni başlattığımız her şey, muhtemelen bir sonraki adımda yapacağımız şeydi, bu yüzden zaman boşa gitmedi. Ama sonra, bir gece, onu sistemimden çıkaramadım ve yeniden yazmaya başladım. Bir stüdyo ya da oyuncu için yazmak zorunda kalmamak, beni gerçekten önemli olana geri dönmem için özgürleştirdi. Sadece sistemimden çıkaramadım ve yeniden yazmaya başladım. Bir stüdyo ya da oyuncu için yazmak zorunda kalmamak, beni gerçekten önemli olana dönmem için özgür kıldı. Sadece sistemimden çıkaramadım ve yeniden yazmaya başladım. Bir stüdyo ya da oyuncu için yazmak zorunda kalmamak, beni gerçekten önemli olana dönmem için özgür kıldı.

Paul Fischer: Film için Brad’in sahip olduğu sakal görünümünü traşlı kafa için mi takas ettin?

Darren Aronofsky: O bakış filmde. Conquistador sekansları için sakal uzatıyordu. Yerleşmesi uzun zaman aldı. Savaş sahnesinin Hughs sakalından ne kadar uzun olduğunu bilmiyorum. Muhtemelen oldukça benzer olduğunu düşünüyorum. Hugh’un büyük bir şeyi vardı. Brad’in protez sakallarla ilgili büyük bir sorunu vardı. Onu büyütmek istedi.

Paul Fischer: Her zaman çizelgesinin her öğesi diğer tüm zaman çizelgesinde bulunur. Çok fraktal bir resim. Her şey ilişkilidir. Bunu nasıl inşa ettin? Bu senaryo aşamasında mı geldi? Çekim yaparken bunu düzenledin mi?

Darren Aronofsky: Hepsi önceden planlanmıştır. Böyle bir şeyi yapmak için son derece düşük olan bütçe ve son derece kısa olan sınırlı zamanımızla, her şey ev ödeviyle ilgiliydi. Yani, tüm bu bağlantılar önceden yapıldı. Tabii ki, “Hey, bunu buraya yapıştırabiliriz.” Olaylar sette oldu, ancak id, tüm kararların% 95’inin önceden olduğunu söylüyor. Hazır olduğunuzda, ne kadar iki boyutlu iş yaparsanız yapın – hikaye tahtaları, çekim listeleri, senaryo çalışması – gerçek canlı oyuncular ve gerçek fiziksel ekipmanlarla üç boyutlu bir alana girdiğiniz anda, hiçbir şey işe yarıyor, bu yüzden adapte olabilmelisin. 

Ancak, tüm bu ödevleri yapmış olmak, kesinlikle neye ihtiyacınız olduğunu bilmenizi sağlar, böylece istediğiniz her şeyi elde etmeye oldukça yaklaşabilirsiniz. Ancak tüm çekimler önceden planlandı. Film boyunca devam eden tüm yıldız alanları – tabii ki uzayda ve sonra tüm mumların aşağıya doğru sarkması, onları odak dışına attığınızda bir yıldız alanı, çatıda Rachel’ın arkasındaki Noel ışıkları yıldız. alanlar. 

Aynı şekilde karanlık ve ışıkla da çalıştık, Hughs karakteri siyah, Rachels karakteri ise ışıkta. Hughs, filmin sonuna kadar hiçbir zaman tam olarak yanmadı ve Rachels her zaman yanardı. Bu her zaman planlanmıştı, biz kurulmadan 10 ay önce. Hughs karakteri siyah, Rachels karakteri ise ışıkta. Hughs, filmin sonuna kadar hiçbir zaman tam olarak yanmadı ve Rachels her zaman yaktı. Bu her zaman planlanmıştı, biz kurulmadan 10 ay önce. Hughs karakteri siyah, Rachels karakteri ise ışıkta. Hughs, filmin sonuna kadar asla tam olarak yanmadı ve Rachels her zaman yaktı. Bu her zaman planlanmıştı, biz kurulmadan 10 ay önce.

Paul Fischer: Bunun için Rachel’ı gerçekten öneren Hugh muydu?

Darren Aronofsky: Evet. Bu fikre dahil değildim çünkü Rachel ile kişisel bir ilişkim vardı ve bu bir kumar. Ya ilişki bitecekti ya da ilişki iyi olacaktı, öyleyse neden böyle bir şeyi riske atalım? Hugh fikri önerdi. Ona açık değildim. “En azından buluşalım” dedi. Ve böylece vegan bir restoranda yemek yedik. Aslında vegan değildi, makrobiyotikti, ama farkı bilmiyorum. Ve tamamen bağlandılar ve elektrikseldi. Bu şeylerden biriydi, bir yönetmen olarak, iki oyuncunun birbirine baktığını ve birbirini anladığını gördüğünüz, nadiren gerçekleşen bir oyuncu odasında olmasını umuyorsunuz. Ve Hugh ve Rachel’la ilgili olan şey, o zamanlar ikisinin de aşırı derecede aç oyuncular olmasıydı. Şimdi, onlar büyük film yıldızları. Şimdi, onlarla çalışmayı bilmiyorum. Sahne aktörleri ve inanılmaz derecede iyi eğitilmişler ve her ikisi de ne yapabileceklerini gerçekten gösterme fırsatı bulamamışlardı. Bu benim için en heyecan verici. Ellen Burstyn harika şeyler yaptı ama uzun zaman olmuştu. Jennifer Connelly ve Marlon Wayans’ın ortaya çıkmak için bir nedeni vardı.

Paul Fischer: Rachel’ı yönetmek beklentilerinizi aştı mı?

Darren Aronofsky: O müthiş. Onu bir duygu kazanı olarak tanımlıyorum. Sadece ısıyı artırıyorsun ve işler kaynamaya başlıyor. Tek bir seçimle dört veya beş farklı duygu alabileceğiniz oyunculardan biri. Bana göre bu harika. Gömülmüş ve ağacın içinde büyüyen adam Moses Morales hakkında konuştuğunda, bu tek bir şeydi. Çok, çok az sayıda oyuncu 40 saniye boyunca aşırı yakın çekim yapabiliyor. Başlangıçta deli gibi kestim. Filmi birlikte ilk kestiğimizde parçalar halindeydi. Buradan en iyiyi ve oradan en iyiyi aldım ve işe yaradı, ama sonra, “Malzemeyi bir kez daha gözden geçirmeliyiz” dedim ve sonra o parçaya tökezledik. Bir aktörün böyle bir şey yaptığında parlamasına izin vermelisin.

Paul Fischer: The Last Man’den The Fountain 1.0’dan The Fountain 2.0’a ne değişti?

Darren Aronofsky: The Last Man her zaman The Fountain 1.0’dı. Bu sadece gizli bir başlıktı. Oldukça paranoyak bir adamım, bu yüzden ona Son Adam dedik. Her zaman The Fountaindeniyordu. Bu sadece yanlış bir başlıktı. Her nasılsa senaryo oraya çıktı ve sızdırıldı ve The Last Man oldu ama asla The Last Man olmadı. Aslında başlangıçta bizim için bir çalışma başlığıydı. Filmin en büyük ilham kaynaklarından biri, Latin Amerika’da bir kasabada bu yepyeni hapishanede bulunan ve bir yanardağ vardı ve kasabada hayatta kalan adam dışında herkes yok edildi. yeni hapishane hücresi. 

Ölümsüzlük ve yalnız kalmakla ilgili, istediğimiz şeyi yakalayan bir şey vardı. Temelde yaptığımız şeye dönüşen bu, Bir fikrin küçük bir tohumunun başka bir şey haline gelmesi ilginçtir. Yani The Fountain 1.0 ‘mevcut. Bunu, şu anda mevcut olan DC Vertigo’nun ciltli ve yumuşak kapaklı grafik romanında görebilirsiniz. Çok çok benzer. Birkaç farklılık var. The Fountain 1.0’ın başlangıcında büyük bir savaş sahnesi vardı, ancak Gladyatör sonrası, Peter Jackson öncesi bir manzaraydı. Ridley’in [Scott] Gladyatör’de yaptıklarından çok heyecanlandım. “Vay canına, bu heyecan verici. Gerçekten heyecan verici bir savaş sahnesi yapabiliriz.” Dedim. 

Ama sonra, denemelerimi ve sıkıntılarımı yaşadım ve Yüzüklerin Efendisi çıktı ve “Maya Conquistador savaşımız asla bu fantezi ve aşırılık seviyesine gitmeyecek, öyleyse neden yapalım?” Dedim. Ve sonra tabii ki Troy çıktı ve Kral Arthur. Bütün bu devasa savaş sahneleri olmuştu. Hollywood başardı. Seyircilerin gördüklerinde esnediklerini fark ettim, bu yüzden “Bu sahne Tommy tarafından Izzi için yazılmıştır. Hikaye nedir?” Hikaye inanılmaz olasılıkların üstesinden gelen bir adam, bu yüzden sonunda Maya ordusuna karşı Hugh Jackman’a inandı ve gerçekten ihtiyacım olan tek şey buydu. 

Bunun basitliği beni özgürleştirdi çünkü sonra aniden onu çekmek için 20 milyon dolara ihtiyacım olmadığını fark ettim. Bunu çok daha azına yapabilirim. Bu bir bütçe meselesiydi. Hugh Jackman, Maya ordusuna karşı ve gerçekten ihtiyacım olan tek şey bu. Bunun basitliği beni özgürleştirdi çünkü sonra aniden onu çekmek için 20 milyon dolara ihtiyacım olmadığını fark ettim. Bunu çok daha azına yapabilirim. Bu bir bütçe meselesiydi. Hugh Jackman, Maya ordusuna karşı ve gerçekten ihtiyacım olan tek şey bu. Bunun basitliği beni özgürleştirdi çünkü sonra aniden onu çekmek için 20 milyon dolara ihtiyacım olmadığını fark ettim. Bunu çok daha azına yapabilirim. Bu bir bütçe meselesiydi.

Paul Fischer: Hugh Jackman’ı bu kadar duygusal bir rol oynayabileceğine sizi inandıran bir şeyde görmüş müydünüz?

Darren Aronofsky: Gerçekten böyle duygusal işler yapan kaç erkek oyuncu gördünüz? Son iki ya da üç haftada 15 şehirde bulundum ve birçok kadın bana “Ekranda veya ekran dışında hiç bu kadar savunmasız bir adam görmedim” dedi. Ne yapabileceğini gerçekten bilmiyordum. Buna ilk başladığımda, listemde değildi çünkü o harika olduğu ve yıldızı olduğu Wolverine’i yeni yapmıştı, bu da hayranıysanız yapılması gereken inanılmaz, zor bir şey. Sadece o role adım atmak ve onu gerçekten başarmak büyük bir başarıydı. Ama başka hiçbir şey görmemiştim. Sonra Oz’dan Çocuk’u gördüğümde inanılmaz miktarda yetenek gördüm. İnkar edilemezdi. The Fountain’da yaptıklarının dışında, adam şarkı söyleyebilir ve dans edebilir. [Gülüyor] Gerçekten üzücü. 

Bu filmde yaptığı şey olağanüstü ve bir şekilde gözden kaçtı. Hugh ile rastgele bir barda veya başka bir yerde arkadaşlarından bazılarıyla tanıştım. Sadece merhaba dedik. Ve sonra, aynı otelde kalıyorduk ve ben orada oturup 20 kiloluk buklelerimi yapıyordum ve bu adam odanın diğer tarafına bir makineyi hareket ettiriyor. Bu şeyi çekiyordu ve makine zıplıyordu ve ben de “Ne oluyor? O ucube kim?” Dedim. Ve, X-Men 2 için antrenman yapan Hugh Jackman’dı ve ben gidip “Hey, nasılsın?” Dedim. Sonra, Hugh bu türden bir boyuttan 12 ay içinde tam Lotus pozisyonuna geçmeyi başardı. Yedi sekiz yıldır yoga yapıyorum ve Lotus pozisyonuna giremiyorum. Ancak, tam bir Lotus’a girdi ve tüm o sahneleri, Lotus’ta, kendini yüzdürmek için su altında, bir barbekü teçhizatına bağlı olarak gerçekleştirdi. 

Böylece, ters döndüğünde ve baş aşağı gittiğinde, teçhizat onu temelde döndürdü, 10 saniye boyunca baş aşağı tuttu ve sonra, balonun o büyük açıklayıcı görüntüsü için ineceği yere geri getirdi. Su altında ve karakterde yaptığı çekimlerden biriydi. Fiziksel olarak, gezegende onun gibi bir örnek bulamazsınız. Bu, pek çok farklı spor dalında Olimpik altın madalya sporcusu olabilecek türden bir adam. Yani, bu inanılmazdı. Dublörümüz vardı – ve bütün dublörlerini yaptığı gibi bir tür klişe olduğunu biliyorum – ama her şeyde dublör dublöründen daha iyiydi. Yani, bu onun ağaca tırmanması, kavgalar yapması, her şeyi. Bunun dışında duygusal olarak serbest bıraktı. Bir sahneyi çekmenin geleneksel yolu, geniş açıyla başlamaktır çünkü bu ışıklandırmayı oluşturur ve ardından yakın çekimler için içeri girersiniz. Kamerayı aldık ve aniden bu musluklar açılmaya başladı ve “Tamam, kes! Kamerayı olabildiğince çabuk içeri sok!” 

Kamerayı uçurduk ve gittik ve kuruyana kadar gidecekti. Sonra 10 dakika ara verirdik ve kuruyana kadar tekrar giderdik. Biraz tacizciydi, ama onu sevdi. [Gülüyor] Çok hoşumuza gitti. Bu yüzden düzenleme çok uzun sürdü. O ve Rachel, her sahneyi akla gelebilecek her notayla oynadılar. Genellikle, oyuncu size sadece bir tür yorumda bulunur, ama sonra ben “Biliyor musun? Onu Tomas olarak çal, Tom olarak oyna, üzgün oyna, kızgın oyna, biraz daha öfkeli oyna” dedim. gerçekten mutlu oyna. ” Sadece zıpladık ve farklı şeyler denedik ve bu bir zevkti. kesmek! Kamerayı olabildiğince çabuk içeri alın! “Kamerayı uçurduk ve gittik ve kuruyana kadar gidecekti. Sonra 10 dakika ara verdik ve kuruyana kadar tekrar gidecektik .

Biraz taciz ediciydi, ama onu sevdi. [Gülüyor] Bundan hoşlandık. Kurgu bu yüzden bu kadar uzun sürdü. O ve Rachel, her sahneyi akla gelebilecek her notada oynadı. Genellikle, oyuncu size sadece bir tür üstesinden geldim, ama sonra “Biliyor musun? Tomas olarak oynayın, Tom olarak oynayın, üzün, öfkeli oynayın, biraz daha öfkeli oynayın, gerçekten mutlu oynayın. “Sadece zıpladık ve farklı şeyler denedik ve bu bir zevkti. kesmek! Kamerayı olabildiğince çabuk içeri alın! “Kamerayı uçurduk ve gittik ve o kuruyana kadar giderdi. Sonra 10 dakika ara verirdik ve kuruyana kadar tekrar giderdik .

Biraz taciz ediciydi, ama onu sevdi. [Gülüyor] Bundan hoşlandık. Kurgu bu yüzden bu kadar uzun sürdü. O ve Rachel, her sahneyi akla gelebilecek her notada oynadı. Genellikle, oyuncu size sadece bir tür üstesinden geldim, ama sonra “Biliyor musun? Tomas olarak oynayın, Tom olarak oynayın, üzün, öfkeli oynayın, biraz daha öfkeli oynayın, gerçekten mutlu oynayın. “Sadece zıpladık ve farklı şeyler denedik ve bu bir zevkti. 10 dakika ara verirdik ve kuruyana kadar tekrar giderdik. Biraz tacizciydi, ama onu sevdi. [Gülüyor] Biz zevk aldık. Bu yüzden düzenleme çok uzun sürdü. 

O ve Rachel, her sahneyi akla gelebilecek her notayla oynadılar. Genellikle, oyuncu size sadece bir tür yorumda bulunur, ama sonra ben “Biliyor musun? Tomas olarak oyna, Tom olarak oyna, üzgün oyna, kızgın oyna, biraz daha öfkeli oyna” dedim. gerçekten mutlu oyna. ” Sadece zıpladık ve farklı şeyler denedik ve bu bir zevkti. 10 dakika ara verirdik ve kuruyana kadar tekrar giderdik. Biraz tacizciydi, ama onu sevdi. [Gülüyor] Biz zevk aldık. Bu yüzden düzenleme çok uzun sürdü. O ve Rachel, her sahneyi akla gelebilecek her notada oynadılar. Genellikle, oyuncu size sadece bir tür yorumda bulunur, ama sonra ben “Biliyor musun? Onu Tomas olarak oyna, Tom olarak oyna, üzgün oyna, kızgın oyna, biraz daha kızgın oyna” dedim. gerçekten mutlu oyna. ” Sadece zıpladık ve farklı şeyler denedik ve bu bir zevkti.

Paul Fischer: Şimdiye kadar, üç filminiz de biraz yoruma açıktı. Bir noktada, bir Batman yapmaya bağlıydın. .

.Darren Aronofsky: Batman’e hiç bağlı değildim. Batman bir yazı işiydi. Requiem for a Dream’den çıkmak, The Fountain yapmayı hayal etmek, bunun makul miktarda kuruşa mal olacağını fark etmek ve stüdyonun beni 4 milyon dolarlık uyuşturucu filmi yapan adam olarak nasıl algıladığını görmekle ilgiliydi bana Batman hakkında bir şeyler yapma şansı verdiler ve kahramanlarımdan biri olan Frank Miller ile çalışabileceğimi fark ettim, “Bunu geliştirirsem, aslında The Fountain’i yapmam için bana yönelik algılarını açabilir. ” Ama son altı yıldır gerçekten The Fountain’i yapmaya çalışıyordum.

Paul Fischer: Bunun gibi daha doğrusal bir şey yapar mıydınız yoksa filmleriniz için bu tür bir vizyona sahip olmaya devam edecek misiniz?

Darren Aronofsky: Onları daha tuhaf, daha tuhaf ve daha tuhaf yapacağım. Sinemada yapabileceklerinizin sınırlarını hep zorlamaya çalışıyorduk. DP’m Matty, her zaman Wild Style film yapımcıları olduğunu söyler. Wild Style o çılgınca, grafiti yazı stiliydi, ama kimin her zaman ne yazdığını harflerin tarzından tanıyabilirdiniz. Ve bence her zaman yaptığınız hikayeyi anlatmaya yardımcı olacak, ancak inanılmaz derecede benzersiz ve umarım insanlar için ilginç olan bir görsel dilini bir filme yerleştirmeye çalıştık.

Paul Fischer: The Fountain beklemeye alındığında, muhtemelen bir sonraki projeniz olacak şeyin tohumunu oluşturan başka şeyler üzerinde çalıştığınızı söylediniz. Bunun ne olduğu hakkında konuşabilir misin?

Darren Aronofsky: Hayır. [Gülüyor]

Paul Fischer: Bir sonraki filminizin İncil’e ait olacağını söylediniz, ilk filminiz Tanrı ve matematik hakkındaydı ve bu film agnostik bir şekilde spiritüeldir. Tanrı hakkında ne düşünüyorsunuz? Dindar mısın? Tanrı’ya inanır mısın?

Darren Aronofsky: Bence The Fountain’ın temaları, bu sonsuz enerji ve madde döngüsü, Big Bang’e kadar uzanıyor. . . Büyük Patlama oldu ve tüm bu yıldız maddeleri yıldızlara, yıldızlar gezegenlere ve gezegenler hayata dönüştü. Buradayken, her şey geri dönene kadar bu maddeyi ve enerjiyi biraz ödünç alıyorlardı ve bu hepimizi birbirine bağlar. Dışarıdaki alaycılar bu saçmalığa gülüyor, ama bu doğru. [Gülüyor] Dağınık olan şey, dikkatimizin ne kadar dağınık ve bu bağlantıdan kopuk olduğumuz ve bunun sonucu da bu gezegene ve kendimize yaptığımız şeydi. 

Sadece birbirimizi ve gezegeni öldürüyorduk ve şu anda bu bir acil durum, bence. Tüm hayır işim her zaman çevre ile ilgiliydi. Nesli tükenmekte olan türler listesinde 15.000 tür var. Cıva zehirlenmesi benim yeni işim. [Gülüyor] Bunu kendimize yapıyorduk. Kuzey Kuzey Kutbu’ndaki yerli halkın anne sütünde cıva zehirlenmesi olduğu gerçeği bizden geliyor ve Alzheimer artıyor. Kendimize ne yapıyoruz? Tam bir kopukluk. 

Bana göre, maneviyat burada. Bu bağlantıya ne derseniz deyin – bazı insanlar bu Tanrı terimini kullanır. Benim için kutsal olduğunu düşündüğüm şey bu. Bu bağlantıya ne derseniz deyin – bazı insanlar bu Tanrı terimini kullanır. Benim için kutsal olduğunu düşündüğüm şey bu. Bu bağlantıya ne derseniz deyin – bazı insanlar bu Tanrı terimini kullanır. Benim için kutsal olduğunu düşündüğüm şey bu.

Paul Fischer: PG-13 için herhangi bir değişiklik yaptınız mı?

Darren Aronofsky: Fragmanda eklenmiş bir satır var ama filmde yoktu, “Ölüm bir hastalıktır ve bir çare var ve onu bulacağım.” Bu, Hugh’nun istediği, yer bulamadığım bir satırdı ve onu düzeltmek zorunda kaldım.

Paul Fischer: Şiddeti kesmediniz mi?

Darren Aronofsky: Hayır hayır. Şiddet hepsi aynı.

Paul Fischer: O halde bunu R’den PG-13’e nasıl değiştirdiniz?

Darren Aronofsky: Müzakere!


XİBALBA

“Sonra Bir Hunahpu ve Yedi Hunahpu gitti, gui-Yol boyunca alçalırken haberciler tarafından tespit edildiXibalba’ya. Gelene kadar dik basamaklardan aşağı indileryeniden çalkantılı nehir kanyonlarının kıyısında.

Popol Vuh 1 (Maya Kutsal Kitabı)

Antik Maya halkı, dünyalarını üç aşamalı bir evren olarak tasarladılar. Göklerin kubbesini oluşturan bir gökten, dört kenarlı yeryüzü olan İnsanların ve yeryüzünün altındaki dünyanın – cehennem dünyasının 2 . Dünyanın kendisi genellikle yeraltı dünyasıyla ilişkilendirilen sulu bir üssün üzerinde yüzer. Üçünü birleştirmek düzeyler eksen mundi veya evrenin merkezidir ve genellikle bir ağaçla temsil edilir. Dalları gövdesi yerden yükselen ve kökleri yayılan gökyüzünde yeraltı dünyasından. Quiché Maya dilinde cehennem dünyasına atıfta bulunulduXibalba olarak, “korku yeri” 3 veya ” korkunun yeri” 4 , Yucatan’daki Maya halkları yarımada yeraltı dünyasına Metnal veya “ölülerin yeri” olarak atıfta bulunur.

Bu yüzden yeraltı dünyası, yalnızca yeryüzünün altında sulu bir yer olarak nitelendirilir korku ve ölümle, ancak topraktan fışkıran bitkilerin hayat veren özellikleri kendisi, dünya ağacı gibi.Gökyüzü, yeryüzü ve yeraltı dünyası tanrıların yuvalarıydı. Atalar gökyüzünde yaşadı. Yaratmada yaşayan hayırsever tanrılar, yaramaz veya tehlikeli ruhlar ahlaksızlıklar ve kanyonlar ve yeraltı dünyası korkunç Lordların eviydi.Antik çağda tanımlanan ölüm ve hastalığın getiricileri olan yeraltı dünyası Maya yaratılış efsanesi, Popol Vuh . Postclassic bir belge olarak görülse dePrelassic Maya ikonografisi, efsanevi yaratılış anlatılarının metin 100 MÖ 6’ya kadar uzanıyor ve kanıtlandığı gibi daha derin antik çağa sahip olabilir Guatemala’nın piedmont bölgesindeki Izapa’daki anıtlarda

Bilinen en eski hiyeroglif versiyonu ilk olarak 16. yüzyılda İspanyol yazımına çevrildi.tury, muhtemelen en geç CE 1558. CE 1701 ve 1703 arasında, bir İspanyol rahip, Francisco Ximénez, metni kopyaladı ve İspanyolca çevirisini ekledi 8 .Dayanarak Popol Vuh yanı sıra etnografik hesaplarda J. Eric tarafından bildirilen Thomson 9 , arkeologlar B. MacLeod ve D.Puleston, Antik Maya, mağaraları yeraltı dünyasına girişler olarak kavramsallaştırdı.

Efsanevi Popol Vuh’un sayfalarında iki çift Hero Twins ve onların des-Muhtemelen bir mağaranın ağzından Xibalba’ya kadar. İlk set bir adam ve onun erkek kardeşi ve ikinci set ikiz oğullarıdır. Hikayede ikizler çağırılıyor yeraltı dünyası kötü ölüm ve hastalık efendileri ile top oynamak için. Lordların isimleri varBir ve Yedi Ölüm, Toplanan Kan, Pus Demon, Sarılık Şeytanı, Kafatası gibi Staff and Bloody Teeth bir kaç isim. İlk ikiz grubu oyunu kaybeder ve sa-kötü lordlar tarafından eleştirildi, ancak birçok deneme ve testten sonra, ikinci ikiz grubu yenilgiye uğradı lordlar ve insanlar üzerindeki güçlerini yok edin.

Ortaya çıkan babalarını diriltirler Maya mısır tanrısı olarak, ancak yeraltı dünyasında yaşamaya devam ediyor. Eylemleri temizliyor evrenin harekete geçmesi, güneşin doğması ve yıldızların gökyüzünde yolculuk. Bu yazıda, antik Mayalar arasında mağaraların düşünüldüğünü gösteriyorum. Yeraltı yerleri ve dünyanın altındaki geçiş alanları olarak ve birçok geleneksel toplulukta bugün hala en çok doğal peyzajın kutsal özellikleri. Arkeolojik araştırma yanı sıra etno-grafik hesaplar mağaraların uzaktan saygı duyulacak alanlar olmadığını, İnsanların hem yararlı hem de tehlikeli olabileceği ve yatıştırabileceği yerler tanrılar. Arkeolojik kayıt, bunların antik Mayalar arasında kullanıldığını kanıtlıyor ve Bazı sitelerdeki ayrıntılı mimari değişiklikler, bunların göze çarpan büyük halka açık törenler için arka planlar.


Kaynak: https://www.female.com.au/darren-aronofsky-the-fountain-interview.htm
https://tr.wikipedia.org/wiki/Kaynak_(film)
https://replikler.net/replik/the-fountain-kaynak-replikleri-2006/
https://medium.com/@formedfromlight/a-photographers-analysis-of-the-fountain-2006-film-fe5c88c70f89
https://www.filmloverss.com/the-fountainin-cozumune-dair/
Xibalba, Korkunun Yeri: Mağaralar ve Antik Maya Yeraltı Dünyası / Holley Moyes University of California, Merced


Seninde bize katılmanı isteriz. Sende BU FORMU eksiksiz doldurarak bize katılıp, yazarlar kadromuzda kadromuzda yer alabilirsin.

Kültür, Sanat ve Araştırma Bloku.

Döküntü Net

The Fountain: Darren Aronofsky Mistisizmi [Full Film İzle]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön