Yazar Güzellemesi

Yazar Güzellemesi

Yazar Güzellemesi

Sabah tüm ihtişamıyla uyandı yazar. Yüzüne vurduğu bir avuç berrak su, insanların yüreğine işlediği saf arzulardan daha iyi değildi.

Birden durdu. Yine ilham gelmişti. Ama daha çok erkendi. Hazır değildi ve günlük ritüellerinden hiçbirini daha gerçekleştirememişti. Yazar olmanın dayanılmaz ağırlığı altında ruhunu kaleme teslim etti.

İlham gelmişti ancak bu toz bulutuna şekil vermesi gerekiyordu. Kendi yöntemi ilahi bir temele dayanıyordu. Dayanmasa Mekkeli müşriklerden farkı kalmazdı. Elini kalbine dayayıp “HU” dedi.

O sıra aklından okuyucuları geçirdi. Bu ritüeilini duymaya okuyucular hazır değildi. Duyanlar hazır olmadıkları için uçurumdan düşen sahte mehtilere dönüşecekti bir şarkı nakaratında.

Karakterin omzuna elini değdirdiğini hissetti. Şizofren değildi sadece hayal dünyası yazar olabilecek boyutta geniş ve derindi. Karakterin elinden tutup hızla kağıda çekti. İsmi Leyla idi. Leyla ismini duyunca ilk kuralı olan özgünlük ilkesine ışık tutup karaktere fısıldadı: Yaprak dökümünü andırmayacaksın bile.

Hemen Leyla’yı alıp bir önlük giydirdi, beyaz yakasının iki yanına çiçek yerleştidi. Öğretmene “Günaydın bakalım çocuklar” dedikten sonra yığılmasını emretti. Öğretmen diz üstü eteğiyle yere yığıldı, dizleri o kadar sert çarptı ki masasında duran kolanya şişesindeki kolonya titredi.

Hemen Leyla’ya koş dedi ve Leyla müdür odasına koştu ve müdür olmanın gerekliliği olan kafasının üst tarafı kelleşmiş bıyıklı bir karakteri sııftan içeri telaşla getirdi.

Yazar elini kalemden çekti. Kalemi kağıda pararel bir biçimde yanına yerleştirdi. Mutfağa emin adımlarla gitti ve üzerlik çayını hazırladı. Saate altı dakika boyunca baktı. Saniyenin çıkardığı her ses onun derinleşmesi için bir nimetti.

Sıcak çayı tek dikişte içti ve hışımla kalemi eline aldı.

Leyla sınıf başkanıydı. Müdür öğretmene kendine gelmesi için sert bir tokat attı. Yerde uzanan kadın artık yüzünde bir el izi ile yerde uzanıyordu. Leyla “Öğretmenim ambulansı arayalım.” dedi. Kel müdür “Sen çok biliyorsun bacaksız, geç yerine!” diye bir eğitimciye yakışır biçimde uyardı ve ambulansı aradı.

Sağlık ekipleri geldiğinde “Yüzünü bir yere çarptıda mı düştü.” dedi. Müdür başıyla onaylayıp göz ucuyla Leyla’ya baktı. Leyla ise birden yerinde kalktı ve “Hayır abla! Düşerken çarptı.” dedi.

Sahne birden dondu.

Aksakallı bir adam sahnenin ortasına kadar yürüdü. Asanın sesi geliyordu.

Yazar kağıda bakıp yüzünü ekşitti. Klişelerden sıkılmıştı. Cümlelerin üzerine tek bir çizgi çekti.

Takım elbiseli bir adam sahnenin ortasına kadar yürüdü. Kunduranın sesi geliyordu. Ağzından şu kelimeler döküldü. “Gördünüz, evet. Bu işte…”

Yazar burada kalemi tekrar bıraktı. En can alıcı yeri burasıydı. Uzun saçlarının en ucunu elleriyle sevdi ve kuş seslerinin kulağından içeri yüreğini ısıtmasına izin verdi.

Cebinden tütün tabakasını ve kibriti çıkardı. Duman parmakları arasından süzülüyordu. İşaret parmağıyla kağıdı gösterdi.

“Seni yarım bırakılan hikayelerin arasına saklıyorum. Bazen sonu yazılmış bir hikaye sonu yazılmamış bir hikayeden daha değersizdir.” dedi.

Katlayıp, odasıdaki kağıt dağına yolculuk etti. En tepeye usulca yerleştirdi.

Gözlerinin arasından süzülen yaş iran halısının desenlerine karıştı.

#1137

Seninde bize katılmanı isteriz. Sende BU FORMU eksiksiz doldurarak bize katılıp, yazarlar kadromuzda kadromuzda yer alabilirsin.

Kültür, Sanat ve Araştırma Bloku.

Döküntü Net.




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.