Yükseklerde Öten Hüma Kuşumuz

Hüma kuşu (Farsçaهما / Homā), çoğu kez cennet kuşu olarak da adlandırılan, görünmeyecek şekilde çok yükseklerde dinlenmeksizin sürekli uçan, asla yere değmeyen -bazı kaynaklarda ayakları olmadığı da nakledilir- efsanevi kuş.

Bakınız: https://dokuntu.net/5-anka-1-efsane/

Özbekistan armasındaki Hüma kuşu.

Hüma kuşu; Özbek devlet armasında, Gültekin (Kültiğin) heykelinin başında kanatlarıyla yer alır. Çepni boyunun ve Oğuz Kağan’ın eşinin ongunudur. Osmanlı hakanları için ‘’ hümayun ‘’ sözü saygı ifadesi olarak kullanılmıştır. Genelkurmay Başkanlığı’nın armasındaki bir çift kanat da hüma kuşuna aittir. Hüma, Türkçe KUMAY kelimesinin günümüzdeki söyleniş şeklidir. Hüma: İyiliğin, güzelliğin, dostluğun, barışın, cömertliğin, cesaretin, gücün, kudretin, egemenliğin, bahtın, devletin, mutluluğun, huzurun kimi zaman aracı, kimi zamanda kaynağı olmuştur.

Bu sebeple hüma kuşu Türk kültür ve medeniyetinin sözlü ve yazılı kaynaklarındaki ve sanat eserlerindeki önemli tasvirlerden biri olmuştur.  Hüma; sürekli uçar, yere konmaz, göç eder, ayaksızdır, dirisi asla yakalanmaz, hiçbir kuşu incitmez, uçarken yumurtlar, yavrusu havada iken yumurtadan çıkar ve uçmaya başlar. Gölgesi kimin üzerine düşerse; kısmetinin açılacağı, bereket ve bolluğa kavuşacağına inanılır( edebiyatdunyamız.com /Ahmet Urfalı)

Hüma Kuşu:  Hüma kuşu, efsanevî bir kuş olup devlet ve saadet kuşu olduğuna inanılır. Hüma ya da umay isimleri ile de bilinir. Kuzgun büyüklüğünde, başı yeşil ve kanat uçları siyahtır. Havada yaşar, havada yumurtlar ve yavrusu da havada yumurtadan çıkar. Gölgesi kimin üzerine düşerse o kimse padişah ya da çok zengin olur. Kimseyi incitmeyen ve dirisi ele geçmeyen bir kuştur. Talih, saltanat, iyilik ve cennetin sembolüdür. Zenginlik ve mutluluk getirdiğine inanılır.

Söylentiye göre Kıpçak çöllerinde, Çin’de ve Hindistan’da yaşayan mitolojik efsanevi bir kuş. Umay kuşu. Cennet kuşu.  Ön Asya mitolojisinde ise Hüma Kuşu cennette oturur, zaman zaman uçarak yedi kat göklerde ve burçlar arasında dolaşır, hatta Allah’a kadar gidip geldiğine inanılır.  

Türk kültüründe “Zümrüdü anka”“Huma” yahut “Umay” olarak adlandırılan ve olağanüstü nitelikler gösteren kuştur. (oltu.net)

‘Hüma Kuşu’ Türküsünün Hikâyesi

Türkünün hikâyesi Erzurum’un Ilıca nahiyesine bağlı Tikkir (Çiğdemli) köyünde geçmektedir. Mustafa ve Gülbahar’ın aşkları dillere destan olmuştur. Gençlerin ailelerinin rızası ile evlenmelerine izin verilir ve evlenirler. Fakat beraberliklerinin ne kadar sürdüğü bilinmiyor.

Çünkü Anadolu’da seferberlik ilan edilmiş, okuyan, okumayan tüm gençler silah altına çağrılmıştır.  Mustafa sevdasını evde koyarak ayrılır. Gülbahar’ı ise bir hüzün alır. Mustafa’sını askere uğurlamıştır.  Aradan yıllar geçer ancak hiçbir haber alamaz.

Sevdikleri Mustafa’ dan umutlarını kesmiştir. Gülbahar ise her sabah kalktığında bahçeye çıkıp ‘yavuklu’sunun yoluna saatlerce bakarak bekler. Gülbahar üzüntüsünden ağlaya ağlaya gözyaşları  kurumuştur. Gelinlerinin bu durumu kaynanasını ve kayınbabasını çok üzmektedir. Kayınbabası Gülbahar’ın her sabah yavuklusunun yolunu bekleyişine o kadar üzülür ki; acısına katılıp bu ağıtı yakar.

Hüma kuşu çok yükseklerde günlerce uçabilen bir kuştur. Kayınpeder Mustafa’yı Huma kuşuna benzetir ve haberci bir kuş olmasına atıfla dilinden şu sözler dökülmeye başlar:

Hüma Kuşu yükseklerden seslenir

Yar koynunda bir çift suna beslenir

Sen ağlama kirpiklerin ıslanır

Ben ağlim ki belki gönül uslanır.

(“Yar Koynunda bir çift suna beslenir… gelinin iki evladı, torunlarına işaret eder..)

Gülbahar da kayınbabasının bu ağıtına şu sözlerle karşılık verir:

Sen bağ ol ki ben bahçende gül olim

Layık mıdır yanim yanim kül olim

Sen ağam ol ben kapında kul olim

Koy desinler bu da bunun kuludur

HÜMA KUŞU:

Türk süsleme sanatında sıkça kullanılan Hayat Ağacı’nın tepesine genellikle ibikleri ve kulakları olan bir kuşun yerleştirildiği görülür. Bu efsanevi kuş metaforu, daha sonra ki dönemlerde mutlak egemenliği sembolize eden kartal, kuzgun, sungur gibi bir avcı kuşa dönüşmüştü. Ünlü tarihçi İbn-i Bibi, bu kuşun mitolojide geçen Hüma kuşu olduğunu ileri sürüyor. Türk kültüründe, zaman zaman çift başlı olarak da tasvir edilen bu kuşun, Tanrının bulunduğu göğün kapısını tutmakla ya da ruhların öbür dünyaya geçişini sağlamakla görevli olduğu düşüncesi mevcuttu.

İslamiyet öncesi Türklerin inanç sisteminde Hüma Kuşu önemli bir yere sahiptir. Bu efsanevi kuşun yaşadığı mekân, aklın alamayacağı, gözün göremeyeceği kadar yüksektedir. Bu özelliği ile hem Türk hem de İran mitolojisinde asil sayılması ayrıca bir devlet kuşu olarak da kabul edilmesi (Hümayun kelimesi ile ilişkilendirilebilir) onu gücün sembolü haline getirmektedir.

 Hüma Kuşu, faklı kültürlerde bulunan simurg, anka ve phoenix gibi diğer efsanevi kuşlarla hep karıştırılmıştır. Onu diğerlerinden ayıran en önemli özellik, göğün yedi kat üzerinde dolaşıp Allah’a ulaştığına duyulan inançtır. Türkler, Hüma Kuşu kimin üzerine konar veya pislerse o kişinin ya zengin ya da hükümdar olacağına inanırlardı. Bizde hala kullanılan “Başına devlet kuşu kondu” tabiri işte buradan gelmektedir. Ayrıca Hüma Kuşu’nun asla ele geçirilemediği, havada yumurtlayıp yavrusunu havada çıkardığı, ayaklarının olmadığı ve hiçbir kuşu da incitmediği kabul edilirdi.

ŞİİRLERDE SEVGİLİYE BENZETİLİR

Halk edebiyatında Hüma Kuşu sıkça kullanılan bir semboldür. Saz şairleri eserlerinde çoğu zaman sevgililerini Hüma Kuşuna benzetmişlerdir.

 Âşık Ömer bir şiirinde;

‘’Baktım gözüne kaşına

Benzettim Hüma Kuşuna

Beni hicran ateşine

Yakan dilber kimsin sen?’’ diyerek sevgilisinin güzelliğini Hüma Kuşu ile tasvir etmiştir.

 Erzurum yöresine ait;

‘’Hüma kuşu yükseklerden seslenir

Yar koynunda bir çift suna beslenir

Sen ağlama kirpiklerin ıslanır

Ben ağlim ki belki gönül uslanır.’’ Türküsü de halk musikisinin en tanınmış örneklerindendir.

Yunus Emre:

‘’Devlet erdi ondan bana

Hacet değil Hüma Kuşu.’’

Mustafa Uçar tarafından derlenen Erzincan türküsünün sözleri ise şöyledir.

‘’Huma kuşu yere düştü ölmedi
Dünya Sultan Süleyman’a kalmadı
Dedim yare gidem nasip olmadı
Ağlama gözlerim Mevla kerimdir’’

Tarih boyunca halı ve kilimlerimizde, minyatürlerimizde, çini ve diğer el sanatlarımızda hem hayat ağacı hem de Hüma Kuşu önemli bir motif olarak yıllarca işlenmiş, günümüze kadar da gelmiştir. En güzel örneğini de Erzurum’da bulunan Yakutiye Medresesi’nin taç kapısında görmek mümkündür(Bilinmeyen Tarih/Murat Kutlu)

HÜMA KUŞU:

Hümâ başta âşık edebiyatında olmak üzere halk türkü ve hikâyelerinde, masallarda ve efsanelerde divan edebiyatındaki özellikleriyle söz konusu edildiği kadar güzellik sembolü olarak da kullanılmıştır:

 “Karacoğlan der ki gönül uğruna

Gökte melek yerde hümâ yavrusu.”

 Saz şairleri hümâ kuşunu andıkları zaman bütün özellikleriyle sevgiliyi kastederler:

 “Baktım gözüne kaşına

 Benzettim hümâ kuşuna

Beni hicran ateşine

Yakan dilber kiminsin sen” (Âşık Ömer);

 “Lâyık mıdır yara açma

 Hümâ gibi yüksek uçma

Gelip üstümüzden geçme

Tabip olan yara bağlar” (Gevherî).

 Bu arada kendini hümâya benzeten şairler de çıkmıştır:

 “Ben hümâ kuşuyum koldan uçurma

Yazık olur sonra pişman olursun” (Sivaslı Âşık Sıdkı)

Erzurum yöresinin “Hümâ kuşu yükseklerden seslenir” mayası da halk mûsikisinin tanınmış ezgilerinden biridir. Tasavvufta hümâ daha ziyade dervişin muhtaç olduğu himmeti temsil eder:

 “Devlet erdi ondan bana

 Hâcet değil hümâ kuşu” (Yûnus Emre)


Hümâ resim, minyatür, dokumacılık, nakkaşlık gibi geleneksel Türk el sanatlarında çok önemli bir motif oluşturmuştur. (Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi)

ÇİFTE MİNARELİ MEDRESE, YAKUTİYE MEDRESESİ VE HÜMA KUŞU

Her iki medrese süslemelerinde hayat ağacı dikkat çekmektedir. Hayat Ağacı başlı başına üzerinde durulan bir konudur, etraflıca araştırılmıştır. Doğu ve batı uygarlıklarında değişik biçimlerine rastlanılmaktadır.

And, Demir Kazık adlı ağacın yerden Kutup Yıldızına kadar uzandığına inanan eski Türklere göre yedi kat gök olduğu, cennetin burada yerleştirildiği ve göklerin en üstününün dokuzuncu gök olduğu düşüncesinin bulunduğunu ifade etmektedir.

Türk süsleme sanatında genellikle Hayat Ağacı’nın tepesine kulaklı, ibikli kuş figürü yerleştirilir. Başlangıçta efsanevî görünümde olan bu ‘altın kanatlı kuş’ ilerleyen zamanla egemenlik, güç anlatan ve kartal, kuzgun, sungur gibi avcı kuş şeklini aldı. İbni Bibi bunu tanımlamak için sadece kartal değil mitolojik Hümâ Kuşu da demiştir. Hayat ağacı inancı, hayat suyu ve hüma kuşu ile birlikte Türk inançlarının üç önemli motifini oluşturmaktadır. Hüma Kuşu’nun yeri “aklın alamayacağı ve gözün göremeyeceği yükseklerdir.”

Yücelerde olur ol Hüma Kuşu

Dostun muhabbettür işi

Pirim ‘Hatayî’dir, cümlenin başı

Dîdâr ile muhabbete aşk olsun!” (Hatayî)

Zülf-i siyahı sâye-i perr-i Hümâ imiş

İklîm-i hüsne anun içün pâdişâ imiş.” (Bâki);

Gök ile yeri bağlayan ve şamanik ayin sırasında şamanın göğe, gezegenlere yükselmesinde aracılık eden Hayat Ağacı’nın dalları arasındaki kuşların, doğmamış şaman ruhları olduğunu düşüncesinin yanında Işık Yaratıcısı (Ayıg Toyon Ülgen) denen ve Karakuş olarak simgelenen üstün varlığın çocukları olduğu fikri de vardır. Bu son fikre göre ağacın tepesinde bulunan çift başlı karakuş, Ülgen’in bulunduğu göğün kapısını tutmaktadır. Bir başka düşünceye göre ise bu kuşlar ölümden sonra gidilen öbür dünyaya ruhların geçişini sağlamaktadır.

Hayat ağacının sahibi umay~hümâ adlı ana tanrıçadır. Doğum ve doğacak çocukların koruyucusudur. Gök Tengri inancında Tanrıdan sonraki en önemli varlıktır. Eski Türk yazıtlarında Tanrı’nın yanında, ara sıra sadece onun adı geçmektedir. Hakas halkı ımay ece, (HakaslarSayan dağlarından kuzey denizine doğru Yenisey Nehri boyunca uzanan bölgede oturan göçebe Türk boylarına denir.) Sibirya Yakut’ları ayısıt adını verdikleri umay bazen de humay olarak adlandırılır ve hüma kuşu ile bütünleşik anlamları vardır. Hüma kuşu türküsü, günümüzde Erzurum ile özdeşleşmiş gibidir.

Huma kuşu yükseklerden seslenir

Yar koynunda bir çift suna beslenir

Sen ağlama kirpiklerin ıslanır

Ben ağlim ki belki gönül uslanır.” (Erzurum, anonim)

Türk teogonisinde (Tanrıların meydana gelişi hakkında bilgi). Ülgen’i temsil eden Hüma, yer ile göğü birbirinden ayırmakta ve Gök’ün kapılarını tutmaktadır. Gök tanrı inancında her şeyin mutlak yaratıcısı Kayra’dır. Ülgen onun çocuklarından birisidir. Göğün en üst katında Kayra, onun bir altında Ülgen oturur. Evrenin yazgısını Kayra belirler. Yeryüzünü yarattıktan sonra yerle göğü birbirine bağlayan dokuz dallı hayat ağacını da Kayra dikmiştir. Onun oğlu Ülgen Han’ın yedi oğlundan birisi Karakuş Han’dır. Kuşlara hükmeder. Bazısına göre Karakuş, Ülgen’i simgelemektedir. Göğün kapılarını tutar. Karakuş Türklerde büyük ve yırtıcı kuşları tanımlar. Karakuş adı, Türk kozmogonisinde(Kozmogoni: evrenin kökeninin araştırması veya evrenin kökeni ile ilgili teori.)Müşteri veya Jüpiter yahut Venüs denen gezegene de verilmiştir. Türk kozmogonisine göre Karakuş gezegeni yeşil mavi, firuze bir kubbe/gökte, beyaz yeşim taşı gibi olan yıldızlar arasında gün ve gecenin mizanını düzenlemekteydi.

Bu motiflerin günümüzde ve daha eski geçmişte Türk milletleri tarafından, basit süslemelerden mezar taşına kadar hemen her yerde kullanıldığı bilinmektedir. Esin’in ifadesiyle : Bugünkü (bayrağımızda bulunan) ay yıldızımıza benzeyen ve gökte gün ile ayın kavuşumunu temsil eden bir motif M.Ö. I. Binyılda, proto-Türk olarak bilinen Chouların (MÖ 1028-281) baş bayrağında görülüyordu. Gündüz ve gece, aralıksız devam eden parlaklığın simgesi olan astral motifler, o devirden beri daima proto- Türk, Türk ve akraba milletlerin simgeleri arasında yer almış ve astral tanrıların alameti olmaları dışında, devlet başkanlarının ve önemli şahısların da alameti olmuşlardır.”

Güneş ve ay tapıncına ilişkin bu figürler cintamani, kızıl elma olarak da yorumlanmaktadır. Son şekli ile günümüzde ay ve yıldız olarak bayrağımızda, mabetlerimizin alemlerinde yer almaktadır. Bu nedenle yazıya konu olan eserlere ait görüntüler, özellikle didaktik yayınlarda yazıda temas edilen anlamlarını yansıtacak biçimde yayımlanmalıdır. Bu yolla bu iki mimari şaheserin süslemelerinin rastgele olmadıklarının ifade edilmesinin yanında hem Türk inanç sisteminin köklülüğü hem de bu inanç sisteminin İslamiyet içerisinde de yaşayarak günümüze ulaştığı “tapu senedi” misali belgelerle gösterilmiş olacaktır. (Cintamani, Sirius yıldız sisteminden gelen kutsal bir taş olsa gerek).  Kaynak: Hakan Hadi Kadıoğlu. Beyaz Şehir Palandöken)

 Başkurt ulemasından Tacettin Yalakcıoğlu 18.yy.da yazdığı Risale-i Azize adlı eserinde şu efsaneyi naklediyor.’’ Diyorlar ki Hümay kuşu maruf bir kuştur. Kuzgun büyüklüğünde olup kanat uçları kara, başı yeşil olur. Yaşadığı yer havadadır. Yumurtasını havada yumurtlar, yavrusunu da havada çıkarır. Diyorlar ki Hümay bazen yeryüzüne 40 arşın kadar yaklaşır ve geri döner. İşte o zaman bu kuşun gölgesi birinin üzerine düşerse cihanda padişah ola yahut çok zengin ola.’’

Yakutlarda Umay adı’’ Imı ‘’dır ve talih kuşu olarak bilinir. Yakutlarca anlatılan efsane de yukarıda anlatılan efsaneye çok benzemektedir.(Abdulkadir İnan)

Erzurum da anlatılan efsane de hemen hemen buna yakındır. Buna ek olarak şöyle denir. Huma kuşu (Erzurum ağzında hüma değil huma denir) senede iki yumurta yumurtlar, birini yer, diğerini hava boşluğuna bırakır.  Hüma Kuşu kimin üzerine konar veya pislerse o kişinin ya zengin ya da hükümdar olacağına inanırlardı. Bizde hala kullanılan “Başına devlet kuşu kondu” tabiri işte buradan gelmektedir. Bazen başınıza bir kuş pislerse ‘Bu gün işlerim rast gidecek veya kısmetim açık’’ deriz.

 Sebahattin Bulut, Huma Kuşu konusunda şöyle diyor: Erzurum’un Huma Kuşu isimli bu uzun havası bir zamanlar unutulmuştu. Bu toprağın, bu beldenin sanatçı gençleri onu tekrar su yüzüne çıkardılar. Hatta popüler yaptılar. Türk sanat müziği sanatçılarımız bile Huma kuşunu repertuarlarına aldılar. Bizim Huma kuşu iyice yükseklerden seslenmeye başladı. Huma kuşu nedir? Kimin nesidir? Nasıl bir kuştur? Pek bilende görende yoktur. O aslında ZÜMRÜDÜANKA kuşu gibi ismi olup cismi olmayan bir efsane kuşu olsa gerek. Türkü yakıcısı Huma Kuşunu muhakkak ki bir  ‘’ Devlet Kuşu’’ ‘’Bir saadet ve Kutluluk’’ simgesi olarak kabullenmiş, öze de sadık kalarak onu yükseklerden seslendirmiştir. Ama biz onu HÜMA olarak telaffuz etmiyor, ses uyumuyla HUMA şeklinde okuyoruz. Kelimenin doğrusu Hüma dır ama belki de biz galat olarak ‘’Hüma Kuşu’ ’diyoruz.

Kaynak: https://www.erzurumpost.com/huma-kusu-efsanesi_4162m.html#:~:text=H%C3%BCma%20Ku%C5%9Fu%3A%20H%C3%BCma%20ku%C5%9Fu%2C%20efsanev%C3%AE,umay%20isimleri%20ile%20de%20bilinir.&text=Cennet%20ku%C5%9Fu.,a%20kadar%20gidip%20geldi%C4%9Fine%20inan%C4%B1l%C4%B1r.
edebiyatdunyamız.com
oltu.net
https://www.timeturk.com/erzurumlu-sanatci-mukerrem-kemertas-ve-huma-kusu-turkusunun-hikayesi/haber-1680498


Youtube
Seninde bize katılmanı isteriz. Sende BU FORMU eksiksiz doldurarak bize katılıp, yazarlar kadromuzda kadromuzda yer alabilirsin.

Kültür, Sanat ve Araştırma Bloku.



Yayım tarihi
Araştırmalar olarak sınıflandırılmış

dokuntu tarafından

Dünyanızdan dökülenler...

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir