Yeni Dünya

Yıl 1963. O zamanlar ben yeni doğmuşum tabii. Annem, babam ve kardeşlerim köyde yaşıyorduk o zamanlar. En büyük çocuk ben olduğum için çoğu şeyi ben yapıyordum. Orta boylu, esmer, biraz da sert bir çocuktum. Köy şartları beni bazen zorlasa da seviyordum burda olmayı. İlkokuldan mezun olduktan sonra şehre taşınacaktık. Ama ben o zamana kadar sadece bir kaç kez gitmiştim şehre. Nasıl alışacaktım?. Ya da orda arkadaşım olacak mıydı?

Size bunları anlatıyorum ama şuan 2021 yılı 30 EYLÜL günündeyiz. Bunları size sınıfımdan hatta öğretmen masamdan yazıyorum. Öğrencim hasta olduğu için gelmedi bugün. Ben de boş durmayıp bunları size yazıyorum. Kendi adımı bile söylemedim daha.

Ben SÜVEYDA. Sınıf öğretmeniyim. Ama şuan özel eğitimde çalışlıyorum. Bir tane öğrencim var. Ve emeklilik yaşım geldi geçiyor bile. Çalışmak beni iyi hissettirdiği için kopamıyorum okuldan, işimden. Vazgeçmek kolay olmayacak benim işim. Lafa daldık.

Öyle böyle derken zaman geçti ve taşındık. Üç katlı evin en alt katında ben, annem, babam ve iki erkek kardeşimle şehre alışıp yaşamaya başladık. Arkadaşlar edindim. Okula beraber gittik. Okul birincisiydim hatta. Artık liseye gidecektim seneye. Karnemi aldım ve eve geldim. Bizde de gelenek haline gelmişti. Her karne günü babam bize hediye verirdi. Çok mutlu olurdum ve hep takdir getirirdim. O gün ev benim için daha anlamlı ve güzel olurdu.

Çok özlüyorum o günleri. Kek kokan evimizi, bahçede geçen yaz akşamlarını, ektiğimiz domatesleri, annemin balkondaki reyhanlarını. O kadar güzel kokarlardı ki insan hep koklamak isterdi. Şuan evimin balonu var ama reyhan yok. Olsa da o kokuyu verir mi bilmiyorum. Bugün hep eskilere gidiyorum nedense, özledim galiba. Erkek kardeşlerim benden daha harketsiz çocuklardı. Ben sürekli zıplar, hoplar, koşardım evin içinde. Onları da alıp benle oynamaya zorlardım. Rahat bırakmazdım yani.

Bir gün annem mutfakta yemek yaparken biz de okuldan yeni gelmiştik. Hadi oynayalım diye mutfaktan bahçeye geçtik. O sırada annem tezgahın üstüne un koymuştu ve benim gözüme çarpmıştı. Aldım ve annemle kaerdeşlerimin üstüne atmıştım. Önce şaşırmışlardı sonra onlarda bana atmışlardı. Her tarafımız un olmuştu ama çok eğlenmiştik. Babam gelmeden her tarafı temizlemiştik. Yoksa o daha çok dağıtabilirdi ortalığı.

Anlayacağınız küçük ama sevimli bir hayatımız vardı. Şöyle bir bakıyorumda nasıl da geçmiş zaman su gibi. Şuan ki gibi maske yok, yasak yok,virüs yok. Rahatça sokakta dolaşabiliyoruz. Tedirginlik yok, acabalar yok. Yeni dünya zorluyor beni. Eskisi gibi genç değilim çünkü. Ve sevdiklerim de yakında değiller. Yeni dünya koşulları ve şartları eskiye özlemimi arttırdı buıgün ve böyle bir yazmak geldi içimden. Umarım bir diğer yazıma kadar yeni dünya daha iyi bir hal alır. MASKESİZ, MESAFESİZ, TEDİRGİN OLMADAN RAHATÇA DÜNYAYI GEZMEK ÜMİDİYLE…


Youtube
Seninde bize katılmanı isteriz. Sende BU FORMU eksiksiz doldurarak bize katılıp, yazarlar kadromuzda kadromuzda yer alabilirsin.

Kültür, Sanat ve Araştırma Bloku.



Yayım tarihi
Edebiyat olarak sınıflandırılmış

Tuba YILMAZ KİRPİK tarafından

Düşüncelerle dolu bir dünya ve bu dünyadan sadece yazarak çıkabilirim. İstediğim yer ise yazmaya başladığım nokta... Yazmak; kalemle kağıdı bütünleştirene kadar yazmamak!

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir